Kalabalık bir günün sonunda yeniden düştün elime.

Hangi film seni benden daha iyi özetleyebilir ki, biraz durgun, biraz huysuz, şaibeli bir varlığın var, filmin sonu da gelmiyor ve sanki bir türlü başlayamıyor da… Ya da çoktan başlamış bir filmin bilmediğim bir karesindeyiz seninle.

Üzüntün ne zaman gelir, hangi havalarda?

Diyorum ki kendime: Film arası müziklerde bulduğum koyu aşk; neden filmin teması olman gerekirken kıyısındasın, seni de çeken bir ömrün olmalı dillere dolanacak ustalıktaki kulaklarda. Öylece başını alıp gidemezsin yaşam aralığımda. Işığında kirlenmektense kimsesiz bir gaz lambasının, yüzümü dönemedim karanlığa yine de; kirlendim kendi kefenimde bu saçma yeryüzüne inat. Kendi ölümümdü beğenmediğim karşıki sokakta, üstümde bir gazete, suçlanmışım işlemediğim bir cinayetle, bu son olsun diyen sesler başımda ve sen herkesten önce bırakıp gitmişsin beni. Siren sesleri en sevmediğim, hep acı taşır içinde.

Devam ediyorum, sonra:

Haber uçur yine yüreğine, bu kadar kolay bir gülüşle onun olamayacaksın. Onca duraktan sonra beklemek daha da zorlaşacak. Birdenbire gelecek o; bir daha gitmemek üzere, en çok da senin için. Ağır kalan yanlarını yerden toplayacak bir ezgiyle yeniden kaybolacaksın yarım filmlerinde… Yavanlaşan tatsız kalıplar artık rolümü çalmak için uğraşmıyor kimse, o kadar ki küskünmüşüm dünyaya.

Hep soruyorsun bana: Yalnız kalmayı tercih ediyorsun uzun süredir, yabancılarla olmaktan mı yabancı olmaktan mı korkuyorsun diye, soruyorum şimdi kendime, geç kalınmış bir soru değil aslında. Birçok kişi nedenini merak ediyor bu halimin ve sordular da usanmadan, ben usandım soruları yanıtlamaktan, ondan şimdi bu derin suskunluğum, kimi zaman yorgun kimi zaman bıkkın görünmemin nedeni var, aldatıldım belki de. Benim sevgilerimde sevgililerim hiç yalnız kalmadı belki ama beni yalnızlaştırdılar. Niye sormadım ki, kaç saat sonra bitecek küçümsedikleri anlar, kaç mumun sonunda alev taşacak avuçlarımdan, sızısından kaybolacak yüzüm, görünmez olacağım.

Devam ediyorsun sonra: Niye kıyıda kaldığını anlıyorum şimdi, insanların arasına neden karışmadığını, en son bir Perşembe akşamı bilmem ne caddesinde rastladım sana ellerin doluydu sıkamadım, ama gözlerin verdi selamı. Uykudan yeni uyanmış gibi bir halin vardı, gri bir atkı boynunda rüzgara da incelik göstermiş, eksik kalmamış selam da ve esorfmanların üstünde, çıktın merdivenleri, demek ki tam evinin önündeyiz.

Ilık bir rüzgar esiyor yine, bu kez selamı o veriyor bana. Yürüyorum gitmek istemediğim bir yere, fatura ödemek zorunda mıyım bugün? Son güne bırakılan şeylerin patlak verdiği günlerden biri daha. Kuyruk uzamış gitmiş, saat gecikmiş, suçum yok; saat hep aynı şeyi yapıyor bana. Ben de faturalara… Rüzgarla anlaşamıyorum bugün, seni uğurladığı gibi, faturaları da yanına çekmeye çalışıyor. Kısalttığım saçlarım benim tarafımda; sabit, dağılmadan bağlılığını kanıtlıyor bana.

Yeniden düşmüşsün yollara, bu kez gayet zinde ve şık görünüyorsun, az sonra bir fırının önünden geçecek, sokağı dönecek ve çiçekçiden çiçek alacaksın, sahibi belli o çiçeklerin ama yine de sürprizi bozmuyorum, ben sıradayım görmedim, sadece duydum rüzgar ağzından kaçırdı; biraz önce onu yendim. Sırrını vermek zorunda kaldı.

Bir sonraki güne birlikte bakalım mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir