Bazen Birileri Bir Yerlerde Yarım Kalır...

Bura Benim Yerim

 

İnsan bir akrabalarını, bir de hayattan soğuyacağı zamanı seçemiyor. ‘Ya yeni geldim az sonra zoruma gitsin’ diye bi durum olmuyor ne yazık ki. Zaten önemseyen biri değilim bu durumları. O kadar çok duygunun anasını ağlatıyoruz ki, öte kay dediklerinde bura benim yerim diyemiyoruz.

 

Birini çok seviyorsan da uzak durmalısındır bence. Huysuz bir insan olarak kimsenin bana sonsuza kadar dayanabileceğini sanmıyorum. Birine ‘ya dur gitme, alışkın değilim ben’ diyemiyorsunuz. Herkesin bir gitme hikayesi var öyle değil mi?

Böyle acı olmasına rağmen tadından vazgeçemediğim cipslere benziyorsun. Dudaklarımda dilimde hal kalmıyor ama gel gör ki o paket ya bitecek, ya bitecek.

Ha, bu yazıya da geçen sene başlamışım. Cümleleri farklı kurardım belki ama ben aynı.  İleri görüşlülük mü , bi insanın değişmemesi mi bilemedim.  Hala kızınca olduğum yerde tepiniyorum. Hala üzülünce herkesi suçluyorum. Hala kimsem yok. Hamım hala. İnanıyorum, güveniyorum, kaybediyorum.  En uzun kenarın hipotenüs olması gibi.

Çocukken mahalleden kaçar kaybolurdum. Hiçbir şeyden anlamamayı bile bilmezken, kaybolabiliyorken.  Şimdi. Ne bilim şimdi. Şimdi her şeyin mantıklı bir açıklaması olmak zorunda. Şimdi kabus. Bir Oblomov’a ne kadar kabussa, o kadar. Şimdi uzak.

Devamını Oku

Ben İyi Kalanlardanım Galiba

 

   Onun o acı kokusu bile; tatlı, mayhoş.. O sohbete dahil edilmediği zamanlarda bir sandalye çekip oturan arsız. O benim sınavım.

Tarzımı değiştirmekten bahsediyordum. Konu önemli değildi, önemli olan ele alış biçimimdi. Hani bazı melodiler kulağa değil buruna hitap eder, mekan değişir, zaman tepe taklak olur. Hep aynı yerde görürsün kendini. Sanki o müziği dinlediğinde, hiç değişmemiş olursun, veya öyle düşünürsün. Yeni bir AVM inşaatına daha başlanmamış olur, her zaman gittiğin yere gitmekte olursun. .

Şu olmazsa yapamam dediğim bir şey yok. Konuyu buraya getirmek için epey boy verdim. Defalarca kurcaladım, bozdum, eski haline geri dönderdim. Ne zaman biriyle ters düşsem veya bir şeyi yapamayacağımı hissetsem; ‘olmazsa ne olur?’ diye kendimi yemeye başlar oldum.

Benimki galiba, yalnız kalma korkusu. Ya da kalamama. Bu kısmı üzerinde biraz daha düşünmeliyim.

Mesela cidden şu konu üzerinde konuşmaya kalksam dayanamaz gülerim. Birine anlatma, söyleme gereksinimi bile duymam. Kafam patlayacak hale geldiğinde bari yazayım da gitsin diyorum. Bir gün karar vermiş halde okumak için daha çok.

Herkes kötü. İyi olmaktan çok kötüler. Huzursuzum. Nereye gidersem gideyim hep daha kötüleriyle karşılaşacağımı biliyorum. Umarım yanılırım. Çevremde pek kimse yok. Samimi söylüyorum bir elin parmağı etmez sayacaklarım. Yani sanmayın ki kalabalıktan bıktım. Hayır, sadece bulaşmadım, istemedim. Zaten şu grup olan arkadaşlar kadar adisi yok. Açık bulduklarında kapayacaklarına parmak geçiriyolar. İkili ilişkiler daha samimi gelir bana. O neredesiniz, geliyorum’culara ayrı bir kin beslerim.

Kin demişken; kendimi asla birine kalıcı derecede pislik besleyemez sanırdım. Bana ne yaparsan yap, bir gün unutmuş olurum.. Öyle değilmiş. Gerçekten canının yandığı anları beyninin acıyı savuşturma mekanizması ne kadar gelişmiş olursa olsun unutamuyorsun. Ben unutmuyorum. Arada, başıma gelmese bu kadar net öğrenemezdim desem de, fırsat olsa da aynılarını yaşatsam diyorum. Öyle bir fırsat yakalayınca da her ne düşündüysem vazgeçiyorum. Ben iyi kalanlardanım galiba. İnatla iyi olmaya çalışanlardan…

Konu belki değişti, belki çok uzadı, belki çok başka yerlere geldi, ve bugüne kadarkilerden farklı, her yönden. Zaten önemli olan konu değil demiştim, ele alış biçimim.. O benim gün batımlarında bile cayır cayır yanan güneşim. O benim dolunaylardaki karanlığım. O benim sınavım.

Devamını Oku

Karıncaların da Suçu Yok

    Sana yakın olmak mı? Cehennemin giriş katında ateş yakmak gibi. Hem dokununca eriyor gibi kirpiklerin usulca, hassas. Hem öyle asi havası var buğusunun. O kadar çiçek tuttum; hiçbiri kırıldı kırılacak değil gülüşün kadar. Kendime inanmasam bir hayali yaşadığımı sanırdım. Halbuki varız. Hazirana benziyoruz, yağmura, kara, birbirimize… Kolumuzdan tutup geldiğimizi söylüyorlar. Yolun bitmediğine eminim. Daha önce hiç bu kadar yarıda kalmış hissetmemişim ayrıca. Yokluğundan haberleri yok, üzülmenin bağışıklık kazanmadığından da…

Dünyanın en güzel ve henüz yazılmamış şiirini okurcasına büyülü bir ses, bu büyüye kapılmış bir deniz kızı. Ve o kadar aşina ki parmakların okyanusa; her dokunuşun ayrı yakamoz.

Çikolatadan şato eksik, biraz da ev büyüklüğünde mantarlar…

Doğru anahtarın ilk deneyişte bulunup, dolmuşun tam vaktinde geldiği günlerden birindeyiz. Ben sana arkam dönük oturuyorum. İyi beceriyorum bu işi demek ki de, tam bir sene sürüyor. Başka zamanlarda bir asıra denk geliyordur belki.

O Güneş’e aşık adamı ilk kez konuşurken görüyorum, dudaklarını oynatırken yani. Anlatamıyor, anlatamadıkça kafasını öne eğiyor. Anlatamıyor ya, nasıl olsa anlamayacaklar kısmından habersiz.

Bu değiliz diyorum ben. Buralar istediğini alamayıp hırçınlaşanlarla dolu. Uğraşmıyoruz Oturduğumuz yerden dileyip, olmayınca ağzımızı bozuyoruz. Yürürken bile üç beş karıncayı canından ediyoruz.

Biz karıncaları bile sevdiklerine pişman ediyoruz.

O çikolatadan şato eriyip bir masalın içinde kayboluyor. Ev sanıp içine girdiğimiz mantarlar kentsel dönüşüp üzerimize yıkılıyor. Bu defa kirpiklerin de fayda etmiyor gülüşün de..

Bir çıkmazın içindeyiz. Gittiği yere kadar gidelim dedikçe kayboluyoruz. Senle kaybolmak da güzel, orası ayrı. Eve hiç dönememekten korkuyorum . Başkasının ağzından dinleyince güzel böyle şeyler. Bende sanki bir başkasınınmış gibi duruyor. O kadar gerçek ki; içine bir yalan dahi girse rengi atıyor.

Doğru kelimeyi bulamayıp, yüzünü hatırlayamadığım hikayelerden birindeyiz. Ben asla anlatamayacağımı bildiğimden yaşamayı seçiyorum. Tanrı bu işe ağırlığını koymak istiyor olacak, dediğim gibi olmuyor hiçbir şey. Sıcaklığın da soğuyor, üfleyerek severdik oysa diyorum. Buraların havasındandır belki tamam olamayışlar. Belki daha zordur İskandinav Ülkelerinde kavuşmak. Her şeyin matematiksel bir açıklaması vardır. Ekvator’da maksimum nem hep fazla olur mesela. Kim bilir? Aşklar da…

Devamını Oku

Ve sen en çok, doğduğun gün güzelsin.

Bazı geceler bitmez. Bazı gündüzler gelmez. Bazı mevsimler gridir. Bazı trenler gitmez. Bazı istasyonlar kavuşmak içindir. Bazı saatler geçmez. Bazı aşklar çok güzeldir (sen). Bazı ayrılıklar yeniden gelmek içindir. Bazı eller sadece öpülür. Bazı gözlere ölünür (senin). Bazı şarkılar bin sene dinlenir. Bazı şiirler yarım kalır. Bazı adımlar hep onadır (sana). Sana olmayan adımlar hep boşadır. Bazı nefesler boynundan alınır. Bazı rakılar sabah içilir. Bazı çaylar rakıdan sonra.

Bazen, aldığın nefesin ciğerlerine dolduğu yerde saklanıp sen elma diyene kadar saklanasım geliyor. Bazen de sığmıyorum dünyaya. Bazen, bir fırtına olup seni inciten her şeyi yıkasım geliyor, Bazen de verdiğin nefesin havada bıraktığı titreşim beni yıkıyor. Bazen, seni o kadar çok özlüyorum ki adımlarım büyüyor yanında olmak için. Bazen de kendime takılıp düşüyorum olduğum yere. Bazen, başımı bir tanrının omzuna yaslıyorum. Seni anlatıyorum. Seni anlatırken içim geçiyor. İçim senden geçiyor, gözlerinin değdiği, dokunduğun, öptüğün, seslendiğin her şeyden. Gözlerimin önünden geçiyor. Herkes geçiyor, her şey geçiyor, zaman geçiyor. Sen, geçme! Olduğun yerde kal. Yanımda kal! Çok yakıştın oraya! Çok güzelsin orada!

Beni, kendini, dünyayı, gözlerinin değdiği her yeri güzelleştirmekte üstüne yok! Hep böyle, hep benim kal olur mu?
İyi ki varsın. İyi ki doğdun! İyi ki seni seviyorum!

Devamını Oku

Mart mı?

 Mart ayı diyorum, hiçbir şeyin bitmediğini, çoğu şeyin değiştiğini hatırlatır hep. Kuşlar öyle neşeli öter ki, sanki incir ağacının dallarına değil, çocukluğuma konar. En lezzetli ama en dudak sızlatananın ilk incir olduğu günlere…

Ben sabahları banyodan gelen güvercin seslerini siyah giyinimli adamlar çıkarır sanırdım. Çünkü kötüler siyah giyinir ve güvercinler kadar boğuk ses çıkarırlardı :)

Şimdi sabahları ılık rüzgar esiyor. Bir bahar ki sorma. Küsler barışıp tekrar kavga etmeye hazır hale geliyor. Bizim durumlar aynı. Hatırlasam, belki buzdağının görünmeyen kısmı dahi eriyecek. Ne bileyim, bu defa affedileceğiz belki.

Yazdım ben onu. Konu kapansın istedim. Unutmayayım diye not almak gibiydi. Arada açıp bakıyorum. Eksilmediğini görüyorum, azaldığını seziyorum ama anlatamıyorum. Yaşamıyorum da. Bana hep olmayan şeyleri anlattı. Hayal gücümü biraz da ona borçluyum. Şimdilerde inanma problemi çekiyorsam sebebi belli. Kimse gerçek olmasın istiyorum.

Seçimler, bundan sonralarımız. O kadar gayret ediyorum ki bir olacağın önüne geçmeyelim diye. Çok tekrar ettik, çok tekrarlandık. Şu sıra ne zaman göz göze gelsek, kimsenin kimseye acımayacağı tutuyor. Daha çok çocuk ölüyor sanki. Sanki sağ kalanların elleri daha çok üşüyor. İyilik etmiyoruz kendimize de herhangi bir organizmaya da. Zarar ziyan birkaç tur başımı döndürmelerin.

Değiştiğimi farkedeyim diye yapmadığım kalmadı. Fikirlerim, beğenilerim hatta saçlarım bile. Bende aşina duran ne varsa yerinde olmasın istedim. İnsanlar ancak bir kış bitiminde yenilenmeye hazır hale gelir bana göre. Eskisi gibi kalır korkusuna ‘ sen eskiden böyle değildin’ sözlerine aldırmadım.

Sürekli aynı tarafta olmaktan sıkıldım. İyi oldum, kötü oldum, nötr oldum. Son aşama umursamazlıktı. Sonra fark ettim ki sende ne yoksa o oldum. Öyle ki yakınımdakiler bile sana en az benzeyenler.

Birini unutmanın yolu, ondan kaçmamak.

Şiirlerde öyle.  

Devamını Oku

Kutup Yıldızı

 

Gülüşün canımı yaktı dedim. İlk defa olmadı, geçer der gibi tekrar güldü. Dudak kıvrımlarını ezberleyecek kadar tanıma (!) diye not aldım bir geceye. Gerekirse kendine bir tanrı bul,  gözlerinde intihar et.  Gülüşüne dokunma!

 Bir çocuğun haklı yere ağlamasına dayanamıyorum diye konuşurken konu insanlığımıza geldi. Termometreler 21 dereceyi gösteriyordu, cehennemi hatırlattı kalp atışları.   Bizim ayaklar yere basmıyor, huy galiba.

   Yanındayken, insan ölemeyecek kadar ateist oluyor. 

     Bana  kimse çiçek almadı, o hiç çiçek koklamamış. Ben burnumun ucunu göremem, o bakmaz. Sanki birbirimizi tamamlıyoruz. Davranmasını bilmiyoruz ama. 

    Herhangi bir şairinkine benzer diye şiir yazmadığımdan bahsettim, birkaç şiir okuttu. İlk mısrasından karambole yuvarlandım. Geleyim mi, canın acıdı mı dedi , sonradan hissediyorum ben. Çok sonradan. Savaş bitmiş, üç beş yangının dumanı tüterken iki oyuncak bebeğin saçlarında.  O zaman dank ediyor yokluğun. 

    Daha fazla da olmadığın oldu, yetişemediğim de oldu, geri döndüğüm, hiç başlamadığım da…

      

İki cilt boyunca yataktan kalkmayan bir roman kahramanından bahsetti. Piyasayı harcayacak kadar iyi yazıp bir kitabı olmayan yazarlardan konu açtım. Kimse hak ettiğini yaşamıyordu. Dünya vazgeçmeyenler için. Pek bana göre değil.

Sen daha önce kendini hiç, yüksek bir yerden düşer gibi hissettin mi? Rüyanda da olur hani? Bir boşluğa düşersin.

Uyanınca da o boşluk olursun.

Çok uğraştığım, yetiştirmeye çalışıp iki gün geç tamamladığım için kimseye okutmadığım, anlatmadığım bir hikaye var. Ben bir iş için acele edersem, o iş olmaz dedim. Zamana bırakmak benim için tercih değil o yüzden, zorundalık.

O baktı, ben hiç görmemiş olmayı diledim. Venüsün huysuzluğu üzerinde olacak, ay benim bilmem kaçıncı haneme girmiş olacak ya da, iyi şeyler yaşayamadık.

Bence Güneş’in suçu yok, Kutup Yıldızı’nın da…

Ben Kuzey’e gitmek istemedim.

Devamını Oku

Ya Var Ya, Hayat Çok Zor

Güneşin dönencelere dik gelemediği vakitler, mart yine kapıdan baktırırken yani, çocukluğumdan kalan tek hikaye Küçük Prens’ken ve yine bir kırlangıç aşık olup göçmekten vazgeçiyordu.  O çoğu şeyin değiştiği yaz tatillerinin birinde unutuyordum hikayenin kalan kısmını.  Önce arkadaşlarım değişiyordu, sonra hiç olmuyorlardı.

 

Kendi  bildiğinden öteye gidemeyen küçük bir çocuk olmaya devam ediyordum. Sokaklar daha fazla keşif yapılabilecek  güzide mekanlar.  Annem bana ne giydirdiğine çok dikkat ediyor çünkü iki üç saate belediye anons verecek, kırmızı elbiseli, şu yaşlarda, küçük bir kız çocuğu kaybolmuştur diye.  Söylene söylene eve götürüyor beni annem.

Yüz bine atılıyor çöpler o zamanlar. Bir çocuk, her zaman alacaklı olur. Babasından, abisinden, tabii hayattan.

Sen yoksun, okula başlamış olmalısın tahminimce. Ben senden daha çalışkan oluyorum. Devamsızlıktan sınıfta kaldığın dahi oluyor.  Müzik zevklerimiz farklı, ama yine de dinliyoruz.  Ben kendi dinlediklerimden sıkılıyorum, sen kendi vizyonsuzluğuna kızıyorsun.  Uçak yapıyorum ama uçmuyor.   Uzayda yetişen patates bile beş lirayı buluyor. Hiç yaşanılası değil buralar.

 

Hiç kimsenin tanımadığı diyorsun, kimseyi tanımadığın diyorsun, cümlenin devamı rüyalarıma giriyor, annemin yüzü asık.  Uzun yollardan da, yolculuklardan da nefret ediyoruz.    Olgunlaşmıyoruz, iyi ki de yapmıyoruz ama.  Olanlar çabuk satılıyor.

Aynı ağaçtayız, kimse koparmıyor. Çünkü tatlı değiliz. Çünkü gerçeğe benziyoruz.

O aşık kırlangıç, soğuğa dayanamayacağını bilerek bir Prens büstünün ayaklarında, yağmuru göz yaşları sanarak ölüyor.  Prens küçük ama gönlü büyük, içine tüm çocukluğum sığıyor. Döşemeye sıkışmış, bizzat sıkıştırılmış tasolarım bile.

Daha sonra felsefik bir kitap olarak karşıma çıkıyor.

- Okudun mu Küçük Prens’i sen?

+ Şu kırlangıçlı olanı mı?

- Yok, benim dediğim farklı, derin kitap.

+ Bakarım.

Devamını Oku

Yazarlar

Twitter

  • Bura Benim Yerim:   İnsan bir akrabalarını, bir de hayattan soğuyacağı zamanı seçemiyor. ‘Ya yeni geldim az so... http://t.co/TpEXHO4vrk
    about 2 ay ago
  • Yeni bir yazı Bura Benim Yerim http://t.co/8vIyRLHFcD
    about 2 ay ago
  • Ben İyi Kalanlardanım Galiba:      Onun o acı kokusu bile; tatlı, mayhoş.. O sohbete dahil edilmediği zamanlar... http://t.co/rlFbpXb958
    about 3 ay ago
  • Yeni bir yazı Ben İyi Kalanlardanım Galiba http://t.co/kuim9SChgI
    about 3 ay ago
  • Karıncaların da Suçu Yok:     Sana yakın olmak mı? Cehennemin giriş katında ateş yakmak gibi. Hem dokununca er... http://t.co/WfhEOfDYeK
    about 6 ay ago

Kategoriler

Arşivler