Bazen Birileri Bir Yerlerde Yarım Kalır...

Karpuz Kabuğu

Marinada taş aralarına sıkıştırdığım tasolar gibi hissettiriyorsun. Kaç kezdir bulmaya gitsem orada yoksun, başka bir yere gitmiş de olamazsın. Başka bir çocuk gelip toplamış da olabilir ama sen benim tasolarımsın, başkalarının cebine sığamazsın da giremezsin de. Orda olmalısın. Belki biraz yosun tutmuş olmalısın ama olmalısın anlıyo musun? Ben her gittiğimde elim boş dönsem de her dönüş yolunda tekrar arama planları yaptığımsın. Vazgeçememe illeti mi bu? Ya da şu umut belası mı?..

Bak ne diyorum, bizim sahilde çok sahipsiz eski püskü bina var. Her gece dalga sesiyle yerinden uyanan perileri de vardır belki. Sorumsuz ve zengin şımarığın tekinindir diyorum her gördüğümde. Veya hasta yatağında vicdan azabı çeken yaşlı bir amcanın, hayırsız evlatlarına bahsetmediği ve gizlice bir hayır kurumuna bağışlayacağı bir evdir. Büyük bir aşk yaşamış kadınındır. Terkedilmiştir orda, geri dönmek istememiştir. Başkasına vermeye kıyamamıştır da böyle sahipsiz görünüyordur diyorum. Belediyenin satın alamadığı yerler güven ve bolca ihtimal veriyor işte. Belki bu savaşı iyiler kazanır diye düşünmeden edemiyorum. Masallarla büyümenin gereğidir bu, yadırgamayın.

İnsanın denize sıfır hayalleri olunca içine koyacak birini arıyor. Kimse de yakışmıyor aksi gibi.

Yeterince yıldız seyretmedim diye mi oldu böyle?

Ay dolunayken kolundan kelepçeleyip kapına asmadım diye mi al bak bu benim hikâyem diye?

Ne diyorum sana; konu o tasolar ve eski püskü evler değil. Gözlerimi sımsıkı kapattığımda geçmemen. Benim başı boş aklımla bir karınca azmiyle baş edip , içselleştikçe şiirselleşmen. Veya tam tersi. Bu da çok film izlemenin eksikliği olmalı.

Ben senden sonra gökyüzüne tövbe ettim.

Devamını Oku

Döke Saça

Biz çocukken bir Şeker Dede vardı. Para verdiği bilindiği için bayram sabahı ilk Onun eli öpmeye gidilirdi. Ben sabah sabah ayıp olmasın diye öğlene kadar kaç para alacağımın hayalini kurar öyle giderdim bayramlaşmaya. Gittiğimde erken gelenler paraları bitirmiş olurdu. Elime şeker tutuşturulup gönderilirdim. Her şey böyle başladı galiba.

Rüyalarımda kendimi sürekli bir yerlere yetişemezken ve çok geç kalmış görüp uyandığımda, içten içe herkese, her şeye küstüğümde de, yenilgi ve mutsuzluğun daimi olduğundan emin olduğum zamanlarda da; elime bir avuç şeker sıkıştırılıp sokağa bırakılmışım gibi hissederim hala. Sanki diğer insanların arasında yer edinemiyormuşum gibi…

Bu öyle bir lanet ki; kıyıdan uzaklaştığını fark etmeden kendini denizin ortasında bulmaya, gelmeye de gitmeye de .ok uzak olmaya benziyor.

Güneşin doğuşu diye yola çıkıp batışına yakın yakaladığım zamanlarda gördüğüm bir köpek var. Adını Mutlu koydum. Boynunu okşarken ‘ ulan Mutlu’ diyebilmek için. Küçük şeylerden Mutlu olmak ancak böyle bir şey olabilir herhalde.

Çok sevdiğim insanlardan vazgeçtim, yalan yok. Gerçek olduklarından şüphelendiğim an gitmenin ne kadar onurlu bir davranış şekli olduğunu anladım. Ve gidebilmenin ne denli zor olduğunu da… Hala giderken, sarı tarlalarda ot kokusu gibi burnuma çalar yokluğun. O zamanlarda sen yoksun diye büyümediğimi düşünürüm. Eksik hissetme illeti bu. Bırakmaz. Bırakmıyor. Hiç bırakmayacakmış gibi.

Şeker Dede bu işin ne kadar içinde bilmiyorum ama hala yenilmiş hissedince elimde bayram şekerleri, üzerimde başımda lazımmış gibi gereksiz bir özen, döke saça ilerliyorum. Kötüsü; bu defalar kaçırdığım üç kuruştan ve birilerinin telafi edebileceğinden çok daha fazlası.

Devamını Oku

Şimdilik Waits dinliyorum

 (Fotoğrafın  yalnızlığından kurtulmak için sokağa çıktım, ama bir sorun vardı. Bu sefer kendi içimdeki yalnızlığa doğru , durdurulması zor tanrı tanımaz arzularımın peşinde sürükleniyorum. 

 İnsanın kendisini kandırmasından daha hafifletici bir neden yok aslında  bedenine zarar verirken. 

“Beynini eritirken.”

 Bütün bu olanlar iliklerime kadar ıstırap içinde çivileniyor, kimileri kendilerinde bulduğu ötanazi hakkını sonuna kadar kullanıyorken kimileri de bu boşluklar arasında savrulup duruyor, yel değirmeni oldukça şiddetli dönüyor karşı koymak bazen  zor oluyor.

“tabi bu donkişot için geçerli” 

Sana fotoğrafı göstermeyi yine çok isterdim ama anlatımım ile kalması her ikimiz içinde iyi olacak, en azından  zihnindeki dokunulmazlığı onun gerçekliği ortaya çıkana kadar devam edecek. )

 İnsan hiç bir şeye aldırmıyor da yediği elmanın damağına acı gelmesi  bazen sinir bozucu oluyor, bunun yanında tırnaklarının renk değiştirmesi saçının dökülmesi, nefes alıp verirken ciğerlerinin hırıltısını duyması, çökmüş yüzündeki sakalının şekilsizliği gelgitli bakışlarını bile etkiliyor.

Kime neye nasıl bakacağını bilmediği için sürekli yere bakması kafasının dışındaki dünya ile bağının kopmasına neden oluyor. Hal böyle olunca tuttuğu takımın ligde kaçıncı sırada olduğunu bile hatırlamaz oluyor, aslında hatırlamaz demeyelim önemsemez oluyor.

Gün içindeki koşuşturma mesaisini bitirdikten sonra, gece yarısından sonra kendine ayırdığı zaman diliminden payına düşeni büyük bir şükranlık ile alıp tabağına koyuyor, çekip çekiştiriyor.

“Zaman” kimi zamanlar hızlı ve acımasız geçiyor, çivili sopasını insanın beynine beynine vurması üstelik “insan”ın bunu  kendine yapması büyük bir vahşet,

(Fotoğrafta anlatmadığım bir detay ise heykelin kucağında bir çocuk var o ise diğer her iki yalnızdan daha yalnız duruyordu.)

Altı dakika sonra  zaman diliminden  kendi payıma düşeni alacağım ve tabağıma koyacağım.

Devamını Oku

Belki Yine Başı Dönüyordur

Yıldızların bile sonu var. Bu hayatımın en berbat gerçeklerinden biri. Sonuçta sana bir ışık yılı uzaktaki bir şey, ömrü ortalama yetmiş yıl olan insanla aynı sonu paylaşıyor. Benim çocukluğumda işler öyle yürümezdi. Ev çok kalabalık olduğunda (ki çok sık olmazdı bu) alışkın olmadığımdan herhalde, balkona çıkardım. Dirseklerimi kolonlara dayayıp, ellerimle suratımı avuçlayıp bir yıldız olmayı dilerdim veya bir yıldız kadar parlak olmayı…

Şimdi de ne zaman gökyüzüne baksam uçacakmış gibi olur bana. Yine herkesten sıkılınca, uzayda bir yerlerde başka yaşam formları olup olmadığını düşünürüm. Şimdilerde sana gelemeyeceğimi biliyorum, nasıl bir kelebek kadar baharsın, nasıl bir yaprak kadar yeşil ve titreksin; nasıl titretirsin içimi, biliyorum. Yıldızların da Allah belasını versin, bir gök kadar derin bakışlarının da… Nerden geldin girdin aklıma demiyorum.

Ama diyorum ki; keşke böyle yalın ayak, üstüm başım yırtık, ağzım yüzüm pislik içinde hissetmeseydim. Bir Kibritçi Kız kadar üşümeseydim. Gargamel kadar kötü olmasaydım mesela… Her kurbağanın prens olabileceğine inanacak kadar çocuk kalsaydım.

Hem o zaman daha içli severdim seni. Gülerdin, göz bebeklerinden başlardın gülmeye ama. Bir hikaye olurdu böyle peşinden ekmek toplar gibi gelmelerim. O zaman her şeyin bir mantığı olmak zorunda olmazdı. Bulutlarda yaşayabilirdik. Hatta iki yıldızın arasına hamak kurabilirdik! Güzelliğine ancak bir Tanrının gücü yeterdi.Gülüşün yine çiçek açmış erik ağaçlarını hatırlatırdı.

Kalbim kırıkmış, zoruma gidermiş yokluğun, aklım bilmem kaç karış havadaymış ne önemi var? Sen ağlak bir masala benzemişsin, daha ne kadar ileri gidebilir bu zaman denilen sarhoş adamın teki?  Düz yolda bizim gibi ayağı mı takılıyordur? Belki yine başı dönüyordur, keşke yine başı dönüyordur da aynı yere savruluyoruzdur. Belli mi olur?

Devamını Oku

Papikolas Planet

Papikolas Planet’e Uçuş Planı


-Bir planın var mı ?
-var
-peki nedir ?
-bir plan yapmak…
 
( Duraksıyorum, melodinin ritmi fazla uzağa götüremeyecek kadar zayıf, uygunsuz zaman ve melodiler bilirsin hiç sevmediğim nescafe üçü bir arada gibi (sabahtan kalma bayat çayı onun yerine yeğlerim)
Uzun bir yolculuk için belkide kötü seçim. Bu aralar neyin iyi neyin kötü olduğunu karıştırır oldum yaşamanın dozunu fazla karıştırınca böyle oluyormuş, tabi bunların hepsi benim tercihlerim benim kararlarım. Bazen düşünmüyor değilim tamam bazeni fazlaca iyimser oldu sürekli düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum düşüyorum, bazı durumlarda çaresiz kalmam beni çok sinirlendiriyor kendime karşı olan saygısızlığım bu yüzden, hem kendi halinde kendi yolunda bir adamım ben kimseye bir zararım yok.)

Ama şunu bilmelisin ki bu planın içinde uyuyup uyanıp yaş yetmiş olup hemen ölmek yok, henüz bu dünyaya son kazığımızı atmadan gitmek bize yakışmaz. Öncelikle fildişinden yapılmış gökdelenlerin tepesine çıkıp avaz avaz söveceğiz insan oğluna tabi bununla yetinmeyip tam yetmiş kat yukarıdan üstlerine işeyeceğim, mezarlarına tüküreceğim bu fazlaca acımasızca görünebilir ama olsun elimden geleni ardıma koymayacağım huyum kurusun. Sırtımdaki derin izlerin kabuk bağlayıp deniz canlısı olana dek bu böyle devam edecek hepsi ölüp mezarlarına tükürünceye dek.

Ama senin için dayanamaz belki kusarsın. Hem aklıma harika bir fikir geldi, lüks bir restoran düşün hani bu kibirli insanların etiketin bin beşyüz üstü maymunluk yaptığı yer. Şef aşçı olduğunu düşün…
Hani o yemeğini bitirmeden kalktığında cezalandırılacağını düşündüğün yermiş, nasıl fikir ama ?
Yine korkarım dersen yine ben varım diyeceğim tabi sende paraşütle atlayıp yine korkmak gibi… neyse.

Hem ben daha Cibali’den eski, kırık dökük, ahşap ve üstelik cumbalı evde bir sigara içmeden pes etmeye niyetim yok. Hem bütün kaçış planlarımızı orada hazırlar sonra yola koyuluruz orada yaşadığımıza ihtimal bile vermez bu insanlar.

şimdi susup seni dinlemek istiyorum.

Devamını Oku

Paralel Seyahat Acentesi ( Nasılsınlar 1/3)

Ucu bucağı olmayan, ufuk çizgilerine paralel seyahat acentelerinden birinde geç kalınmışlığımı kutluyorum. Gözümün önünden geçen onca otobüs,  uçak nispet yaparcasına el sallıyor. Nasılda deniz mayınları gibi serseri serseri yayılıyorlar, artık hangi yörüngede hangi enlem boylamda çarpışırlar bilemiyorlar sadece bana el sallıyorlar. Bu arada müziğin ritminden kaynaklı yükselmeler ve alçalmalar bünyemde gelgit etkisi yaratıyor bilirsin cebir dilinde medcezir. Matematiğimin bu kadar berbat olduğundan daha önce hiç bahsetmiş miydim ? Hipopotam ağırlığını, olasılık hesaplamalarını, korneası zayıf bir gözlem ile gözlerinin içindeki bilimden çokça konuştuğumu hatırlıyor gibiyim. Tas tamam otuzikimetre kare  içerisinde, ruh teslim serenomilerinde bile meteor sağnağını konuşuyorduk ve dışarıdaki ısırgan hayvanların götlüğü yüzünden çıkamadığımı anlatıyordum sadece anlatıyordum.

Şimdide olduğu gibi dahide ki de yi ayrı yazmadan hemde. İnsanların duygu artıkları ile besledikleri köpek sadakatim ile satmadan, incitmeden. Bu kadar basit bir bağlacı bile gramerime sokarak.
Ahh neyse kafama taktığımdan değil, sadece anlamıyorlar.

Bir hayvan barınağında işe başladığımdan mıdır, tel örgü arkasındaki gök yüzüne zaafım?, hayır ! hayvan olduğumdan filan değil bence, başka bir şey bu. Nasıl nasıl asıll anlatsam bilmiyorum, belkide gidenlerin hesabını yoldan sormadığımdandır bu kadar rahat bir yavşaklığı da  anca ben yapabilirim, kim bilir belki de samimi gelmedikleri gibi gitmişlerdir.

Fark etmiyor musun bilmiyorum, şuan alık alık kendimi arıyorum. Zaman zaman kendi yüzümü unutup hangi tarihte olduğumu düşünüyorum, hep o hatırlayamadığım  tarihte buluyorum kendimi.  Zamanın sıfır noktası gibi.

Şarkıya daldım, melodisi içindeki derinlik öyle muazzam bir büyüklükteki sözlerindeki anlamsız ironileri bile yutacak şekilde, bir o kadar da biçimsiz bir derinlik. Hangi yöne gittiğini  tahmin edemiyorsun, sığ bir huzuru var, bilirsin işte ne çok ne az tam olması gerektiği gibi.

Devamını Oku

Aradığınız huzura şu an ulaşılamıyor ( Nasılsınlar 2/3)

(-Sigara
-ahh lütfen
-Biraz huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın?
-Neden oradan beceriksiz biri gibi mi duruyorum
-Hayır tabi ki ?
-Peki ya o zaman ne ?
-Benim üstüme dökmüşlüğüm çoktur, aynı dikkatsizliği sizinde göstermenizi istemem.
-Yani bana dikkatsizsin demek istiyorsun ?
-Hayır.
-O zaman ne demek istiyorsun ?
-Sadece huzur istiyorum
-Pek öyle görünmüyor ama !
-Neden ?
-Baksana, ön yargıların buna izin vermiyor. Nasıl huzur bulacağını bile bilmiyorsun !
-Peki bana yardım eder misin ?
-Tabi… Sigara ?
-Ahh lütfen
-Biraz huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın ?
-Bak gördün mü yine aynı şeyi yapıyorsun ?
-Neyi ?
-Beceriksiz olduğumu söylüyorsun hiç denememe fırsat vermedin ki !
-Hiç denemedin ki
-Sigara?
-Ahh lütfen
-Huzur ?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın ?
-Seni piç kurusu! aynı şeyleri tekrarlamayı kes artık beni sinirlendiriyorsun.
-Tamam…
-Ne tamam, ne tamam?
-Seni sinirlendirmemeye karar verdim.
-Nasıl yapacaksın bunu ?
-Sigara ?
-Bu mu ?
-Huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyeceksen neden olmasın Allah’ın belası ! beni sinirlendirmekten başka hiç bir halta yaramıyorsun.
-Benim huzurum belki senin gözlerinin içindeki derinlikte hem biraz ön yargılı bir güzellik bu… bu nasıl anlatılır bilmiyorum belki benim huzurumda sen yoksun belki senin aradığın huzurda bende yok, olamaz mı ?
Uzatmaları oynayan üçünçü küme takımları gibiyiz baksana? Ne birbirimize yetebiliyoruz nede kendimize.

-Bu, bu ne demek oluyor şimdi ?
-Bu hiç bir şey demek oluyor.)

Devamını Oku

Yazarlar

Twitter

  • Karpuz Kabuğu: Marinada taş aralarına sıkıştırdığım tasolar gibi hissettiriyorsun. Kaç kezdir bulmaya gitsem o... http://t.co/bCscAQ3lGB
    about 6 gün ago
  • Yeni bir yazı: Karpuz Kabuğu http://t.co/KXr03F84C6
    about 6 gün ago
  • Döke Saça: Biz çocukken bir Şeker Dede vardı. Para verdiği bilindiği için bayram sabahı ilk Onun eli öpmeye gi... http://t.co/9cMwCjkWzp
    about 2 hafta ago
  • Yeni bir yazı: Döke Saça http://t.co/YQQSgUU8nh
    about 2 hafta ago
  • Şimdilik Waits dinliyorum:  (Fotoğrafın  yalnızlığından kurtulmak için sokağa çıktım, ama bir sorun vardı. Bu ... http://t.co/z5c62MelMO
    about 4 ay ago

Kategoriler

Arşivler