AN(I)LARIM HAKİM ZAMANA

AN(I)LARIM HAKİM ZAMANA

Sahip olunmamış bir hayatın peşinden koşturan onca insan görüyorum avucunda. Hiçbir şeyi  feda edemeyeceğini düşünür ya bir de en kolay harcadığı şey zamana inat. En çok buna kızıyorum izlerken. Ne harcadığını yemek bittikten sonra hesaplayacaktır ya. Karnı doyunca anlayacak ya ne yediğini. Ödeme şekli ne olacak? Zaten yeteri kadar harcadın be birader demeyecekler mi adam?..

Enli sevdalar kabuğuna sığmadığı için boy veriyor. Zaman hiç bu kadar aceleye getirilmemiş ki bir yılbaşı ağacı kılığında. Neden onu süslemek daha kolay uğraşmaktan? Ortaya sunulduğunda süslü, içindeyken şeffaflaşan tozlar. Uçuştuğunu görürsün arada, izlendiklerini bile bilmeden -ya da izlendiğimi- belki onların da birbirlerinden haberi yoktur oysa. Dışarıdan toz görünen uzak yakınlaştıkça sarıldığını hissettiğin nefesini kesen ağır yalnızlıklar… Bundandır diş geçiremediğine uzak durmanın nedeni. Örtersin üstünü, yok sayarsın, karışmasın ki sana rahatlayasın. Şeffaflaştıkça, şeffaflaşır, bir şey sanar kendini, sandıkça beyazlaşır. Bu seni daha çok acıtır sahte beyazlıklardan ayırmaya çalışırsın bu kez de gerçeğini… Kendini beyaz sanan şeffaf insanlara; neden kirlenmemek için bu kadar çaba? Ve sana bir soru; yaklaştığında ondan beklediğin şey neydi? Ve gerçek beyaz kimin beyazı…

Nerden bilecektin onu dinledikçe, kendinden uzaklaşacağını… Oysa birine bir şey anlatmak kendine yabancılaşmaktır. Ne kadar anlatırsan o kadar yabancılaşacaksın. Seçiminde başarılar, ama kendini seçen insan sayısı az, insanın sayısı az. Dinlerken de anlatırken de azalıyor içimdeki insan sıvısı. Uzaktayken daha tanıdıktın, kendim gibi biliyorken seni ya da öyle sanmışken yaklaştıkça ışığın gözümü kamaştırıyor, dayanılmaz körlük beni bulsun ki sadece görmekle kalmayayım seni. Bulaşıyorsun üstüme, zihnime; tarif edemediğim hiçliğin büyüyor sadece… Düşüncelerini bilmek, düşünde gizlenmek, en çok da anlamlamaya çalışmak yoruyor beni, sen olmak böyle bir şey. Kendimden çıkarıyor beni, belki de bu sevişmek, evet, kelimelerinle sevişmek için yaratılmışım ben, senden önce düşüncelerin bana ulaşan ve pişmanlık duymadan kabul ediyorum seni, bu şekilde sızıyorum çatlaklarından bir yere, o yer şimdiye kadar koruduğun, sakladığın, yalnız bıraktığın dolu anın evi… Önceleri de olmuştu, kestiğin yerden fışkırmıştı hüzünler, önceliği sana veremem bu kez, kendim yeterim buna, öncelik sendeyken yeni yaşamlara açım, bu kez senden de uzak, bencilliğime yakın bir yerde kendimleyim. Kendim için mi uğraşıyorum seninle? Sen hep uzakta kal. Uzadıkça araya gidecek her satırarası, daha çok sığdırmaya çalışırken yolda kalacak insanları, patladığından otobüs, tekerlerse koltuklarda gidecek bu kez, yılların acemiliğini ustalıkla karşılamak bu olsa gerek… Sevdiğin çiçeği bile bilmezken, sahi sen çiçek seviyor muydun? , içimde toprak kokusuna benzer bir tazelik ve bir tek yağmur damlası yağmamış üstüme. Üşütürdü çünkü bir yağmur, her damlada incelirdi taneler, dikenleştikçe tüyler, daha çok acıtırdı teni, bitmesini beklerdin kavganın, teninle yağmur arasında, berabere kalsalar da…

Kaybetmeye hazırken beyazı, kirletmeyi en çok sevdiğim renk siyahtı –renk göstermez sanılır- hâlbuki tozu en çok o belli eder. Beyazı saklamak zor, kendini saklamaya çalışsa da göze çarpar.  Beyaza uzanan da onu kirleten de diğer renkler… Kirlenen bir renkse beyaz, her seferinde niye ona ulaşmaya çalışılır tekrar tekrar; hiç mi yorulmaz anneler, çamaşır makineleri, çamaşır sahipleri; bu kadar mı ucuz deterjanlar, tüketiciler, reklamlar, kandırılmaya mı yemin etmişiz topluca marketlerde, kasada çıkar kokusu, yağmur kokusu gibi değil, öksürtüyor bu insanı, ruhu var tuzun ve yaktıkça gözleri, hınçlanıyor insan; soğan bile acıtmamıştı bu kadar gözleri… Yakmasından çok sonrasında bıraktığı derin kokuyla işlemişti elime, ben yanan gözlerdeki yaştan çok elimdeki kokusuna hayran kalmıştım, sadece elimi kesersem gözümdeki yaşa bakacaktım.

Başkalarını kirleterek mi yaşıyorsun sen? Boş bıraktığın yerleri doldurmaya geldim ben. Neden bu kadar çok istiyorum bunu, yeni bir yeri keşfetmenin hüznü çöktü yine, beyazla mı gelmem gerek sana? Yaşam alanın kirliyken ya bende onlardan olursam… Senin bu kadar beyaz olmaman beni yüreklendiriyor, içinde karışık bir demet var ve ben en sevdiğim renkleri istiyorum senden. Sana en ağır gelen tonları, çok makyaj yaparak sakladıklarını, maske dediğinin altını, derinin altını, derinlerindeki altını istiyorum. Seni orada yeniden doğuracak sır, o sırrı anladığında yeniden ölmüş olacaksın ama bu kez ben değil sen seni kurtaracaksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir