Ankara’dan İzmir’e

Sana ne zamandır mektup yazamıyorum sevgilim, ne zamandır indiremiyorum yüreğimdekileri limanına…
Gözlerim hep bir noktaya sabitlenmiş, dışa dönük hiçbir belirti yok bakışlarımda…
Neden böyle içine kapanığım, neden dışa açılamıyorum, bilmiyorum…
Yaşanmışlıklar, yaşanamamışlıklar hala capcanlı duruyor düşlerimde…
Yüreğim eskisinden daha canlı çarpıyor; daha bilinçli, daha özgüvenli akıyor yüreğime gözlerimdekiler…
Bir sonbahar akşamını düşlüyorum haziranın ortasına yaklaştığımız şu günlerde…
Eylülde hüzünlenmeyi istiyorum; kasımda yeni aşk filmleri izlemeyi, kış mevsimine o duygu yoğunluklu adımlarla girmeyi…
* * *
Bir Ankara akşamında kaleme alıyorum bu satırları…
Ankara şehirlerarası otobüs terminalinin bekleme salonunda; kendi yalnızlığımda, kendi konuşkanlığımda…
Sağımda insanlar, solumda insanlar, önümde ve arkamda insanlar…
Kendi sesliliklerinde bir şeyler mırıldanıyorlar sürekli…
Bense kendi sessizliğimde, kendi düşselliğimde onlardan daha çok şey mırıldanmış oluyorum mürekkep saatlerimi yaşadığım şu saniyelerde…
Bugünü düşünüyorum elimde kalemimle ilerlerken kelime kelime…
Bugünkü Ankara atmosferini, bugünkü Ankara romantizmini aklıma getiriyorum…
Kimi zaman bulutlu, kimi zaman yağmurlu bir hava vardı bugün Ankara’da…
Hüzünlü şimşekler çakıyordu gökyüzünde ve ben her şimşek çakışında seni düşünüyordum…
Gözlerimi kamaştırıyordun yine o her zamanki zarafetinle…
Yağmur altında şemsiyesizleştiğimiz günlerimizi düşünüyordum, ıslanırken ayak parmak uçlarım ve ıslak kaldırımlarda koşuşturduğumuz günlerimizi düşünüyordum, artırırken şiddetini yağmur…
Beni yüreğine sarışını düşünüyordum sevgilim, beni yüreğinde kucaklayışını düşünüyordum…
Gözlerim buğulanıyordu yine ve iki damla yaş süzülüveriyordu yanağımdan aşağı doğru…
Yalnızdım çünkü bugün de!
Ve özlemiştim seni!
Yapayalnız dolaştım Karanfil Sokak’ta gün boyunca, metroda birbirine sarılan sevgililerin mutluluklarıyla avunmaya çalıştım…
Sen yoktun sevgilim bugün ve ben üşüyordum…
* * *
Bugün ben İzmir’e gidiyorum sevgilim, İzmir’e doğru yol almak üzereyim şu dakikalarda…
Kentten kente dolaşmalar gerçekten çok şey öğretiyor insana…
Çok şey katıyor olgunluk çağlarına…
Hani insan bir başkasını, birlikte yolculuk ederken tanırmış ya; işte belki ben de kendimi en iyi, yolculuklar esnasında tanıyorum böylece…
Çabuk mu sıkılıyorum, yoksa sabır mı gösteriyorum; yalnızlığa dayanabiliyor muyum, yoksa hemen pes mi ediyorum?
Öğreniyorum yolculuklarım esnasında…
Bu yolculuklarıma geçtiğimiz yıllarda çokça değindim yazılarımda…
Hüzünlerimi, yalnızlıklarımı çoğalttığım kentten kente gidişlerimde anlattım hangi ruhsal kervana katıldığımı, satır satır…
Roma’dan Milano’ya gittim kimi zaman sözcüklerimle; kimi zaman Barcelona’dan Paris’e, kimi zaman da Stockholm’den Frankfurt’a…
Otobüsün yahut trenin yahut uçağın kalkış saati için bekleyişler çok şey öğretti bana…
Saatlerce uykusuz kalışlar, derin mi derin uykuları özleyişler…
Ve yine bekleyişler, ve yine bekleyişler…
* * *
Özledim seni sevgilim, inan çok özledim…
Özledim bana akan o apak pınarlarını, yüreğime ilkbaharı getiren o gülüşünü ve tatlı mı tatlı ellerini…
Sana olan özlemimdendir yoksa bu sözcüklerim, sana olan hasretimdendir…
Razıyım prangalar eskitmeye, yeter ki sen ol yanımda; bırakma beni, her daim birlikte olabilelim…
Sensizken çok kırıyor, çok incitiyorlar beni çünkü…
Kırık ve incimiş kalpler durağında bekletiyorlar yüreğimi…
Yüreğim ketum, yüreğim ses etmiyor…
Kirlenmiş ilişkiler, yozlaşmış ahbaplıklar diz boyu…
Merhabalarımızı, hal hatır sormalarımızı, elvedalarımızı yok etmeye çalıştılar bugüne değin; bugünlerimizi, yarınlarımızı yok etmeye çalıştıkları gibi…
Bizi bize düşmanmışız gibi baktırtıyorlar sevgilim…
Kuşkuyla, öfkeyle, nefretle!
Kendimizi arama yollarına nifak tohumları ekiyorlar bir bakıma…
Anlamıyorlar bizi yani, anlamazlıklar coğrafyasında iklimimizi karasallaştırıyorlar sebepli sebepsiz…
O yüzden biz yalnızız sevgilim, o yüzden biz yabancıyız…
* * *
İzmir’den Ankara’ya yol alırken, Ankara şehirlerarası otobüs terminalinden ulaşıyor bu sözcüklerim sana…
Belki sen şu an yatağında “yarın”ı düşlüyor, yarının umuduna kapıyorsun gözlerini…
Unutmuyorsun yarın da güneşin doğacağını…
O güneşin nice karanlık gölgeleri de aydınlatacağını…
Yarın” bizim elimizde sevgilim, ikimizin avuçiçlerinde…
O zaman sevgilim, hep beraber söyleyelim o coşkulu şarkıyı…
Güzel, güneşli günlerin hayaline söyleyelim…
Ve Nazım Hikmet’e, Edip Akbayram’a selam yollayalım:
Çocuklar inanın, inanın çocuklar / Güzel günler göreceğiz, güneşli günler / Motorları maviliklere süreceğiz / Güzel günler göreceğiz, güneşli günler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir