Ve sen en çok, doğduğun gün güzelsin.

Bazı geceler bitmez. Bazı gündüzler gelmez. Bazı mevsimler gridir. Bazı trenler gitmez. Bazı istasyonlar kavuşmak içindir. Bazı saatler geçmez. Bazı aşklar çok güzeldir (sen). Bazı ayrılıklar yeniden gelmek içindir. Bazı eller sadece öpülür. Bazı gözlere ölünür (senin). Bazı şarkılar bin sene dinlenir. Bazı şiirler yarım kalır. Bazı adımlar hep onadır (sana). Sana olmayan adımlar hep boşadır. Bazı nefesler boynundan alınır. Bazı rakılar sabah içilir. Bazı çaylar rakıdan sonra.

Bazen, aldığın nefesin ciğerlerine dolduğu yerde saklanıp sen elma diyene kadar saklanasım geliyor. Bazen de sığmıyorum dünyaya. Bazen, bir fırtına olup seni inciten her şeyi yıkasım geliyor, Bazen de verdiğin nefesin havada bıraktığı titreşim beni yıkıyor. Bazen, seni o kadar çok özlüyorum ki adımlarım büyüyor yanında olmak için. Bazen de kendime takılıp düşüyorum olduğum yere. Bazen, başımı bir tanrının omzuna yaslıyorum. Seni anlatıyorum. Seni anlatırken içim geçiyor. İçim senden geçiyor, gözlerinin değdiği, dokunduğun, öptüğün, seslendiğin her şeyden. Gözlerimin önünden geçiyor. Herkes geçiyor, her şey geçiyor, zaman geçiyor. Sen, geçme! Olduğun yerde kal. Yanımda kal! Çok yakıştın oraya! Çok güzelsin orada!

Beni, kendini, dünyayı, gözlerinin değdiği her yeri güzelleştirmekte üstüne yok! Hep böyle, hep benim kal olur mu?
İyi ki varsın. İyi ki doğdun! İyi ki seni seviyorum!

Aşk Nisan’da Doğar

Şehir içi kırmızı halk otobüsleri.Oturan otuz, ayakta yirmi bir kişi. Şöför hariç. Benden başka kimsenin yaşamadığını hissettiğim zamanlarda ise hiç. En arka dörtlü koltuk cam kenarı. Seni en yoğun olarak düşünmeye başladığım ve bırakamadığım tek yer. Doksan saniye beklenilen trafik lambalarında, aynı bardaktan içeceğimiz rakılar biriktirirken, beraber söyleyeceğimiz şarkılar sığdırıyorum o doksan saniyeye. Sıkılmıyorum. Bıkmıyorum. Usanmıyorum. İsyan etmiyorum.Özlüyorum. Sadece özlüyorum. Köpek gibi özlüyorum. Beklemenin giderek nasıl anlam kazandığını özümsüyorum. Dokunmak istediğin ne kadar anı varsa yol yapıyorum kendime. Yolun kendisi oluyorum ya da. İşten eve – evden işe..

Otobüsün yanından hızla geçip gittiği sokak lambalarını çarpıştırıyorum birbirleriyle. Anlamsızlaşıyorlar. Yitip gidiyorlar hatta. Anlamını yitiriyor sen dışında herşey. Sen dışında hiçbirşeye anlam yükleyemiyorum. Gözlerin dışında hiçbir şeyin rengi yok. Şehir soluk benizli bir düşman bana. Olsun. Böyle de gitsin. Her şey gitsin isterse. Bahar gelsin. Nisan gelsin. Sonra yirmi gün geçsin üzerinden sadece. Sadece yirmi gün…

Aşk yeryüzüne hangi ayda inmiş diye sorarlardı, nisan derdim. Çünkü ben, sadece nisan ayında katlanabiliyorum özlemine.
Ve sadece yirminci gününde.

Nice yıllara aşk.

Sana, Sana ve Sana Dair

Dokunsam ağlayacaktım, öpsem kıyamet.

Gelirsen, gülüşünü hep omzumda taşırım. Kucaklarım ismindeki bütün alfabeyi. Türkçe özler ama hangi dilde istersen o dilde severim seni. Sadece senin ellerinin dokunduğu mutlu bir masala taşınırız. Ayazdan kaçan kelebekler sığınır gözbebeklerine ve gözlerin değince gözlerime, belki öpersin beni. Sen beni öpersin ve bir tren içimden sana doğru yol alır. Tenine kanat çırpar yönünü şaşırmış kırlangıçlar. Beyaz beyazlığından utanır belki. Belki dokunursun bana kanım çekilir, kavimler göçer dokunduğun yerden yeniden. Her daim yeşil kalan ve yeşili gözlerinden alan bir dilek ağacının gölgesinde yaşarız. Sana pamuk prensesin don kişot’a kaçtığı masalı anlatırım.

Sana, sen benden vazgeçersen eğer Tanrının beni neyle tehdit ettiğini anlatırım. Nehirlerin nasıl canıma aktığını ama benim sana, sadece sana nasıl susadığımı anlatırım. Seni kimselere sormadan, kimselere anlatmadan nasıl bunca zaman hayatta kaldığımı, belki karşılaşırım diye saatlerce dönüp durduğum köşe başlarını, saçlarına dokunmuştur diye içime çektiğim rüzgarı, belki sen de bakıyorsun diye gözlerimi ayıramadığım dolunayı, farklı sıcaklıklarda ısındığımız güneşi, bastığın toprağı, soluduğun havayı, içtiğin kahveyi, yaktığın sigarayı..

Sana bir çift yeşil gözü
Sana beyaz bir dokunuşu
Sana ipekten bir sesi özlemenin, içime nasıl işlediğini anlatırım.

Belki o zaman daha çok sarılırsın bana…

\oyunbozan

Kıyamet

Kıyamet kopacaksa senin gözlerinde kopar.

Yine herşey aynı sırayla oluyor.Önce sesini alıyorsun benden. Başka bir ses duymaya alışık değilken üstelik, bilmiyorsun. Bir insanı gerçekten ama gerçekten özlediğini nasıl anlarsın biliyor musun? en beklenmedik zamanlarda, gecenin bir yarısı mesela, mesela saat bir’i onyedi geçerken, uyurken mesela, içinde onun olduğu bir rüyadan uyanmışken ya da.. sesini duymaya ihtiyacın varsa, geriye kalan bütün sesler seni sağır eder. İlk kıyametim böyle kopmuştu benim. Sonra yüzünü aldın benden (ki allahtan ezberimde) sonra gülüşlerini. Cümleler eksildi sonra, sonra kelimeler. Bir adın kaldı geriye.

Sonra biraz yağmur yağıyor, adımlarım ıslanıyor. Adımlarımı atacak yer bulamıyorum. Canım yanıyor. Annem boş bira şişelerini elime tutuşturup ‘git bunlarla ekmek al’ diyor. Dönerken iki bira daha alıyorum bakkaldan. Bakkal; ekmek ve birayı aynı poşete koyuyorum diye hep azarlıyor. Hep aynı reklamda uyanıyor babam ve en sevdiği dizi başlarken tekrar uyuyor. Ben uyuyamıyorum. Kalp atışlarım beni uyutmuyor. Sonra olanlar oluyor. Ben hiç böyle yalnız kalmamıştım affet. Sonra.. Sonranın ne önemi var canım yanıyor, canım yanıyor, canım yanıyor.

Gazoz Kapaklı Şiir

Rayların üzerine bıraktığım
Gazoz kapaklarını
Dümdüz ederken
İçimden geçen trenler,
Vagonlar dizlerini alıp
Başımın altından
Nereye gittiler ?

Canımın yanmışlığı varsa da
İçinden senin
İnmediğin vagonlarda,
Beni boşver.
Dizlerin olmasa da
Başımı soğuk bir tren rayında
Unutmuşluğum var.
Beni Öldür!
İçinden geçmiyorsam
Eskisi kadar,
Sabahları içtiğin
İlk kahve kadar özlenmiyorsam
Ve artık cebinde taşımıyorsan
Yazdığım hikayeyi..

Olsun
Benim sana
Gazoz kapaklarından
Bu şiiri yazmışlığım var.. .

 

 

Yar’a

Ruhundaki bütün yaralara kabuk bağlayıp
Gülüşünü incitmeden öylece yaşamak gibi
Mülteci fikirlerim vardı.
Ama anladım ki,
Kendi yarasına
Kabuk bağlayamıyor insan.

 

Seni tok karına özlemenin reçeteme yazıldığı zamanlardı. Sonrasında nasıl bağımlılık yaptığı konusunda hiç girmeyeceğim ki ben o zamanlar hiç okuyamadığın morfin kokulu şiirlere kan bağışı yapmak gibi haybeden uğraşlar edinmiştim. Sonra beni sevmeye başlamıştın. Sen, kendi mezar taşına sadece yüzyirmiyedi adım uzaklıkta yaşayan bir adamı sevmeye başlamıştın. Yazdıklarını sadece ölülerin anladığı, bu yüzden  cesedinin şimdikinden daha sempatik durduğunu düşünen bir adamı..

Kırılganlığımı İsviçreli bilim adamlarına emanet ettim, senden haberleri yoktu. Senden kimsenin haberi yoktu. Benim bile haberim yoktu. Bir gün “ben geldim” dedin. O kadar yalnızdım ki göz gözü görmüyordu. Beni kimsenin hiçbir zaman bulamayacağını sanıp, karanlık bir mağaraya dönüşmüştüm. Bunu da kendime o kadar çok yakıştırmıştım ki benden başka bir şey olmazdı. Olmadı da zaten. Olmasını çok istedim ama. Yoksa bin yıllık sessizliğimi bozup “hoş geldin” der miydim sana.. Dokunmadın hiç duvarlarıma. “burası neden bu kadar karanlık” demedin, sorgulamadın. Karanlık bir mağara ne kadar değişebilirdi ki. Dokunmadın.. Dokunsaydın belki değişirdim. anlatacağım o kadar çok şeyim vardı ki. Kelimelerle değil ama, hayır kelimeler olmaz, biliyorsun kelimeler ruhsuz. Kelimeler inan bana bir mağaradan daha ruhsuz.

Duvarlarımda milattan önce kalma soru işaretleri. Bir de senin yüzün sadece. çiviyle kazınmış muhtemel. Duvarların yaralanma şeklidir bu. Silemiyorsun. Karanlık kalmayı becerebildim sadece. Değiştiremesem de anlayabiliyordum. Her anladığımda sen gitmiş oluyordun.

http://fizy.com/#s/1ai9u2

Tanrıyı Ödemeli Arama Seansları

Tanrım, içimde bir kaynama noktası almış başını gidiyor, üstelik fahrenayt. Sen şimdi Nil nehrini alsan içimden geçirsen, Geçirsen ama bir sorunumuz var; ben yüzme bilmiyorum.Tanrım iyisi mi sen beni unut… Ben çocukları çok severim. Bir çocuğum olursa eğer tanrım söz veriyorum çocuk esirgeme kurumuna bağışlayacağım. Ben çocukları çok severim biliyorsun sen de. Tanrım kızı bırak gitsin senin sorunun benimle. Tanrım, onun “gözleri hala çocuk”, gülüşü cennet il sınırı. Ona gözün gibi bak, ben sana başka dillerde dualar edeyim. Hem, dua edecek kadar ingilizce biliyorum ben. İlk emrin Aşk idi öyle buyurmuştun kil tabletlerde. Ben bunu sonradan öğrendim. Sonradan öğrendim diyorum çünkü ben o zamanlar okuma yazma bilmiyordum. Zaten babam da beni okula bir sene geç yazdırmış… Tanrım ben kapatayım sen ara daha söyleyeceklerim vardı. Çok yazmasın şimdi bana, aşk olsun hem seninki şirket hattı.

Tanrım kızı bir görseydin bana hak verirdin