Ah Sevgilim Ah!

Yine “hüzünlü” bir akşam, yine “sevecen umutlar besleyen” bir gece yarısı…
Ne yapmaktasın şu an?
Bir ağustos akşamının “yorgunluğunda” mısın, yoksa bir yaz gecesinin “bol kitaplı dakikalarında” mı?
Günün yorgunluğunu üzerinden atarken “fincanına doldurduğun kahvenin yudumunda” mı dolaşıyorsun, yoksa “yeni bitirdiğin kitabına yeni anlamlar” mı yüklüyorsun?
Erdem Öztop’un Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan “Kalemler Konuşunca”sına mı başlıyorsun usul usul, yoksa kitaplığından eline ilk geçen romanın arka kapağını mı okuyorsun?
Ne çok sevmiştin “Kalemler Konuşunca”nın ön kapak resmini…
Ne çok heyecanlanmıştın o kitabı eline alınca…
Sen ki bir “kitap aşığı”, sen ki bir “edebiyat tutkunu”…
* * *
Ağustosun ortalarını soluyoruz seninle birlikte…
Sen evinin balkonunda, ben salonun en sakin köşesinde…
Elinde bir “öykü kitabı”, elinde bir “gazete kupürü”…
Bense sözcüklerin karargâhında “mürekkep saatlerimi” yaşamaktayım…
Ah ne güzel gülümsüyor “kelimeler”, ah ne şahane kokuyor “zarf tümleçleri”…
* * *
Bir yeraltı edebiyatı”nda (www.birboluiki.net) geziniyorum kaç zamandır…
Yeraltının en karanlık (!) yazıları çıkıyor ortaya zamanlı zamansız…
Yazanı belli değil (!), çizeni bir muamma (!)…
Denizin Delisi” var; “Karafaki”, “Karakutu”, “Oyunbozan” var; “Sergüzeşt”, “Sözdeözne” var…
Ve de “Yalnızlık Senfonisi”…
Dökülüyorlar “kelime kelime“, yazılıyorlar “satır satır“…
Bazen birileri bir yerlerde yarım kalır. Hayat yaptığından utanır.” diyor girişte; “hayatın”, “duyguların”, “içgüdülerin” sorgulanması oluveriyorlar sanki her serzenişte…
* * *
Hala tükenmek bilmiyor kalemimin mürekkebi…
Hala yazmak istiyor “seni”, “edebiyat çoksesliliğini” ve daha bir sürü şeyi…
Yaşama“, “aşka” dair ne varsa her cümleyi…
Gözyaşları”ndan “kahkaha”lara, “hüzün”lerden “sevinç”lere birçok duygu geçişini…
“Şiiri”, “müziği”, “resmi”…
Nazım Hikmet’i, Ataol Behramoğlu’nu…
Örneğin Abidin Dino’nun “mutluluklarını”…
Ya da Fazıl Say’ın “Yalnızlık Kederi”ni (Doğan Kitap)…
Bir başka deyişle Turgay Fişekçi’nin “Sözcükler Dergisi”ni…
Cevat Çapan’ı, Tahsin Yücel’i…
Server Tanilli, Demir Özlü, Yüksel Pazarkaya’yı…
Cemal Süreyya’yı, Cemil Kavukçu’yu…
Cumhuriyet’in “Kitap” ekindeki Feyza Hepçilingirler’in “Türkçe Günlükleri”ni…
Kısacası edebiyata ilişkin her eseri…
* * *
Ah sevgilim ah!
Ağustos pembesi günlerin” içinden yazıyorum sana bu cümleleri…
Şiirin”, “evrensel ezgilerin”, “o harikulade renklerin” buluşma noktasında bir o yana, bir bu yana savuruyorum kelimelerimi…
Bileklerimi “edebiyatın demir parmaklıkları”na kelepçeletmeye karar veriyor, “paragrafların gardiyanı”na teslim ediyorum kendimi…
Ve işte o an sessizleşiveriyorum…
Konuşmuyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir