Klasik Gitar Tınısını Sevenlere..

KLASİK GİTAR DİNLETİSİ

Okay ÖZDAĞ

2 Eylül Çarşamba 2009

Saat : 20.00

Adana Kültür ve Sanat Merkezi   ( Tarihi Kız Lisesi )

Katılım ücretsizdir.

Program:

Jeux Interdits – Romance…………………….. Anonim
Suite No.2, Prelüd……………………………….  J.S.Bach
Anna………………………………………………… Okay Özdağ
Fulful………………………………………………..         ”
Bal……………………………………………………         ”
Rondo op No.5, Allegretto…………………… M.Carcassi
Çanakkale İçinde……………………………….. Anonim
Vals no.3………………………………………….. A.Barrios Mangore
Xodo da Baiana………………………………….. Dilermando Reis

- ARA -

Düsünmeler……………………………………… Okay Özdağ
Al Fadimem……………………………………… Anonim
Alfonsina y el Mar……………………………… Ariel Ramirez
Kırmızı Renk Yapraklar………………………. Okay Özdağ
Çemberimde Gül Oya………………………….. Anonim
Nil Nehri Akıyor, ………………………………. Okay Özdağ
Nil’de Yüzmek
Dayumetin……………………………………….. Okay Özdağ

OKAY ÖZDAĞ ( 1985 – )
· İlkokul, ortaokul ve liseyi Adana’da okudu
· Müziğe yönelmesinde etkili rol oynayan isimler babası Semsettin Özdağ ve
dayısı Murat Avcı oldu. İlk müzik eğitimini de amatör olarak aynı isimlerden
aldı.
· Profesyonel anlamda ilk gitar derslerini Utku Özkanoğlu’ ndan aldı.
· Lise boyunca Adana’nın yerel televizyon kanallarında çesitli programlara
katıldı. Adana liseler arası siir yarısmasında fon müzik yaptı. Yarısmada grup
olarak Adana birincisi oldu.
· Uludağ Üniversitesi Müzik Bölümü giris sınavlarına kendi bestelemis
olduğu gitar parçasıyla katıldı ve üniversiteye giris sınavını kazandı. (2003)
· Uludağ Üniversitesi’nde okuduğu süre içerisinde bölümde yapılan çesitli
konserlere solist olarak katıldı. Flüt, keman ve koro eslikler de yaptı.
· Üniversitede her dönem sonu yapılan bölüm konserlerine birçok defa yer
alma hakkı kazandı. Yapılan seçmelerin üçüne kendi gitar parçalarıyla katıldı.
(Oyun, Nil Nehri Akıyor, Dayumetin)
· Bölümde yapılan bir flüt sınıfı konserinde flüt için bestelediği “mektup”
adlı parça Ayla Nil Çetin tarafından seslendirildi. (16-04-07)
· 2 yıl boyunca BURSA ISIKLAR ASKERİ LİSESİNDE öğrencilere gitar
dersleri verdi. (2004-2006)
· 44 sınıf arkadasının her biri için bestelediği özel ‘küçük gitar parçaları’
ndan olusan solo konser verdi. (17-04-07)
· BURSA NİLÜFER BELEDĐYESİ KONAK KÜLTÜR MERKEZĐN’DE
“MÜZİK EĞİTİM ÇALISMALARI” bünyesinde farklı düzey ve farklı yas
gruplarından öğrencilere gitar dersi verdi. Ayrıca bu kurumda düzenlenen
organizasyonlarda aktif olarak yer aldı.(2006-2007)
· Bursa ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ MÜZİK ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ
’nden mezun oldu. (2007)
· KÖLN MÜZĐK YÜKSEKOKULU’na (HOCHSCHULE FÜR MUSIK KÖLN)
yüksek lisans (Master of Musik, Gitarre Solo) öğrencisi olarak kabul
edildi.(2009)

Şizofrenik Nağmeler-6 (Şeytanın Orgazmı)

Nü ol!

Soyun, dökün ve sıyrıl günahlarından, en pürüzsüz teninle ve en günahsız halinle gel bana. Unut bütün pişmanlıklarını… Sadece zevk almaya çalış acılarından. Ciğerlerini dağlarken nar-ı ızdırabın çınlat kulaklarımı orgazm çığlıklarınla… Önceki sevişmemizden kalan tırnak yaralarımı tazele, yatak biraz günah ve birazda kan koksun… Tüm benliğimi uğrunda cayır cayır yakıyorum ve damlatıyorum

Saçlarından iki teli koparıp göğüslerinin arasına hamak kursam, sere serpe uyusam. Ya da saklambaç oynasak küçük odada, göbek çukuruna saklansam… Karnım acıksa gecenin kör karanlığında; Dudaklarının balını bi dilim ekmeğe sürsen… Yanaklarıma ardı sıra kondurduğun öpücüklerinle odamıza çağırsan, sırtüstü uzanıp yüzükoyun ağlamak isterken en tahrik edici cümleleri fısıldasan kulaklarıma, kalbimin atışlarını dudaklarının çizgilerinde ve boynunun kıvrımlarında hissetsem…

Bedeninin bütün kıvrımlarını ezberletsem avuçlarıma, çıkardığın seslerle Şehvet Senfonisinin notalarını karalasam bütün duvarlara… Özür dilerim sevgilim kaybettim sol anahtarını…

Çıkardığım sesler ve bütün titremelerimle içimdeki bütün mutsuzluğumu boşalıyorum dünyanın rahmine ve üstünde uyuya kalsam günahlarımdan arınarak

Zorlanma mevcuttur!

Böyle yazıyor sensiz geçen gecelerimde tecavüze uğrayan ruhumun bekaret raporunda…

Yaz kızım!

Makdülün tecavüzünün devamına karar verilmiştir…

Saygılarımla

Tükenme

Sen
Artık ellerinde bahar taşıyorsun
Unutma!
Ve gözlerin;
Kıştan yorgun düşmüş
Krizantem çiçeklerine
Günışığıdır artık.

Düşme ki
düşmeyeyim.

Bitme ki
üşümeyeyim…

Yaz çocuk

Yaz çocuk…

  Hissiz parmaklarından dökülsün duygu yüklü  bütün anlamlar, sözcüklerden cümlelere   dönüşsün, demirden kalbinde sakladığın bütün nefretin küflerini !

 Jilet keskinliğindeki buz odalarındaki bütün kötülüklerini  uyandır artık, vakti gelmedi mi  bu güzel dünyaya kusmanın ?

 Çıkmalıyım artık en yüksek gökdelenlere , atlamalı yada atlamamalı düşünceler içinde  salı vermeliyim kendimi  ölümün kucağına. Düşüncesizce ama hislice.

 Akıtamadın ki  gözlerinden şu dünyanın  kirini, birikti  ciğerinde her bir nefes  sigaranda, vakti  gelmedi mi katrana boyamanın  dünyayı ?

 Bağıramadın ki  hiç kaderine  karşı, duramadın karşısında beton duvarlar gibi soğuk ve bütün iyi dileklerin yok olurken  şeytan  piç etti en samimi  düşüncelerini !  kalabalıklar içinde yalnızlıkları oynarken.

 Sevemedi  şu kalbin, kaç fahişeye yataklık etti,    kırmızı loş ışıklı ve zehirli kanların içinde pis kalp odaların ?  

 Neşter ile sıyırsan yüzünü, yüzsüz  olsan yine bakamazsın tanrına. Arınsan Nil nehrinde arşa çıksan meleklerle barınamazsın yanlarında.

 Şeytan, şeytan işlemiş  damarlarına.

Söyle çocuk ibadetlerin kimeydi Kabe’n neresiydi ?

Şizofrenik Nağmeler-5 (Anlamadılar)

Anlamadılar Anne..

Şu koridorda ilk yürüşümü hatırlıyormusun?Ne kadar da heyecanlıydın değilmi? Ama ben o gün attığım ilk adımın beni nasıl tepetaklak düşürdüğünü hatırlıyorum.Bilirsin pek ağlak bir çocuk değildim anne,ama o gün ağlamıştım için için.Ayaklarım değil umutlarım kırılmıştı.Ben kendim için değil umut edip boş kalan ve doğduğumda kanlı olan avuçlarım için için ağlıyordum.Anlamadılar anne anlamadılar.3 yaşına kadar neden konuşmadığımı, neden ölüm sessizliklerine sarılıp uyuduğumu anlamadılar….

Anlamadılar Baba…

Düşmanın değilim ben! İşte beyaz bayrak sallıyorum.Kurşuna diz istersen yada en olmadık yanlızlıklara harcırahsız sürgün et! hiç biri umrumda değil.Sanadır bitip tükenmeyen öfkem ve nefretim.Sahi ben ben olurken sen neredeydin? Anlamadılar baba; yumruklayarak kırdığım fayanslarda senin adın yazıyordu, ucuz kovboy filmlerinde olduğu gibi bir resmine çarpılar atıyordum.Kondomu icat edene ettiğim küfürleri anlamadılar…

Anlamadılar Tanrım…

Tanrının insanı çift yarattığını söylerdi sakal boyuyla akıl boylarını ölçmeye kalkan 2000 yaşında ki ihtiyarlar. Herşeyi otokopiyle çoğaltmaya yetkisi olan Tanrı neden aşkı seri üretime sokmaz ki? Kavuşmak için hangi cennetten kovulmak gerekir? Aşk türünü bilmediğin bir fidan gibidir.Ekersin bahtına ne çıkacağını beklersin.Kimi en tropik meyveyi iştahla indirirken kursağına, kimi buruşuk cennet hurmasıyla idare etmek zorunda kalır.Söylermisin Tanrım bana ne zaman kavun yedireceksin? Kafamı meşgul eden soruları üstüste koyduğumda gözlerimden görünen Saçmalık Seddi kuruyorum beynime. Anlamadılar Tanrım, seni anlamak ve En-el Hakk demek istediğimi anlamadılar…

Anlamadılar Sevgilim…

Kızağa çekilmiş bir gemi gibiydim ben.Gözümün aldığı gücümün yettiği sonsuz maviliklere açılır en sert fırtınalardan çıkıp kasırgalara dümen kırardım.Çokca girdap görmüştüm oysa beni yutmak üzere olan, çok korsanlar sızdı güvertemde, çok poyrazlar yedim karanlık ıssız ve yanlız gecelerde…Birgün Musa’nın denizi yardığı gibi yarılmış ve kaynıyordu deniz.Gökler delinmişti ve göklerdeki sular denize karışıyordu. Beynimin içinde çınlayan yıldırım seslerinden senfoni orkestrası kurmuş ve sol anahtarını kaybetmiştim.Sonra TanrıGooooool diye kalktı yerinden;Devrilmiştim,batıyordum… Boğuluyordum… uzatmalarda beraberlik golünü atmıştım.Çünkü sana çıkmıştım. Anlamadılar sevgilim, neden kendi kendimi sahillerine mahkum ettiğimi.Anlamadılar neden kaptanımı azad ettiğimi ve içimde senden başka kalan herşeyi neden yağmalattığımı..

Biliyorum anlamadılar ve anlayamayacaklar çünkü kendi anlamsızlıklarında boğuluyorlar…

Saygılarımla

İstanBuldum Seni-2

Yokluğuna dayanmamı bekleme benden, bitsin diye yalvardığım hasretin delik ceplerimden taşıyor artık.Herşeyin bir cevabı var diyor Tanrı en kutsal kitabının en müstesna yerinde ama ben Tanrı’nın bile cevap bulmakda zorlandığı sorularla boğuşuyorum kendi tükenişimin en zor yerinde.Utanıyorum aslında biraz da; Siyah-Beyaz sevdalar uğruna aç bitap çıktığım, kör kütük sarhoş halimle ayakda gittiğim uzun deplasmanları düşündükçe aklıma Hacca giden karınca geliyor ve utancımı 2′nin 98.ci kuvvetiyle çarpıyorum…

Ne olcekse oluveesin gari diyip kendimi attıyorum garaja, elimde tuttuğum küçük kapitalist kağıt parçasının beni sana kavuşturacağına inanmak zor geliyor asi kalbime.Umutlarım gibi bembeyaz bir otobüse binip simsiyah korkularımdan sıyrılıyorum.Uğruna gözyaşları döktüğüm, her semtini her sokağını hafzettiğim bu şehir şimdi ruhumu ifal ediyor.Hadi kaptan kaldır şu külüstürü!…

Koca bir şehir dar gelirken bedenime, benliğimi bir koltukda zaptetmek zor geliyor. Loş far ışıkları Belkahve’yi aydınlatırken ben bu yolun önceden de bu kadar dik olup olmadığını düşünüyorum.O ana kadar varlığını farkedemediğim yol arkadaşım Merhaba diyor.Sence Tanrı adilmidir sevgilim?ben pek sanmıyorum çünkü ben; benden uzakda canımın diğer yarısına ulaşmak için çabalıyor ve ayrı kaldığım her an ortadan ikiye bölünmüş elma gibi kararıyorken, yol arkadaşım sevginin S’sinden nasip alamadığını gösteriyordu.Bu büyük talihsizlik kafirle müslümanın cennete sürgün edilmesi gibiydi ve bunu hostesin servis ettiği zehir zıkkım tadında ki kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbette anlıyordum…

Yüreğim yanıyor sevgilim. Bak şu sol gögsümün altında belli belirsiz zıplayan et parçası var ya işte o! Falcı olmaya hacet yok içim kabarmış, içtiğim Susurluk ayranı gibi.Zaman geçmek bilmiyor.Yelkovan 11′in üzerine park etmiş ve akreple memleket meselesi üzerine koyu bir sohbete girişmiş gibi.Hasret Seyahatin sayın yolcuları mola süreniz dolmuştur,yerlerinizi almanız önemle rica olunur!…

Yol kenarında ki direkleri ve yol çizgilerini saya saya geliyoruz Yalova Vapuruna.Sen hiç gülümseyen martı görmüşmüydün sevgilim?Tanrı nezdinde  sevmek ibadettir ve öyle içden ibadet ediyordum ki bu aciz Adem’i Havva’sıyla ödüllendiriyordu Tanrı.Bu büyük müjdeyide martı suretinde gönderiği meleğiyle veriyordu.Herkesin martı sandığı melek o yüzden gülümsüyordu…Artık sadece nefesini değil kalp atışlarını bile hissedebiliyorum.

Heyecandan yediğim tırnaklarımla Gebze’yi de selamlayıp İstanbul il sınırına geliyoruz.Maltepe Köprüsünde inip bir selam çakıyorum şeh-i İstanbula…

Habersizce bindiğim banliyö treniyle Haydarpaşa’ye geliyorum.Sahilden yürüyerek Kadıköy’e geçiyorum.Sen o çok sevdiğim çubuklu formadan almak için Beşiktaş’a geçmek için Kadıköy iskelesinde beklerken arkandan yaklaşıp sarılıyorum sana.Beraber bindiğimiz vapur da eski günleri hatırlıyorum.Boğazın ortasından bile duyulan Kartal Gol Gol Gol sesinin yerini ortak çarpan kalbimizin sesi alıyor… Avuçlarında küçülen ellerimle sarıp sarmalıyorum hiç bırakmamak üzere…Rüzgarla aşk kokusu yayılıyor 7 tepeli şehire.Çok defalar geldiğim şehirde ilk defa gördüğüm şehri, gözlerini seyrediyorum…

İşte  burdasın İstanBuldum Seni!

Saygılarımla

Ah Sevgilim Ah!

Yine “hüzünlü” bir akşam, yine “sevecen umutlar besleyen” bir gece yarısı…
Ne yapmaktasın şu an?
Bir ağustos akşamının “yorgunluğunda” mısın, yoksa bir yaz gecesinin “bol kitaplı dakikalarında” mı?
Günün yorgunluğunu üzerinden atarken “fincanına doldurduğun kahvenin yudumunda” mı dolaşıyorsun, yoksa “yeni bitirdiğin kitabına yeni anlamlar” mı yüklüyorsun?
Erdem Öztop’un Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan “Kalemler Konuşunca”sına mı başlıyorsun usul usul, yoksa kitaplığından eline ilk geçen romanın arka kapağını mı okuyorsun?
Ne çok sevmiştin “Kalemler Konuşunca”nın ön kapak resmini…
Ne çok heyecanlanmıştın o kitabı eline alınca…
Sen ki bir “kitap aşığı”, sen ki bir “edebiyat tutkunu”…
* * *
Ağustosun ortalarını soluyoruz seninle birlikte…
Sen evinin balkonunda, ben salonun en sakin köşesinde…
Elinde bir “öykü kitabı”, elinde bir “gazete kupürü”…
Bense sözcüklerin karargâhında “mürekkep saatlerimi” yaşamaktayım…
Ah ne güzel gülümsüyor “kelimeler”, ah ne şahane kokuyor “zarf tümleçleri”…
* * *
Bir yeraltı edebiyatı”nda (www.birboluiki.net) geziniyorum kaç zamandır…
Yeraltının en karanlık (!) yazıları çıkıyor ortaya zamanlı zamansız…
Yazanı belli değil (!), çizeni bir muamma (!)…
Denizin Delisi” var; “Karafaki”, “Karakutu”, “Oyunbozan” var; “Sergüzeşt”, “Sözdeözne” var…
Ve de “Yalnızlık Senfonisi”…
Dökülüyorlar “kelime kelime“, yazılıyorlar “satır satır“…
Bazen birileri bir yerlerde yarım kalır. Hayat yaptığından utanır.” diyor girişte; “hayatın”, “duyguların”, “içgüdülerin” sorgulanması oluveriyorlar sanki her serzenişte…
* * *
Hala tükenmek bilmiyor kalemimin mürekkebi…
Hala yazmak istiyor “seni”, “edebiyat çoksesliliğini” ve daha bir sürü şeyi…
Yaşama“, “aşka” dair ne varsa her cümleyi…
Gözyaşları”ndan “kahkaha”lara, “hüzün”lerden “sevinç”lere birçok duygu geçişini…
“Şiiri”, “müziği”, “resmi”…
Nazım Hikmet’i, Ataol Behramoğlu’nu…
Örneğin Abidin Dino’nun “mutluluklarını”…
Ya da Fazıl Say’ın “Yalnızlık Kederi”ni (Doğan Kitap)…
Bir başka deyişle Turgay Fişekçi’nin “Sözcükler Dergisi”ni…
Cevat Çapan’ı, Tahsin Yücel’i…
Server Tanilli, Demir Özlü, Yüksel Pazarkaya’yı…
Cemal Süreyya’yı, Cemil Kavukçu’yu…
Cumhuriyet’in “Kitap” ekindeki Feyza Hepçilingirler’in “Türkçe Günlükleri”ni…
Kısacası edebiyata ilişkin her eseri…
* * *
Ah sevgilim ah!
Ağustos pembesi günlerin” içinden yazıyorum sana bu cümleleri…
Şiirin”, “evrensel ezgilerin”, “o harikulade renklerin” buluşma noktasında bir o yana, bir bu yana savuruyorum kelimelerimi…
Bileklerimi “edebiyatın demir parmaklıkları”na kelepçeletmeye karar veriyor, “paragrafların gardiyanı”na teslim ediyorum kendimi…
Ve işte o an sessizleşiveriyorum…
Konuşmuyorum…

Hiç kimseye

Terkederlerken bir bahane bulmak zorunda mıdır insanlar? Yalnızca karşısındakinin gözlerime bakıp “ben gidiyorum” diyemezler mi?
Ya da yalnızca sussalar,karşı taraftakiler zaten anlamaz mı?
Sen de bu yüzden bana sebep sunma olur mu? Yalnızca git, ben de anlarım.
Gidiyor musun bahaneler sunarak? İyi öyleyse…

Hepsinde aynı rasyonel yalanın ayrı yansımalarını gördüm.
Sen giderken…Sen giderken, senle ilgili ne varsa onlarda gitti.Kalanlar sevgili, bu şehirde ki tüm binalardan kendilerini bıraktılar.
Gidişini izlerken böyleydi.Binalardan düşmelerine tanık oldum.Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken izledim gidişini ve kalanları.
Sen görmedin, ben oradaydım.Gerilerden izledim, en gerilerden.Git sevgili, bin asırlık uzaklaşsanda seni görebilirim..
Gidişini izlerken böyleydi.Herşey bitmişti, tüm umutlar, tüm güvenceler..

Nuhun gemisinin batışını izlerken de böyleydi.Kİmse görmedi,ben oradaydım.
Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken tanık oldum batışına.
Zaten insanoğlu nereye kadar gidebilirdi ki aynı gemide batmadan.
Biliyordun Tanrım, en başından beri biliyordun.

Bir insan mutsuz olduğunun farkında olmadan aylarca yaşabilir biliyor muydun?
Sonra birden duraksar, bir eksiklik hisseder önce, sonra devamı.
O an günlük yaptığı hareketlerin anlamsız olduğunun farkına varır.Yaşama amacını sorgulamaya başlar.
(Belki daha azı belki daha fazlası)
Evet sevgili yalnızca yaşamak için yaşadığını farkeder.Ardın da şuan ölse hiçbir itirazı olmayacağını.
Gördün mü sevgili bir kişi daha artık bizden.
(Birbölüiki ruh halidir bu)
Ben seni severken bile böyleydi.Yalnızca bir çeşit narkoz muydun?

Aslında tüm bu hümanizm bir başka yaşam formunda kahpeden(hayat)bu dersi almamak içindi.
Neyse sevgili git, yine kalbimin bahçelerinde ki gülleri söküp cennete dikmeye başladılar.