İrrasyonel sevişlerimde yapmış olduğum karavana atışlarımda belirdin sen… Yaşanan her an’ın bir bedeli olduğu gibi seni kaybedişlerimin bedelini faturalara yansıyan yüksek meblağlı ödentilerde boğularak ödedim ben… Aklımın tembelliği düşüncelerin kafamdan uzaklaşmasına neden olurken “düşünmek olgusu” farklı bir boyut kazanıp “düşünmemek olgusu”nun ağırlığı çöküveriyordu üzerime. Bir kovalamaca başlıyordu kelimelerle aramda, ben kaçtıkça... [more]
yar sana yardım.. yardım etmedin.. YAR YARİN YARIN.. ATACAK KENDİNİ UCUNDAN BİR YARIN.. »View More
Biliyor musun? Ben hiç büyümedim ve hala sokaklarda oynayan, her koşuşunda yere düşüp dizlerini kanatan ve hiç bitmeyen şımarıklıkları olan küçük bir çocuğum. Hayır! Bilmiyorsun. Beni hiç umursamıyorsun bile. Hadi kalk oturmuş olduğun yerden, dışarı çıkalım ve seninle birlikte oyunlar oynayalım. Gelmiyor musun? Kalk hadi. Neden benimle konuşmuyorsun? Bak, sana söz veriyorum. Çok konuşmayacağım ve seni üzecek yaramazlıklar da yapmayacağım. * * * Damarlarımda... [more]
Sayamıyorum artık ve bilemiyorum içime kaçışının kaçıncı günü oldu. Herkesten uzaklarda, en kuytu köşelerde dev-inim içinde yapayalnız yaşarken bir anda giriverdin kalbime. İşgal ettin vücudumun tüm bölgelerini. Yıkıp yeniden inşa ettin içimdekileri. Geçmişim bir film sahnesi gibi gözlerimin önünden geçivermişti ve (yaş)anılmayan birçok ani canlanıverdi hafızamda. Kan-adı kırık bir kuş gibi çırpınıveriyordum ve içimi bir kırılganlık hissi etkisi... [more]
Günler geçip gidiyor… Haftalar, aylar kovalıyor birbirini… Mevsimler yaş döküyor ve gökyüzü ağlıyor… Bir eylül ikindisi hüznü yaşıyor belki kır çiçekleri, belki tabiatın yeşil gözlerinden anlamlılık akıyor… Manidar bakışlı sevgilinin dudağından dökülecek birkaç tatlı söz için nice cümleler, nice paragraflar davet ediliyor geceye… Gece yarısı yalnızlığına, gece yarısı suskunluğuna… Belki bir kitap, belki beyaz bir kağıt,... [more]
“Bazen birileri bir yerlerde yarım kalır, hayat yaptığından utanır.” (birbölüiki, 2010) * * * 26 Haziran 2010, saat 08.00 sularında Adana’nın merkezinde bir köşede yürekleri etkisi altına alan bir heyecan fırtınası belirivermişti. Bir sevinç dalgası yayılmıştı etrafa kimsecikler farkında olmasa da. Kader örmüştü ağlarını ve bir eylem önceleri belirsiz olan bir coşkuya dönüşmüş, ardından tadıldıkça tadına doyum olmayan, belki de hiç unutulmayacak... [more]
Herkesin kendi sınırına çekildiği bir tür ateşkes ilanı. Acıyı sonuna kadar yaşamalı mı? Duygular gerçeği yansıtmamaya başladığında kimi sevsen sen gibi değildir. Benim demeden tanımlamaya çalıştığın benlik duygun ilk/son kez ‘üçüncü bir şahıs’a ait olacaktır. Kırılan bir diş gibi kökü kalır içeride. Sen acıyı çekersin, o çöpü boylar. Küçük bir çocuk olsan yastığının altına koyup dilek bile dilersin. Çocuksun da küçük değilsin oysa…... [more]
Gideceğin yerin esiri olmaktı yolculuk, geride bıraktıklarını düşünmeden kanmaktı bir suya doya doya. Bir pamuğa takılıp yavaşça aşağı inmekti. Ucu bucağı olmayan düşler kurmaktı. Deniz üstü sevdalarda gezindikten sonra durulmaktı. Derinlikleri merak edip dalmaktı. Ya da hiçbir hazza kanmamaktı. Sadece beklemekti. Bir gün açelya kokusunda bir gün zakkum kenarında uyanmaktı. Gölgesinde bağdaş kurup bir ağacın yitirdiğin sevdiklerini anmaktı. Sonra başka... [more]
