Aşk ve diğerleri

 

 

 

 

 

 

 

“Hayatımızın geri kalanını bir insanı ya da nesneyi sevdiğimizi söyleyerek geçirebiliriz, oysa gerçek sadece acı çekiyor olduğumuzdur, çünkü aşkın gücünü kabullenmek yerine onu küçümsemeye çalışıyoruz demektir, böylelikle yaşadığımızı sandığımız dünyaya uyum sağladığımızı sanırız.”(P.C.164)

Belki başka bir kentte belki başka bir yaşta giriyorsun hayatıma. Yıllar öncesinden tahmin edemeyeceğim şekilde… Belki sen de düşünürdün geçmiş zamanda ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı, kimlerle görüştüğümü, nelerden hoşlandığımı…                         Benim bütün ışığımı alman gerekiyor belki karanlığından kurtulman için, senin bütün karanlığını almam gerekiyor belki gözlerimin kamaşmaması için. Ya da başka bir öyküde karışıyor aklın, ayrılık bir türlü bırakmıyor yakanı. Vazgeçemeyeceğin birini arıyorsun. Belki kırgınsın sana aşkı yaşamana izin vermeyen birine. Ya da bir kıvılcım arıyorsun. Belki de hiç kafa yormadan, bir sonraki günü sürprizlerle karşılıyorsun…

Diyelim ki…

Seni sevip sevmediğim önemli değil, gerçekte zaman geçiyor, yaşlanıyorum. Ömrümü eşime, çocuklarıma, işime, mesleğime, hırslarıma, aşklarıma vs. adayabilirim. Bu benim yaşamı doldurma mücadelem. Korkabilirim, kaçabilirim, yüzleşebilirim. Aşkı biliyorum, onu küçümsemiyorum. Bu nedenle dünyayla pek uyumlu olduğum söylenemez. Evet, aşkın gücünü kabul etmek yerine yaşama sığdırmaya çalıştığımız şeylerle onu inkar ediyoruz. Bu da bizi güçsüzleştiriyor ve mutsuz ediyor. En büyük hatamız aşkı istediğimiz yere çekmek, zorlamak. Onun bizi götüreceği yere sorgusuz gitmek gerçekten de deli işi…

Aşk akıllıyı deliye, deliyi akıllıya çeviriyor. Yollar karışıyor, nerede olduğunu hatırlamakta zorlanıyorsun. Hava kararıyor, soğuyor. Sıcak bir yer aradığın sokaklarda kedilerle karşılaşıyorsun. Işığa doğru bakıyorlar. Onlarla yoldan geçen arabaları seyrediyorsun. Balkondan dışarıyı seyreden bir kadın daha var. O da tek başına. Kahvesini yudumluyor dalgınca, belki uykusu kaçmış, terk edilmiş, hüzünlenmiş. Evrende iletişimi kesilmiş uydular gibi olmanız en büyük özelliğiniz… Herkes yalnızlığının farkında bu nedenle yalnız kalamıyor insanlar…

Yeniden o diyorum. Onun bir yerlerde güldüğü, ağladığı doğru. Ona ulaşmak için belki de yanlış yoldayım. Bu süre içinde mi kendimi kaybetmem gerekiyor? Bir hikâye dinliyorum sadece, olaylar gelişiyor, zamanın geçmesi biraz üzüyor, kaybettiğimi sanıp bulamayacağımı düşünürken, o, bir yerlerden çıkıyor. Hikâyemi unuttuğumda onu da unutacağımı düşünüyorum, bu beni korkutuyor… Gözümü kırpmıyorum. Uyursam başka bir rüya ile karşılaşacağımı biliyorum. Rüyalarımızı yazdığımız bir kesişme noktasında buluşuyoruz. Elimden zaman kayıyor, gün, hafta, ay sanki yer değiştiriyor. Binlerce canlının yaşadığı kayıp okyanusu keşfediyorum.

O mu seni bulacak yoksa aşk mı, ya bu ikisi aynı uzantıda değilse? Zaman yanlış, kişi yanlış, yer yanlışsa… Sanırım istediğimiz şeyin aramak olduğunu fark ettiğimizde birinde uzun süre kalma fikri bizi korkutuyor. Fark etmediğimizde ise -o anda- arama düşüncesinde olduğumuzdan mutlu görünüyoruz, bu durum bizi biraz oyalıyor, dolduruyor ya da gizliyor.  Aradaki çatlaklardan içeriye su sızmaya başladığında genelde yollar ayrılıyor, çok az kişi yaraların üstünü kapatmayı başarabiliyor. Arama düşüncesi, özgür olma düşüncesi ile eş düşünüldüğünde yeni başlangıçlar hiç de uzak görünmüyor. Bazen aynı hatalar tekrarlansa da devam eden bir şeyler olduğunda törpülendiğini düşünüyorsun. Bulduğun kişinin törpülenmiş yanlarını mı seviyorsun, senin değişen tarafların ona mı benziyor? Bilemeden…

Peki ya değişmek istemediğinde bir sonraki kişi sana yine aynı sorunları mı yaşatıyor? Geçen süre sana neyi öğretiyorsa artık o oluyorsun. Beklentilerin değişiyor, bu nedenle aşkı ya da bir çok aşkı, tecrübe etmen gerektiği öğretiliyor. Yetmek denilen şey de yorulmak, durulmak vs. ile eş düşünüldüğünde bazen beklemek zaman kaybı, bazen sırtını dönmek, bazense cesaret edememek olarak anlaşılıyor. Hem de takip ettiğin yolda ses çıkarmak da sessiz olmak da sana aitken… Yine de o, seni bulacaksa şanslı olman gerekiyor. Sadece bulmak değil elinde tutmak da mücadeleyi gerektiriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir