Kovalamaca
Seni benden önce bulurlarsa;
beni soracaklar.
Beni senden önce bulurlarsa;
sustuğun yerden vuracaklar.
Seni benden önce bulurlarsa;
beni soracaklar.
Beni senden önce bulurlarsa;
sustuğun yerden vuracaklar.
Düş bir düş’e..
Düşe kalka düşün düş’ü..
Düş bir düşüşte.. Düş’ün olsun düştüğün düş’ün..
Düşün bir düş’ü.. Düşerken düş görüşünü..
Düşünmeden düşme düş’e.. Düşersin düşünerek düş’ünün içine…
Düş’ün(me)cem-de bir d
ü
ş
var..
Korkuyorum düş’ünmeye..
İki insan.
Biri kendine yabancı.
Bir adım.
Sana böylesine uzak.
O n ü ç d a m l a g ö z y a ş ı
O n ü ç bıçak darbesi
O n ü ç kurşun çekirdeği..
Anladım. Bir aşk en fazla onüç yerinden vurulur.
Ve bize de olsa olsa;
Ölü bir aşk yakışır.
SORU : Biliyormusun ?
CEVAP : Bilmiyorum..
SORU : Gidiyormusun ?
CEVAP : Gitmiyorum..
“karafaki”
Yağmur yağıyor.. Arap Kızı’nın pencereden bakması kimin umrunda.. Hayatı almışım kaleme.. Kalem en tükenmez yerde tükeniyor.. Hayata mı dayanamıyor kelimelerime mi bilmiyorum.. Ama bir sorunumuz var belli ..
Kırmızı başlıklı kızın başına gelenler kırmızı başlığından mıdır düşünüyorum.. Neden Kurt suçlu mesela.. Doğasıydı karnını doyurmak.. Ama bilemezdi uzun yıllar sürecek olan bi hikayede vahşetle anılacağını ve bütün çocukların ondan nefret edeceğini..
Evvel zaman içindeyken kalbur da saman içinde ne arıyordu bir fikrim yok… Anlayamadığım sözlerle başladı dinlediğim bütün hikayeler.. Ve bütün hikayeler mutlu sonla bitti.. Şimdiyse kokoş bir perinin sihirli bir deynekle hayatı değiştiremeyeceği aşikar.. Kül kedisi belki Prensle mutlu oldu ama bilinç altında o mutfakta geçirdiği zamanların ezikliğiyle hatırlıyor geçmişini..
Develer tellal iken pireleri deve yapmaya bayılıyorduk.. Haberimiz yoktu pirelerin berber olacak kadar kabiliyetli olduklarından… Çocukluğumun hayal balonları tek tek patladı, severken bir sokak köpeğini aslında pirenin zararlı bi parazit olduğunu anlayınca kabarmıştı elim yüzüm kaşıntıdan.. Ve çok geçti artık.. Büyümüştüm..
Yağmur hala yağıyor.. Arap kızı kendini farkedecek birilerini gözlüyor pencereden.. Oysa tadını çıkarsa yağmurun.. Camları buğulandırsa nefesi ve isimler yazsa ..Silse.. Yazsa.. Silse.. Sıkılıp yağmura çıksa.. Dışardan kendi penceresine baksa.. Farketse kendi kendini.. O da büyüse artık..
Hayat kanalizasyona yuvarlanan madeni para kadar çabuk geçiyor ve tutulamıyor zaman.. Zamanla oyun oynamayı seviyoruz bir ileri bir geri alıyoruz saatleri.. Amacımız güneşin güzel yüzü.. Gerisi faso fiso..
Ben bunları yazarken kendimi pencereden dışarı bakarken hayal ediyorum.. Arap kızı olamayacak kadar beyaz tenim ve farkedilmekte umrumda değil.. Keyfim yerinde.. Tecavüze uğramış Polyanna’nın “acımadıkiiii acımadıkiii” gülüşleriyle bakıyorum etrafıma… Ve bütün iyi niyetimle gülümsüyorum bir zamanlar sonuna kadar inandığım hikaye kahramanlarına..
Yedi yaşımdaydım. Gri akşamüstleri olan bir kentin ayak parmaklarını donduran soğuğunda en çok özlediğim babamdı. Gelmeyeceğini anlayınca üşüyen hayallerimi de alıp eve dönerdim.
Denizlerin atlaslardaki gibi mavi olmadığını anladığımda sekiz yaşımdaydım. O gün, düşlerimdeki bütün mavileri açığa aldım. “Ne bekliyordun ulan eşşoğlueşşek” olmuştu babamın tesellisi..
Ve şimdi.. Ne kadar zaman geçtiğini saymıyorum artık. Çünkü ben hep; bırakıp gittiğin yaşta kaldım. Denizlerin saydamlığını, babamın bazen gelemeyebileceğini, düşlerimdeki renksizliği anladım da, bu yaşıma geldim yokluğunla nasıl başa çıkmalıyım, işte onu anlamadım.
Ama biliyorum, geçecek birgün. Kaç bin yıl kaldı şunun şurasında seni unutmama ?
“Yaran beren var mı?” diye sordu.
Yok dedim.
Yalan söyledim…
Hayata takıldı ayağım..
sendeledim önce..
düştüm ve küfrettim ana avrat yaşım kadar ve bir o kadar ağladım utanmadan..
dizimde açılan yara çocukluktan armağan..
kimse dokunmasın istedim..
yaralarım masumdur, masum değilken ben hayatta..
yaralar.. yaralar insanı en çocuk yaşta.. sızlatır içini..
yaralar..yorar insanı en olgun yaşta.. göz yaşını akıtır içine..
takıldım hayata..
sendeledikten sonra düşülebiliyormuş, kanayınca anladım çocuk yaşımın yaraları..
ve küfretmek sarmıyormuş yaraları, dilinde ayıp kalıyormuş insanın..
ana avrada boşuna kötü söz sürülüyormuş..
onlar bile masummuş yaralar kadar ve yaralanırmış her kötü sözün ardından..
hayata takılıyor ayağım her yaşımda..
her yaşımda biraz daha açılıyor yaralarım..
iyileşmesine izin vermeden kanattığımdan bağlayan kabukları, yaralarım hayatta direnemiyor..
kanamak için bahane arıyor..
sendeleyip düşmeye zaman yok..
kabuk bağlayan yaraları tırnaklarken.. yaralarım kanıyor..
hayat oluyorum kanatıyorum yaramı..
kendime takılıyorum..
düşürüyorum kendimi.. yaşım kadar ağlıyorum görmesin kimse..
kimsenin anasına dil uzatmadım dilimdeki küfür kendime..
yaralarım kanıyor..
hayata takıldım sandım hayatken kendim.. avuçlarım kanarken anladım akan kan değil hayatın ta kendisi..