Anlatalım Kendimizi Yüreğim

Umudum var yarına, güneş doğacak yine.
Ve hayat başlayacak..
Yine incitecekler yüreğim seni.
Yine kanatacaklar dikenleriyle…
Başını kaldır yüreğim; bak sen gökyüzüne
Hala masmavi rengi görüyorsan yürü ve bak önüne…
Anladın değil mi artık herşey sahte.
Herkesin yüzünde birden fazla maske.
Yüreğim, yetişelim artık sonu gelmeyen yangınlara.
Biz de yansakta söndürelim başka yananları..
Anlatalım katı yüreklere sevdanın adını.
Ve kazıyalım gökyüzüne sevgiyi, aşkı…
Hisset Yüreğim bu mevsimde esen rüzgarları.
Hissetme ama sana atılan taşları…
Devam edelim Yüreğim, severek devam edelim.
İlk önce sevmeyi sevelim yüreğim.
Dua edelim sevmeyi sevmeyenler için
Ve ağlayalım ağlamayı bilmeyenler için.
Bir sevda mevsimindeyiz yüreğim
Gülleri gözyaşıyla büyütülen bir sevda mevsimi
Rengini kandan alan gülleriyle örtülen bir sevda mevsimi…
Hayallarin bulutlarda gezdiği bir sevda mevsimi.
Yarınlar bizi bekliyor Yüreğim.
Acılar bizi bekliyor…
Biz hep tebessüm edelim içimiz kan ağlasada.. Ve tanıtalım kendimizi bizi bilmeyenlere…

“Kalpkazan”

Nice Yıllara

“”Üşüyor saçlar biliyorum; dargın mısın? Bu baharda mayısta bıraktığım gibi misin hala? Vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün. Hala kaçıyor musun zamansız, gözlerini bırakarak birilerinde? Hala ellerinden tutup sevgileri; dipsiz kuyuya salıyor musun ağlayarak? Küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyor musun?

Kendin kadar aklımdasın… Hala öyle savruk bir gök, hala öyle yerini yurdunu bulamamış bir mavi
Ve aşkını şaşırmış bir tanrı… Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara.”"

Ne zaman son cümleyi yazmaya kalksam, adının ilk ve son hecesinde hapsolmuş buluyorum kendimi. İşte o zaman anlamsızlaşıyor bütün kelimeler. İşte o an; sanki bütün kutsal kitaplar bile yalan söylüyor…

Ben, çok şey biriktirdim sana dair. Ama hangi dilde anlatırım seni üzmeden, onu bilemiyorum işte. Ben de gökyüzüne anlattım, yağmurlara anlattım, Kıyıya vuran denizyıldızlarına, ama en çok da ay ışığına… Bu yüzden bu gece gökyüzüne bak. Ay ışığının sana söyleyeceği çok şey var… Duyuyor musun?

Ben böyle acıdan kıvranırken, sana en içtenliğimle iyi dileklerde bulunmama ne kadar inanırsın bilmiyorum ama iyi ki doğdun… Her şeye, her hayal kırıklığına rağmen iyi ki varsın. İyi ki hala dünyanın bir yerinde nefes alıp veriyorsun ve ben iyi ki tanımışım seni… Her şeye rağmen.

Susmalar Konuşur Giderken..

Adamın gözü yoldadır.. kadın kapının eşiğinde..

“Gitmese” der kadın içinden..

Adam  sözleri toparlamaya çalışır  beyninde..

“Ağlayacaktır ama ben  soğuk kanlı olmalıyım.. Hem ilk ayrılan biz değiliz ki” .. diye geçirir adam içinden..Okşayarak vicdanını..

Kadın ağlar..

Adam afallar..

Bildiği bir an yüreğini acıtır.. Dayanamaz.. Ama elini uzatıp silemez de damlaları..

Kadın “gitme” der gibi bakar..

Adam zorunlu gerçekleriyle pençeleşirken “şimdi olmazsa bir daha hiç olmaz” der içinden..

Kadının elini tutar.. “iyi olacaksın” der..

Kadın “saçmalama” der gibi gülümser ağlıyorken..

Adam yolu alır karşısına.. Adımlar birer ikişer..

Arkasındaki tabloyu biliyordur.. Kapının eşiğinde kadın bir umut belki geri döner diye bekliyordur..

“Geri dönmeyeceğim” diye geçirir adam içinden…

Adam dönmez..

Kadın ağlar.. Yüreği sancır..

Düşünceler biraradayken, bedenler uzaklaşır birbirinden..

An’lara anlam yükleyen insandır..

Bilindik bi tabloda yaşanır her ayrılık.. Ve her ayrılık gözyaşlarıyla imzalanır..

Gidenler bilirler aslında geri de kalanın acısını..

Giden oldukları için saramazlar acıttıkları yarayı..

( Sevgili Okay Özdağ’ ın  “Susmak”  adlı gitar çalışmasından esinlenilerek yazılmıştır.. )

Okay Özdağ – Susmak

Sevdiğim adama mektuplar -6

Sensiz geçen 23. gün…
Sana dokunamadığım, kokunu duyamadığım, gözlerine bakamadığım 23 günü arkamda bırakmışım.. seni sensiz yaşadığım tam 23 gün ..
23 yalnız, çaresiz yorgun gün ..
Son mektubum bu sana demiştim ya hani, yalan söylemiştim sana. Eline geçebilecek mektuplarımın sonuncusuydu o sadece.. ben sensiz bir akşamda sana yazmayı sürdürüyorum oysa ki ..
Biliyor musun ? hani benim çok sevdiğim ama senin hoşlanmadığın o deniz bile mavi gelmiyor artık bana.. ne içtiğim sigaranın tadını alıyor, ne kendimi vurup boşalttığım şişeler acı oluyor çareme .. seni sensiz yaşamak, seninle yalnız hissetmekten daha acıymış.. anlıyorum…
sana hiç değişmeyeceğim demiştim ya hani, değiştim sevgilim.. artık o taptığın gülüşüm yok yüzümde, ne gözlerim senle olduğumdaki gibi parlak, ne de ben bir o kadar umutluyum ..
Oysa ne kadar kusursuz bir hayat düşlemiştim. İçinde sadece senin ve benim olacağım koca bir dünya .. hiç bir şeyin bizi rahatsız edemeyeceği bir dünya .. öyle huzurlu, öyle ulaşılmaz .. Bu kadarını tanrı bile yapamaz diyordum, yapamadı…
Dün gece  hıçkırıklarım nefesimi kesene dek ağladım.. sensiz yaşadığım bir geceye daha lanet ettim, üşüdüm yine.. sabah senin burada olmayacağını bile bile 3 şekerli çayını hazırladım.. ama yine ben içtim. Çayı şekerli içmeye bile alıştım senden sonra.
Ben demeyi unuttuğumu fark ettim geçenlerde. Kendimi sende bırakmışım beni terk ettiğinde. Biz olmayı ne kadar da sevmişim ben..

Kızgınım sana sevgilim, ölesiye kızgınım. Söz tutmanın ne kadar zor olduğunu bile bile  bana vaat ettiğin onca şeyi yapmadığın için kızgınım sana. Beni sonsuza dek bırakmayacağını, beni sevmekten asla vazgeçmeyeceğini söylediğin için.. her ihtiyacım olduğun da seni yanımda bulacağıma inandırdığın için. Sana 23 gündür ölesiye ihtiyaç duyuyorum, ama sen hala yoksun.. Ve sanırım artık hiç olmayacaksın..
Bunu kabullenmek öldürüyor beni.. içinde senin olmadığın bir ev dilememiştim ki ben hiç.. senin  eksik olduğun  bir gelecek asla istemedim. Sensiz ölmeyi hiç hayal etmemiştim. Onca hayal kırıklıklarımın yanında bunları da eklediğin için teşekkür ederim…

Kırıldım,parçalandım .. ve hepsi öyle yerlere saçıldı ki, onları nasıl toparlayacağımı artık “sen” bile bana öğretemezsin ..
Seven acıtmaz diyorlar .. sen beni sevmiyor musun sevgilim ?

“Beste”

Güz Hüzünlemesi

Hangi mevsim anlatır yok oluşlarımı.. Bir olup bir olamayışlarımı..

Mevsim güz..

Kasımda aşk başka ..

Ayrılık, her mevsimde ayrılık..

Bir gidemedim denizlere..  Denizlere bile gidemeyecek kadar yorgun isteklerim..

Kaç zaman geçti ana rahminden başımı alıp gideli..

Zaman hangi yerde anlamlıydı ki.. Zamanın anlamı var mıydı ?

Mevsim güz..

Dalgalar sonbaharda da vurur sahile..

Yalnızlık, her mevsimde yalnızlık..

Bir göbek bağım vardı beni bağlayan hayata..

Hayata doğarken kestiler bağlarımı hayatla..

Anne beni doğursana tekrar..

9 aydan fazla da kalabilirim söz veriyorum derinin altında..

Bu sefer karanlık olmasın ama..

Mevsim güz..

Kasımda açar kasımpatılar ve yakışır en çirkin sevgilinin avuçlarına..

Aşk başkadır ama yalnızlık her dilde aynı anlamı yaşatır..

Acı kokan her ayrılık, kasımda bile anlamlanır..

Ayrılık.. Anlamlıdır..

İçimde anlatılmaz bir “gitme “ istedi..

Denizlerden bir mavi avuçlarımda..

Acı kokan kasımpatılar..

Yüreğimde başkalaşan aşklar..

Kalmayı öğrettiler bana gitmek nasıldır ki..

Nasıldır kasımda başkayken ayrılığa mahkum olan aşklar..

Mevsim güz..

Gidemediğim uzaklara özlemle bakıyorum..

Ayrılık diyorum..

Anlamlanıyor..

Anlıyorum..

Kaç

Kaç bahar geçer, kaç çiçek açar, kaç mevsim yaşanır

-geleceksen sen.

Kaç yangın çıkar, kaç şehri yakar, kaç kez ölürüm

-seni beklerken…

Özlem

Mesela bir uçurumda, seni duymayacağını bildiğin birine, “nerdesin?” diye seslenmektir.

Ve sonra o sesin yankılanarak sana geri dönmesidir.

Bu yüzden bütün özlemler;

kör

sağır

ve dilsizdir…

( : (

söyle söyle söyle..

iki noktayı üst üste koy parantezi kapat..

oh ne rahat..

maskelerimizi gittiğimiz heryere götürdük..

sona bişey olmamış gibi indirip maskelerimizi..

cikka dedik..

ben oynamıyorum kardeş..

bu oyunu bilmiyorum…

tapa zamanı gelmiş mahalleri özledim..

bir suretinide size bırakıyorum suratımın..

baktıkca tanır..

iki noktalı parantezleri kapatırsınız..

“karafaki”