Bu koca obur delik, ona merhaba de. (2/5)

Burası girdap. Girdabın sizi, dışınızı içinize geçiren noktadan sesleniyorum.

 (… Kalktı buzdolabının kapısını açtı. Sol eliyle çenesini ovarak bütün raflara bakındı ( cık ) dolabın kapısını kapattı yerine oturdu. Bilindik şeyler fısıldıyor yine bu şeyler, arzuları azapları. Klasik vicdanına mıh gibi saplanmış bazı şeyler işte, evden işe gelirken. (Bu durumda psikoloji evi dokunulmazı konu alıyor olabilir  gibi pragmatikler oluşabilir bazı zihinlerde) ama öyle değil, konu çok başka.)

-Öyle ki kendi içinizde bilmem kaç yüz defa döndüğünüzü sayamıyorsunuz bile, düşünsenize kendi bedeninizi tanıyamıyor oluyorsunuz.

( Sigarasını yaktı, bundan önce bir tane daha içmişti. Son zamanlarda (klasik) çok sigara tüketmeye başladı ama aslında cevap basitti, onlardan daha çok boş vakti oluyordu, ( Belki şöyle bir algı oluşabilir “vaktini boşa harcıyor) ama öyle değil bu konu çok başka.)

Read More

İlle Delirelim mi Yaşamak İçin?

Eğer bir hikâyenin parçasıysanız, o hikâyede kalırsınız. Bir adım ilerisinde, gerisinde ama muhakkak içinde. Delirseniz de… Kaçamadıkça delirdim.

Geçecek sanarak geçiyor ömrüm. Aynı hayali aynı yerden, defalarca, kızgın bir demiri batırır gibi, delik deşik… İnsan ya vazgeçmeyi öğrenir ya delirmeyi… Vazgeçemedikçe delirdim. İnsan beyni çok tuhaf, acıyı görünce kuyruğunu kıstırıp kaçar.

Aklım kocaman bir fare, kuyruğu devirmedik masa, sandalye bırakmadı. Artık bir şeyler o kırık dökük masalardan mı devrildi, gözümden mi? Bilmiyorum. O paramparça sandalyeler neyse ben de oyum. Nasıl ki bir parçasını alıp gel tamir edelim diyemezse ben de diyemem. Yamayamam, kırık kalmaya mecbur bir tahta parçasını andırıyorum.

Geçtiğimiz kış bir hayalet kadar yalnızdım. Görünmez olup olmadığımı düşünürdüm, kendi mutsuzluğuna inanmış herkes kadar sıkılgan… O kocaman kışı, bir cümleyle anlatabilecek kadar eksiktim.

Söylendi ki; içi sevgi doluyum. Canı yakan bir neşem var. Güçlüyüm. Güçlü olmak meziyet mi? Her şeye rağmen devam etmek bir hastalık değil de ne?  İlk yokuşta tekerleklerini koyuveren çarpık, içine kapanık bir kamyonet olmanın nesi kötü? Bir yerlere çarparak durmak isteyemez mi insan?  İlle delirelim mi yaşamak için ?..

Şimdi düşününce yalan olduğunu anlıyorum. Her şeyin. İnanmaya hazır bir halim mi vardı yoksa tutunacak bir su hortumu mu olmuştu bana onca yangının içinde artık, bilmiyorum. Sadece yalandı.

Murdarım ve mide bulandırıyorum.

 

/ benzesme

Read More

Sokak Lambası

Merhaba. Biraz da buradan bahsetmek istedim. Bu sitenin en küçük yazarıyım. Küçükken (hala küçük olmakla beraber) bu siteyi çok severdim. İçinde olmayı da çok isterdim haliyle, oldu da.  Herkesin hayalleri var, olmak istedikleri var. Olamadıkları var ve olmaktan nefret ettikleri…

Mesela buraya yazmıyorum ya, görünce bıraktın mı o işleri diyen bir kişi bile olsa bir şey başarmış gibi hissediyorum. Aslında bazen de hissetmiyorum. Ne hissettiği hakkında kesin tavırları olan biri değilim. İyi hissediyorum işte. Aslında bazen başyazar da beni soranlar olduğunu söyler, motive ve incelik olarak algılıyorum. Belki de vardır kim bilir?  Gözünüze bir şekilde takılıp bu yazıya kadar gelenleriniz olacak diye umuyorum. Ummuyor da olabilirim.  Benim nasıl biri olduğum sanki kimin umurunda? Hiçbir sosyal medya hesabım yok, o birikmişlikle yazıyorum biraz.

Nasıl biri olması gerektiğine karar veremeyen biriyim. Bir duruş edinemedim kendime. Fazla gaddar ve duygusalım. Vefalı ve umursamaz. Bencil, fedakâr ve hiçbir şey. Herkes gibiyim. Sokak lambası gibiyim de mesela. Diyenler oluyor ki iyi hoş yazıyorsun da nereye kadar böyle? Bir yere varmak o kadar önemli midir? Bir şeyi sadece iyi hissetmek için yapamaz mıyız? Yolda olmak da bir şeydir diyenlerdenim.  Yolda olmak kolay da bir şey baktığınızda. Şuan oturduğum halde yoldayım. Yolda olmak sadece yolda olmaktır. Ben ve benim gibiler için bir yola girmek bile çok şeydir. Kendini bana biraz yakın hisseden anlar.

Yetinmekle mutlu olmak doğru orantılıdır. Bu gerçek. Şöyle de bir durum var ki; yetindiğinden azına denk gelince onunla da yetinmen gerekir. Çelişki yok mu sizce de? Yavaş yavaş aç kalmaya alıştırılıyor gibi hissediyorum. Aç derken, duygu açlığı.  Kendi içimize dönersek, kaç tane var gerçekten mutsuz ve yalnız hissettiğimizde konuşmak istediğimiz birileri? Bu belki de iyi bir şeydir demeyeceğim. İyi olması gereken bir şey şu zamanda. Size şimdi şu yaşta üzerime vazife olmayan saptamalar yapmak istemiyorum.

Nihayetinde duygusal bir insanım. Bu şey bir virüs gibi. En güçlü olmanız gereken zamanlarda başınıza bela olur. Tutar bacağınızdan, gidemezsiniz mesela. Ben inanmıyorum duygusal olup gidebilen insanlara. Onlar artı ve eksileri olan insanlardır. Matematikçi gibi görüyorum onları. Saygı da duyuyorum. Olamadığım bir şey sonuçta. Hayatta da olamayacağım bir şey…

Şu yazıyı yazdığım süreçte savunduğum şeyler olmuştur. Buna ilerleyen zamanlarda sadık kalacağımı düşünmenizi istemem. Dedim ya, duruşum yok benim; fanatik olamam, dışında kalınca da üzülürüm. Bir insandan daha çok benziyorum sokak lambasına. Ancak gerçek bir ışık yoksa iş görürüm. İçimde; patlamaya hâli hazırda bir ampul kalbim. Sabah olunca geçecek bir şeyim. Ben aynı acemilikle hayatıma devam etmeye çalışırken okunduktan iki dakika sonra unutulacak, belki de hiç okunmayacak biriyim işte.

 

/ benzesme

Read More

Anlatılan Senin Hikayendir (1)

Biliyor musun hiç bir zaman okumayacağın bir hikaye yazdım bugün sana.

Yazdım , çünkü içimde bir ses var ve hiç susmayacak gibi.

Hiç bir zaman okumayacağın cümleler kurdum, anlamlar yükledim sonra onlara, ve arkasına saklandım o anlamların.

Çünkü aşık olmanın en kolay yoludur bir şeyler yazmak, cümleler kurmak.

Bugün kendimi bir roman kahramanı gibi hissettim.

Güzel olmaz mıydı?

Bir roman kahramanı olsak.

Dolaşsak sokaklarda, yabancılaşsak yaşadığımız şehre.
Sonra kalabalığa karışsak ilk defa gördüğümüz kent meydanında, az ilerde tanıdık bir sima karşılasa bizi, eski günleri yad etsek.
Türlü maceralar geçse başımızdan, ve mutlu sonla bitse hikayemiz. Nefes alıp verdiğimiz sürece hiç ayrılmasak?

Geçen gün seni görmüştüm ya.

Yanımdan geçtin, gözlerinin içine baktım, sen de baktın, hiç konuşmadık,hiç tanışmadık aslında, anı paylaştık sadece, zaten hayat dediğin bir kaç manzara ve o bir kaç an, sırf onlar için yaşıyoruz.

O anı da yazdım hikayemde, işte tam da hikayenin o kısmında aşık oldum sana, keşke yazarken yanımda olsaydın.

Çok kalabalık ama bu şehir. Bir daha karşılaşır mıyız bilmiyorum.

Bir sabah uyanıp bir sırt çantasıyla terk mi etsek bu şehri, dünyanın sonuna mı gitsek mesela, ya da önce bi kahve mi içsek o zaman düzelir mi ki her şey, alışır mıyız ki?

Ya da beraber gökyüzünü izlemeye mi gitsek? Biraz yaramazlık yapar bulutları çalarız, sonra ceplerimize doldurur eve götürürüz, sonra da kavanozlarda saklarız onları, bugünün bir hatırası olur.

Ya da boş ver,

Hiçliğin ülkesinde buluşalım biz. İkimizden başka hiç kimsenin olmadığı bir ülkede, yağmurların sadece bizim adımızı fısıldadığı bir anda kaçıp gidelim, o ilk insanın ilk kalp atışından bile eski zamanlara gidelim. Hiç bir tarih kitabında anlatılmayan destanlara konu olalım.

Bugün güneş hiç batmasın, izlemesin aşıklar o alacakaranlık manzarayı ve bugün hiç bitmesin.

Hiç uyumamalıyım bugün, ya da bir saniye

Ya da hiç uyanmamalıyım.

( Devam Edecek )

Read More

Kafamın İçi Bi Portakal Ağacı

Bazen aynı şarkıyı sen de defalarca üst üste  dinlememiş gibi konuşuyorsun. Sanki hiç, olmayacak bir şeyin peşine  düşmemişsin gibi. Hiç sevmemiş ve sevmeyecek kadar uzak.  Bazen o şarkı ölüm demek oluyor ve çoğunlukla  da öldürüyor.

Senin hiç ölmemiş bir halin var.

O zamanlar diyorum ki;  Tanrı bir yaprağın düşmesini bile istedi, bizi niye neye çok gördü?  Neden böyle bir  hayatın elinde itilip kakıldık?..
İşte o zaman diyorum ki, gerçekten de yutkunmak tükürük yutmak gibi biyolojik bi mesele değilmiş; bir durun  artık’ mış. Ha bir yıldız kaymış ha bir insan yutkunmuş. İnsan bir şeyi kaybederken yutkunur. Bir yere son kez geldiğini bildiğinde yutkunur, bir yerden gidemeyeceğini anladığında yutkunur; hele ki birinden…

Yücel amca, Onun mandalina kabuklarını köze bastırıp kokusunda hiç sohbet etmemiş bir hali var. Yanık  kabuklara bakarak yaşamayı dilememiş bir hali…  Mantık insanı bir yere götürmez , mandalina kabuklarının kokusu ise her yere. Öyle değil mi Yücel amca?

Buralarda kafasında kurşunla yaşayan bir adam var. Ne zaman görsem kendi kafamın içini düşünüyorum.  Kafamın içi; bir ilkokul çocuğu.  Ali atına binmiş gidiyor, güzel cümleler geride kaldı diyerek.  Çocukluğumun kıyısında kafama dayanmış bir silah, korkuyorum çünkü benim çocuk halimden başka bir şeyim yok sığınabileceğim.  Korkuyorum, çünkü böcek olarak uyanmayı yetişkin biri olarak uyanmaya yeğlerim… Kafamın içi bi portakal ağacı.

Yücel amca; hiç şikayet etmemiş, hiç çocuk gibi sızlanmamış olmadığını gördükçe. Tüm şartlar olgunken bile  çocuk olmamış, dünyanın böyle bir yer olmasına kafası bozulmamış, kalbi hiç yerinden çıkacak kadar arsızca  atmamış, hiç tek çaresi olarak görmemiş birini… Herkese, her şeye kızınca gezegeni terk etmek istememiş ki,  bir  ağız dolusu ‘ nerde şu yaşamak dedikleri’ diye haykırmamış. Bezmemiş, bıkmamış, gücenmemiş, delirmemiş Yücel  amca; anladın değil mi?

Büyük ikramiyeyi tek rakamla nasıl da kaçırmıştın? Çocukluğumun tüm kaybedişleri o tek rakamdı. Tek seferde  çok şey kaybetmiş insanlar tanıdım, kaybetmenin bile binbir türlü hali varmış, sayılarla fazla haşır neşir olmuş  çocukluğum anlayamadı. Hala kabullenemiyor kabullenmeyi.   Birini sevmeyi.   Gitmeyi…

Hiç yaşamamış bi hali var .

 

/benzesme

Read More

Tanrı Her Gün Öleyim İstedi

 

Yalnız ölecekmiş gibi hissediyorum. Yalnız yaşayarak, bu içimdeki yalnızlıktan kurtulamayarak ölecekmişim gibi…    Çokça umut ve insanlığa olan inancımı kaybettim. Kızgınım. Çünkü bu hayat; beni daha sevgi dolu biri yapabilirdi. İçi soğumuş onca insan varken ben kendi içime sığmayışımla buz kesildim. Evet; bana hiçbir şey vaat etmedi.  Umûdu; kaybettirecek kadar dilime doladı ama. Bu bir vaattir. Önce istetti, sonra duymazdan geldi. Ve görmezden…
Yanlış seçimdi,  kabul et.  Kabul et; hak edilmemiş bir yalnızlık bu. Ben, bir ‘ kimse hak ettiğini yaşamıyor ‘ çalışması olmamalıydım.

Bizi kelimeler kurtarmadı. Hatta yetmezmiş gibi ayağımıza takıldıkça takıldı. Hep daha kötüsüyle değiştirdi içimizdeki boşluğu. Delinin birinin taş attığı kuyu olduk. Çıkaramadığı kuyu da olduk, hiç yere düşmediğimiz bile oldu.  En son tüm köy toplanıp bu iş böyle olmaz dedi, çıktık gittik biz de. Ben gidemeyen oldum. Geride kalan…

 

Evet daha içimden geldiği gibi davranabilir ve daha diken üstünde yaşamaz hallerine bürünebilirdim.  Beni savunduğum her şeye düşman etmek zorunda mıydın gerçekten? Hangi haklı nedenle, şu akıl almaz romantikliği başıma bela edip her seferinde, ellerime ceplerimi yoklattırdın? Olmadığını görmek hoşuna gitti. Şimdi ters giden bir şeyler gördüğümde şaka yaptığını düşünüyorum. Alaya alınmak bu.
Beni hala kelimeler kurtarmazken, kelimelere çok bel bağlamış biri olarak bu yıkımı anlatmayacağım. Yıkım yıkım yıkılmayı da…
Birden gelir yazma hissi. Hisssetmeyi saadece bu zamanlarda önemsiyorum. Hayatı; bu kadar üzülecek kadar ciddiye aldığım için kendimden iğreniyorum.  Ne yana koşsam aynı boşluk bu.  Kabullendim ve yoruldum.Yalnızlığın öyle gelip geçici bir şey olmadığını biliyorum.

Bu son, bu bitmek değil bitirmek. Hiç olmadı.  Cevapla diye sormadım sorduğum hiçbir şeyi. İçimde, kopup gitmeyi kafasına koyabilecek bir fırtınam yok benim.  Dinle.
Sen beni hiç; ellerinde beyaz çiçeklerden bir buketle, saatine bakarak beklemedin.  Çok şey istemek miydi bu? Bunca umutsuzluğun içinde bir buket beyaz çiçeğe tutunup kurtulmaya çalışmak çok şey istemek miydi?  Çok istemekti sadece.  O kadar çok istedim ki.
Bunları buraya yazacak kadar içime dokunduğu için,  yazmaya bu denli sığındığım için bile Sümerlerin,  yazıyı Anadolu’ya getirmiş olduğuna lanet ettim.  Bugüne kadar hiçbir şey anlatılmamış ve de yazılmamış olsun istedim.
Sen de doğana uygun hareket etmeseydin ne olurdu sanki?  Terbiye edemedin mi varolma çabanı? Biyolojine az geride dur diyemedin mi?..    Ben zaten sağlam durabilen biri olmadım hiç, şimdi bunu yadırgayacak değilim.
Beni kelimeler kurtarmadı.  Ama sendeletti epey.

Kendi burnumun dikine giderken bile sana gelmek bu.

 

/benzesme

Read More

Benden Çok Olsa Bir Hayal Kırıklığı Olur

Kırılır. Kırılmak önemli bir müessesedir. Bi kırıldınız mı, tüm dünyadan alacaklı olabilirsiniz. Her şey bir kırılmayla başlar. Hiçbir şey sonuna kadar devam etmez. Sakar bir çocuk gibi elinize aldıklarınız en iyi ihtimalle bin parçaya ayrılır. Kendimden biliyorum.

Mesela bir kuğu olarak dünyaya gelmiş olsaydım tek yapmam gereken zarif olmak olurdu. Kimsenin hakkını yiyemezdim. Kimseyi yarı yolda bırakamazdım. Kimilerine hissettiklerim; kimilerine hissedemediklerim yüzünden suçlanmazdım. Bir hikayenin parçası olmaya çalışmaz da zaten bir hikaye olurdum.

Aitlik duygusunu bilmediğimden bayramlarda kendimi rüyalardaki gibi çıplak hissetmezdim. Kaldırım taşlarına bakınca kimsesizliğim gelmezdi aklıma. Bavul sürükleyen birini gördüğümde bu şehri terk etmek istemezdim. İstemediğim yüzlerce şeyi istiyormuş gibi davranmak zorunda kalmazdım. Hayat denince aklıma sadece bir göl gelebilirdi?!

Kısacası ben gittiğini kabullenmeyip felsefeye sararım da felsefe sarmaz sen gibi. Kaldı ki ben ağaca bakıp ormanı görmek istemiyorum, sana bakıp dünyayı görmek varken üstelik. Beni böyle son çare benzetmelerin içine sürükleyip, hiçbir şey olmamış gibi gökyüzü ve gökkuşağı dolusu hayaller kurmanızı istemiyorum.  Bana hayal kurmamayı bile öğrettiler, daha fazla bir şey öğrenmek isteyemeyecek kadar yer edene kadar. Şimdi, şimdi gitsem; tasım tarağım yok. Tas tarak olmadan gidersem bi deyimin zoruna giderim deyip kalıyorum haberin var mı? Arsız ve mutsuzum. Bu gülmeye engel değil. Bir hayal kırıklığı olmaya da.

Zaten benden olsa olsa bir hayal kırıklığı olurdu. Yıldızları siz yakalayın. Ben en çok akşam üzeri gün batımını izleyecek kadar göğe bakabiliyorum.

 

Read More

Kategoriler

Son Yorumlar

Arşivler