Ardımda hikâyem, elimde değnek

peri slahşör değnekArdımda hikâyem, elimde değnek

Açılması için önünde diz çöktüğün sandıktan seni rahatlatacak cevap geldi sonunda. Provalarında tekrarladığın her şeyi eksiksiz yapman söylenmişti, sayısı belli sanılıyor ya doğuşun; palavra. Nasıl ifade edebilirim, üzerimde yazdan kalma askının diğerlerinden dolu kadehleri, hurafe değil ki…  Kabuğun tek zar, kışa doğru gafil avlanarak bir adım öne geçmek istiyorum. Av olmayı bilerek seçtim, bazen ölmek için iyi bir silahşör beklersiniz, nasip olmaz; kör Osman’ın topal sevdiği Fatma’nın hayal edemeyeceği kadar hızlı bir at. Ne o koşar ardından ne de diğeri koşarken onu görebilir. İlk sancıyı yıllar önce duyduğunu biliyorum, istediğim şey şikesiz bir tezahürat; gerçekten mutlu olduğunda bağıracaksın! Hısımına bakmadan.

Aldandığın hep eski bir bakış, yuttuğun hapları fark etmeyerek hem de, bile bile yeniliyorsun ona, gördüğünle hareket ederek başını kendin döndürüyorsun. Soğuyup giden bir bedenin ardından da olsa söyleyecek çok şey var hayatımda. Gidenlerin yakasını bırakamıyorum. O günden önce ölmek için çabalayan rövanşını alamadığım bir hasret; ıslığıyla, elleri cebinde, çizgisel bir adam olmuş. Ya gözlerin ya o diye iki yanını tek bir tercihte toplamış. Bilemiyorum. Kaç adım ötemde bıraktım parmağımda bir sızı, irini akıtsam da kanı içinde patlayamadı gitti, ıssızlığından korkuyorum ama o yaklaşıyor. Sarsılıyorum önüme geldikçe yüzün, uyanmam için bu bile gerekmiyor. Diriltmene gerek yok yeteri kadar canlısın zaten.

Dürümünde acının bonkör sevgisi; bir ısırıkla yarısına gelmişsin, tadı damağındayken kalkamadan sofradan, dağıtmışsın iyice içine ama malzemeden çalmış adam, aralara saklamış biberi, diline yakışan bir renk bu oysa. Bilmiyor. İklimi sert bir kıyı seçip yolunu kesmişsin bir konvoyun, damadın geline bakışını izlemişsin. Ve bataryan zayıf uyarısı vermiş sen hala uğraşıyorsun. Hep bir şarkıda geliyorsun kendine, yarana enjekte edilmiş bir süvari atlarken çamurdan zafer edasıyla; düştüğünde üstüne çıkıp bağırmak istiyorsun, sevinme, avuca sığmayan bu canını bağışlamak benim alın yazım olamaz, ben öldürürüm, kirlenince gözlerim ağlayıp boşaltırım pislikleri. Bulduğun, içinde bulunduğun, sokakta bir sahne: Perdesi gözüne inmiş bir peri, utanarak işlemiş cinayetleri seri, failler sorgulanmaz serseri, yukarı mahallede bir kumarbazı şişlediler geçende, kanı akmadı. Hâlihazırda organ mafyasına satılırken etleri işe yararsa sana verelim dediler, almadım… Hediyelik bir yaşantın olmasını istememiştin ki bana sunulması gayet acı!

İlla açılması mı gerekiyordu yoksa kanlı mı bırakacaktın seni bıraktığı gibi bir sefile duygularını, korkma yaşlandığını sandığında artmıyor çizgilerin, yollardan da farklı izlerin; kimin için harcadın… Şikayet etme artık kaç koyun ederse başlığın? Dahası var bir başlıkla kurtulsan iyi, önünde küstüğün dünya, yine satıldın, oysa bin kuruşa alamazdı büyüseydi hırçınlıkların… İyi ki kaçtın yoksa kim durduracaktı yaşlarını, başındaki hiçbir yük bu kadar ağır değil gözünde taşıdığın bir dünya var, yaşadığın için acıların, bıraktığında düşündün ilk kez kaçacak yerini ve büyütmen için eline çocuk verilmeden büyümeliydi bin kuruşa alınmayan düşlerin…

İstifledim günlerimi bir balıkçı teknesine, inzivadayım, yaşla değilse neyle tecrübem? Vekâletim balıkçıda, ne zaman sefere çıkarsa o zaman istifa ederim münzevi denilen mevkiden…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir