Asimetrik Hesaplar

Asimetrik hesaplardan çıkıp simetriliği yakalayabilsem…
Dengime uygun denklemler kurabilsem, şaşmasam yolumda bir doğru üstünde gidebilsem, yada böle bilsem hayatı  acısı ve tatlısı bir yana, bütün olasılıklarımı gözden geçirip tekrar, tekrar yaşayabilsem bütün tarihsel hatalarımı.

Düzeltebilsem keşke, keşkelerimle avunduklarımı yada avutulduklarımı. Kalbimin ritim terazisinin ayarı ile oynasam kah hızlandırıp kah yavaşlatsam, yaşantımın hızını buna göre değerlendirebilsem ve kimseyi sevmesem kimsede beni sevmese acaba ozaman acı çeker yada çektirirmiyim?

Yada sussam derin okyanuslar içinde ölür gibi kendi içimde boğulurmuyum ?

Düşün Rengi

Mavi düşlerde yuvarlandık

En saf en beyaz halimizle . . .

Beyazdık masumduk ;

Olmadığımız kadar beyaz içinde . . .

“maisessizlik”

Ruh hastası

Çürüyen cesedin yanında bilmem kaç yüz yıl kalmış gibiyim… Etrafımı buram, buram kaybedişin kokuları her bir yönümden sarıp sarmalamış beni. Ben ölüm kokuyorken ve bütün papatyalarım ölmüşken.
İğrençlik hissi ile bakıyorum aynada kendime. Tanrım bu kadar hatalı bir iş çıkarmazdın…
Sevgi, aşk, çiçekler, böcekler (hııhh) insanın kulaklarına ne hoş geliyor değil mi ? Ama benim değil.
(Ben insan olamam….)
Sıcak evlerinizde iyi vakit dolaylarında. Zaten mutlu olan hayatınıza yine mutluluklar dilerim…
Bana da mı ? ahhh beni boş verin ve.. (herneyse. ) Hayatımdaki bütün anlamsızlıklar anlam kazanmayı beklerken, öznesi kayıp cümle gibiyim sahipsiz ve belirsiz.
Takılar serpiştirilmiş her bir kelimeme, mış, miş, mişti, mıştı…
Beni boş verin… Bütün kötü dileklerim ölümsüz rahat olun vakti gelince her biri yok olur.
Neyim ben, kimim ben ? nereye koşuyorum ahhhh Tanrım neden ben ? neden ben? neden ben ?
O, bu, şu, onlar, şunlar değilken ? neden ben ?
Yoruldum… üstüm başım ceset kokuyor. Katlettiğim duygularımdan arta kalanlar olsa gerek.
Benden günün ağarmasını beklememi istemeyin. Öldürmek istediğim daha bir çok duygu var…
Hıhh.. Ben kim miyim ?
Aynada yüz binlerce kez tekrarladığın iyi dileklerin zıttıyım.

yazarın notu : Bunu okurken kendinizi aynanın karşısına alın.. Ve karakterin yerine geçin…

Kimlere…

  Gidişine engelsiz ölüyor bütün papatyalar, adımlarınla bir hiçliğe doğru ilerlerken.
Geride bıraktıklarına bakmaya bile tenezzül etmiyorken.

Cellatlar az önce katletti emrimle, içimdeki seni yargısız infazlarıyla, şimdi yüreğimde bir ihtilalin sireni çalıyor. İhtimalleri olmayan bir ayrılık bozgununun gölgesi altında.
Kendimi saldım okyanusların derinliklerine ve sustum, susarak izledim, ölürken bütün papatyalar. Gidişindeki yağmurun, ihanet sağanağı altında titrek dudaklarımdaki cümle cümbüşünde akıtıyorum en zehir tadında küfürlerimi, gelmişine gemişine söverek !
Gidişine engelsiz ölyorum, bütün yalın hallerimle.

Şehirde bir semt..Semtin dili, çokca kimliği..

Bayram sevinciyle izlenir havai fişekler bu semtte
Gidilemeyen eğlencelere bir iç çekimdir “ Sıradaki benim için olsun.” denen

Burası Mithat Paşa.. Adana’nın Mahallesi…
“Adı yeter!” der kimisi.
İhtisaslısı az olsa da,
İyi bilir bıçak çekmeyi yağız gençliği
Oradan oraya volta atıp kız kesmeyi
İyi bilirler bakışlarıyla adam seçmeyi

Rüstem’leri vardır mesela…
Bir çift sözüne el pençe divan durduran
Ya da Alparslan’ları…
İsmi gibi gölgesi de ağır olan
Geceleri sokak lambaları altında görülen hesaplar hep kanıtlar sokakların kime ait olduğunu

Karanlık geceleri vardır Mithat paşa’nın
Trenin siren sesine denk düşen ölümleri…

Fabrika duvarı vardır Berlin Duvarını aratmayan
Soğuk, gri bir sınır yamacında bilinmezlikler oynanan

Söner bir zaman sonra tüm ışıklar, uyur şehir, semt kapar gözlerini.
Kim bilir neler yaşanır o rüya saatlerinde…
Meçhuldür gece ikiden sonraki zamanlar
Ardından gün doğar aydınlanır sokaklar

Sekizi vurduğunda saatler
Çocuk sesleri alır yürür dar sokakları
Mızıka çalıp ayaklarıyla ritim tutanlar
İnatla çamurdan oyuncaklara merak salanlar
Sakız kâğıtlarından 23 Nisan süsleri yapanlar
Simitçilerin önünü kesip annelerine yağ yakanlar ya da garibanları oynayanlar

Soluğu vardır Mithat paşa’nın
Küfürlere karışan çocuk çığlıkları

Sonra…
Necati Amca’sı vardır laf çarpmayı seven insanlara, yüreği tertemiz atan yarına
Yinede endişeli açar avuçlarını Allah’a
“Bu günü de gördük çok şükür.” der kimi zamanlarda

Şükrü’sü vardır mesela…
Cahilliğini sergileyen çizgili memur pijamasıyla
Pek çıkmasa da evinden, dedikodular taze biter dilinden

Bir de Osman Amca’sı vardır yüreği iyilikten yorgun düşen
Elleri nasırlı, sesi kederli…
Gülen yüzü yansır sözcüklerine
İki iyilikten diğeridir karısı Ayfer Teyze…
Sürekli anlamaya çabalar bir şeyleri
“Geç anlarım idare edin.” demeyi bilir
Yinede kötülüğü yoktur yüreğinde, paylaşmayı bilir elinde olanı yettiğince

Bulaşıyor adı işte bir şekilde
Kolay değil yaşamak bin bir çeşit kişilikle
“Başını ey, laf getirme kimselerden!” hep bir koruma güdüsü neye karşı olduğu bilinmeyen

Mithat Paşa burası…
Geceli gündüzlü ayrı bir hayat
Doğunca güneş aydınlanınca sokaklar, güler insanı
Gecesi karanlık olsa da yıldızlar görülür uzaklardan
Fonda tren sesleri, cırcır böcekleri
Fabrika duvarında ölen birileri yıldızların altında
Ya da asan birileri gerçekleşeceğine imkân vermediği hayallerini

Gün doğar, gün batar…
Bir varmış bir yokmuş hikâyesi…
Havai fişekleri izlerken pencerelerden…
Sokak lambasına asılan hayaller…
Yinede bir umuttur yüreklerde
“Bir gün daha bitti yarına Allah kerim” diyenler.

angut kuşu gibi

 Aslında kelimelerin anlamlarını yitirdiği yerde herbirini cümle olu verme teleşı kaplar, fakat çoğu duygu karmaşasından ötürü saçmalarlar, işde bu vakitlerde araya gözlerin girmesi en olumlu harekettir.. Ancak uygun atmosferi doğru zamanda yakalamak en önemlisidir… Gözler kaçamak bakışlardan sıkıldıkdan sonra eller devereye girer belki bir temas… Yada her iki tarafda susar ve derin bir okyanusun dibine gömülü verir aşıklar. İşde kısır duyguların ve köpeklere gün ağırtan işkence tadındaki anlar bu olsa gerek.

Bu karmaşada olayın kahramanları susmayı yeğlerler çünkü en ufak bir harf bile bütün atmosferi alt üst edecek kuvvete sahipdir o ince dengenin bozulmaması için bir taraf angut kuşu gibi baka kalır…

Birazcık İsyan

Yılların alıp sessizce emekleyerek geri getirdiği bir hüsranım ben.. Kiminde sessiz kalışım gülünç, kiminde gülünç olan ise yakarışlarım olur. Ey Sevgili! Nerden çıktın sen ? Yok oluşları söverken nereden çıktın? Hayallarime yaklaşmışken neden  geldin… Hayatta mutlu olmakla olmamak gibi birşeysin sen.. Beyaz ile Siyah arasındaki boşluksun işte.. Bense sadece sıradan biriyim.. Önemsiz, basit  biriyim. Bu olmak istiyorum sevgili. Karanlıkta gezmek kimsenin haberi olmadan ağlamak istiyorum. Yollarda yürürken bir ben olmalıyım o sokaklarda.. Şimdi ise herşeyim yine sensin. Kovsamda, birgün geri gelsende yine benimsin sen. Benden çaldıklarınla artık benimsin sen. Ama git ne olur yarı yolda kalsın tüm hikaye kimse bitirmeden git en azından sonu bile güzel gelir o an…

Düşünsene hayallerimle dans ederken yağan karı beyaz olmuş gök yüzü sen gibi. Ama hayır gelip dalgalandırma durgun denizimi. Ufak bir tekne misali alabora olmaktan başka suçum yokken dalganda savurup acı çektirme. O an bir gülüş atarım kendimce, uyuya kalırım. Bir martının izlediği gibi izlemeliyim denizi, mavi kokmalı gök yüzü ardından yürümeliyim sokaklarda kimsecikler olmamalı, boş bir sokak ve rüzgar uğultusu eşlik etmeli yürüyüşüme  sonra durmalıyım bir an için rüzgar hafiften sesini açmalı  ve dans etmeliyim ve ardından yorulup yaslanmalıyım bir ağacın altına. Uyumalıyım  ve sonra ateş yanmalı rüyamda bende yanmalıyım… Seni Tekrar unutmak için yine öldürmeliyim kendimi.Kahrolasıca bir hikaye böyle bitsin istemezken yine öldürmeliyim işte. Kendimi kendime kızarak, eziyet ederek öldürmeliyim. Ellerim yavaşça bırakmalı kendini saçlarım rüzgara kapılıp gitmeli… Ve sonra rüzgar yine susmalı tıpkı ben gibi. Ve ardından bin defa yine ölmeliyim sevgili…

Ölümü bile sevdirirken bana Ne Olur Şimdi Git ve Bir daha gelme dünyama..
Çünkü Utanırım Öldüğüm için…

“OtistiQ”

Savaş

Yine bir savaş Ortadoğu’da
Yine ölüyor insanlar
Katillerce, hunharca

Kutsal toprakların gülüdür Filistin,
Filistin, işgalin altında solan bir güldür
Gülmez, ağlar…

Birkaç soğuk bomba
Isıtmak için yeterlidir insanın içini
Bu soğuk kış aylarında…

“Barış Koç”