Sürünceme

 

                 

 

Alt metni: düşlerinin bedeli boşluklara gebe, olan bitene tepkisiz, olasılıklar içinde kararsız. Ot gibi.

“Uğursuz saydığın için 13 sayısını, suçu güne atamazsın. Tarih 13’ü gösteriyor diye mi ayrıldınız? Yapma. Peki, neden bugün o zaman?”   İçinden konuşuyordu adeta…

Ve saat durdu. Yolda kedilere takıldı gözü. Bir siyah bir beyaz kedi… Gözleri doldu. Yürümeye devam etti. Otobüs yetişecekti. İlk bindiği otobüs kalabalıktı, kapıda kaldı, ikincisini beklemek işine gelmedi, inmedi, sıkıştı. İçerideydim, beni fark etti.

Selamlaştık, bulunduğum yere doğru gelmeye çalıştı. Geldi.

“-Nereye gidiyorsun?” dedim

Dalgın gibiydi. Cevap vermedi.

“-Ne oldu?” dedim bu kez

“-Ayrıldık” dedi. Üstelemedim. Zaten beni dinlemiyor gibiydi.

“-Geçenlerde bir arkadaşım da ayrılığın eşiğine geldi.” dedim

Başkalarının da başına gelen bu duruma biraz rahatladı sanki… Anlattı, anlattı. En sonunda…

-‘Biz nasıl böyle olduk?’ dedi.

Düşündüm, kediler, sayılar, boşluklar içinde…

-“Başlarken ki heyecan avaz avaz bağırırken, ayrılık ne bir sese ne bir ürpertiye bırakıyor yerini” dedim, “Ayrılık sessizce duruyor bir köşede, birinin gelip onu oturduğu koltuktan kaldırmasını bekliyor, duvarlara sinmiş gölgeleri saymıyoruz bile…” diye devam ettim

Durduk biraz. Üzgündü. Olana bitene inanamıyor gibiydi. Hala “Biz nasıl bu hale geldik?” diye tekrarlıyordu sessizce…

-“Peki ya başlarken?” diye sordum… Yüzüme baktı. Sustu.  Gözleri kızarmış gibiydi, bir o kadar da çaresizdi. Kelimeler bir anda döküldü içinden.

-“Koku, şiir, çiçek… Birçok şey canlanıyor gözümde… Bir gün bir tahta buldum ve yonttum anlamsız olsa da bir şekil verdim, onu düşünürken elimi kestin, kanım bulaşınca daha değerli olduğunu düşündüm hatta…” Gülüyor.

-“Şarkı tuttum, önemli günleri hatırladım, arkadaşlarıyla tanıştım, sevdiği yemekleri pişirdim, sinemada patlamış mısır sesinden rahatsız oluyor diye yemedim.” Gülüyor.

“-Sürprizler hazırladım, fotoğraflarımızı çektim, albüm yaptım, çerçevelere koydum… Gelecekle ilgi hayaller bile kurduk…” Ağlıyor.

“-Tamam, tamam.” diyebildim daha fazlasını anlatması onu yoracaktı, anlatırken tekrar tekrar yaşıyordu sanki… Eline dokundum merak etme, geçecek der gibi… Etrafa baktım, birkaç kişi ile göz göze geldim. “Aşk” diyebildim, sonra kendime. Kalabalık olmasaydı, hikâyeyi dinleyen bu kadar kişi bir araya zor toplanırdı diye düşündüm. Ortak hikâyeleri yaşayıp duruyorduk… O da bunu fark etti, bir anda aramıza döndü sanki, duyguları acı acı sırıttılar yüzüne… Düşlerini boşluğa bıraktı, indi otobüsten. Biliyordum uzaklaşsan da içinden geçenleri… Camdan izlerken seni, içindeki deliye şöyle dedin;

“-Bu ne biçim hal, yine sürüncemede kaldın”

 

Her gözyaşında bir ak bir de kara kedi.

Bir eş arar gibi gezinirken çatıda, ne zaman yanıma düşsen günlerden 13…

Evet, uğuruna mı uğursuzluğuna mı inandığı bu sayı sana, kedileri çağrıştırırdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir