Aşk Nisan’da Doğar

Şehir içi kırmızı halk otobüsleri.Oturan otuz, ayakta yirmi bir kişi. Şöför hariç. Benden başka kimsenin yaşamadığını hissettiğim zamanlarda ise hiç. En arka dörtlü koltuk cam kenarı. Seni en yoğun olarak düşünmeye başladığım ve bırakamadığım tek yer. Doksan saniye beklenilen trafik lambalarında, aynı bardaktan içeceğimiz rakılar biriktirirken, beraber söyleyeceğimiz şarkılar sığdırıyorum o doksan saniyeye. Sıkılmıyorum. Bıkmıyorum. Usanmıyorum. İsyan etmiyorum.Özlüyorum. Sadece özlüyorum. Köpek gibi özlüyorum. Beklemenin giderek nasıl anlam kazandığını özümsüyorum. Dokunmak istediğin ne kadar anı varsa yol yapıyorum kendime. Yolun kendisi oluyorum ya da. İşten eve – evden işe..

Otobüsün yanından hızla geçip gittiği sokak lambalarını çarpıştırıyorum birbirleriyle. Anlamsızlaşıyorlar. Yitip gidiyorlar hatta. Anlamını yitiriyor sen dışında herşey. Sen dışında hiçbirşeye anlam yükleyemiyorum. Gözlerin dışında hiçbir şeyin rengi yok. Şehir soluk benizli bir düşman bana. Olsun. Böyle de gitsin. Her şey gitsin isterse. Bahar gelsin. Nisan gelsin. Sonra yirmi gün geçsin üzerinden sadece. Sadece yirmi gün…

Aşk yeryüzüne hangi ayda inmiş diye sorarlardı, nisan derdim. Çünkü ben, sadece nisan ayında katlanabiliyorum özlemine.
Ve sadece yirminci gününde.

Nice yıllara aşk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir