Sandık

Kayboldum, olayın trajik bölümü kimsenin bunun farkında olmayışı. Beynimde oluşturduğum labirentler sonunda beni yuttu.

İçimdeki  karanlık bu sefer aydınlığı yırtıyor, her bir ışık zümresi kendi karanlığına gömülüyordu. Başarılı intihar girişimleri sonucunda bütün ferler  istatistik olarak bu coğrafyanın kanserli bebeklerinde tekrardan hayat buluyor, acım yüzyıllar boyu sürecek gibi ve bu ölümsüzlük başa bela
Hangi yöne döneceğimi bilmediğim için sırtımı sıvazlayan her ele bir merhaba ile karşılık verdim.

Anlamalıydım bunu otuzdört adım sonrasında bütün bu olacakları anlamalıydım.

Sonun Devamı

Uğultusu çok uzaklardan geliyor, sen de bin yıl bense koca bir karadelik. Hep hızına yetişemediğim kaçıp giden  o ilginç tabelada yoruluyor gözlerim. Belki de bakmaktan sıkıldığımdan göz tembelliği oluştu, kim bilir?

“bu da bir yorgunluk”

Kıyamet kopsa yerinden oynamayacak günahlar biriktirdim, her gün hesabını yapıyorum cennetin yolunu bulamıyorum. Bu yol gözlerin olur bu yol ellerin olur, bu yol izlerin olur. Bu yol her şey olur. Gayri meşhur muhabbetlerde dillendirilmesi büyük azap veren hikayeler de biriktirdim mesela anlatılması için haklı ölümlerin gerçekleşmesi gereken hikayeler. Bunların hepsi bin yıllık mesafeden uğulduyor kulaklarıma burnuma, dalağıma. Kıyametin koptuğu yerden konuşuyorum, burada olup biten her şeyin aleyhime işleneceği söylenmekte.

Ben oturmuş yine hesap yapıyorum ve yine bir yolunu bulamıyorum.

Paralel evrene mesaj servisi

Paralel evrene mesaj,  ancak yolda kendi silüetini görebilenler cemiyeti daimi üyesi olarak şunu belirtmek isterim; atmosfer basıncı etkisini azalttıkça ayaklarınız yerden kesilmeye başlıyor bu da bu bulanık sularda tutanabileceğiniz bir dayanağın hiç bir etkisinin olmayacağını gösteriyor. ( boş ver şimdi takılma, saniyede yüzlbinlerce kilometre hız ile savrulurken bu kadar saçmalığın denk gelmesi gayet normal karşılanmalı. Ama diğer telaşlarım içinde en başarılı olanın sırtıma takılmış kancalar olduğunu bilsen,  milat öncesine dayanır uzunkukta. Bütün bunlar çok acıtıyor atmosfer basıncı etkisini azaltırken ayaklarım yerden kesildi komik gibi ama değil. Elini vicdanıma koy desem, vicdan azap olur,çivi olur, jilet olur sıyırır derimi kemiğimden. Bilirsin, bu işleri anastezi kullanmadan yapıyorlar. Alışıyor alışıyorsun da bu acını hafifletmiyor. Belirlenmiş bir eksenin içinde belirlenmiş şeyleri sanki doğaçlamaymış gibi yutturmaya çalışıyorlar, sıkıldım.  Uzun yoldan geliyorum,  şu az ötede duran karmaşa yığını için neleremi verdim, bunların hepsi de şurada ki karadelikte yok olup gidecek belki de. Beni sev, beni koru.)
Bu yüzden bu yolculuğa tek çıkmamanızı tavsiye ederiz, teşekkürler.

Bunu dinlemelisin

Hasar tespit kayıtlarında  ört pas edilmiş, kaza zaptındaki kimliksiz üstelik cansız bir beden. Başı muhtemelen ön kaputa hızlıca çarpmış, öyle ki aldığı darbe  neredeyse bir karışlık yarık açmış. Adamın gözü orada  galiba ön dişlerinden bir kaçını da orada bırakmış. O çarpma ile beyin ölümü gerçekleşmiş olmalı yoksa bu acı bu ızdırap inlet meliydi göğü ama elemdir ki kelimeler çok öncelerinden tıkamıştı boğazını, gırtlağını. Susup  söyleyemediği vakitler yan etkisini gösterdiği her uzvunu buna gözleri bile dahil. Bir insanı anlarım, susar ama gözleri konuşur derler ya, öyle değildi işte.

Sırt derisinin bir parçası yolun sol tarafına sıyrılmış sanki  bariyerlere elle ibreti alem olsun diye konmuş gibi. Her susup gözlerini kapattığında bir kanca vurmuşlar sırtına, her susup gözlerini kapattığında bir kanca daha vurmuşlar sırtına, her susup gözlerini kapattığında bir kanca. Onlarca kanca, derisine iliştirilmiş. hangi yöne gideceğini bilemediğinden değil, bir yere hareket edemediğinden tıkanıp kalmış. Gözlerinden akmayan tuzlu su  ciğerlerinde toplanarak siroza çevirmiş yada onun gibi bir şey. Hem ne fark ediyor,  ölmesini yavaşlatacak ne  kadar acı varsa çekmiş. Dört şeritli uluslar arası bir otobanın tam ortasına mıhlanmış.

Acaba ne düşünüyordu?

ama ben bunu dinliyorum…

Bu koca obur delik, ona merhaba de. (2/5)

Burası girdap. Girdabın sizi, dışınızı içinize geçiren noktadan sesleniyorum.

 (… Kalktı buzdolabının kapısını açtı. Sol eliyle çenesini ovarak bütün raflara bakındı ( cık ) dolabın kapısını kapattı yerine oturdu. Bilindik şeyler fısıldıyor yine bu şeyler, arzuları azapları. Klasik vicdanına mıh gibi saplanmış bazı şeyler işte, evden işe gelirken. (Bu durumda psikoloji evi dokunulmazı konu alıyor olabilir  gibi pragmatikler oluşabilir bazı zihinlerde) ama öyle değil, konu çok başka.)

-Öyle ki kendi içinizde bilmem kaç yüz defa döndüğünüzü sayamıyorsunuz bile, düşünsenize kendi bedeninizi tanıyamıyor oluyorsunuz.

( Sigarasını yaktı, bundan önce bir tane daha içmişti. Son zamanlarda (klasik) çok sigara tüketmeye başladı ama aslında cevap basitti, onlardan daha çok boş vakti oluyordu, ( Belki şöyle bir algı oluşabilir “vaktini boşa harcıyor) ama öyle değil bu konu çok başka.)

Şimdilik Waits dinliyorum

 (Fotoğrafın  yalnızlığından kurtulmak için sokağa çıktım, ama bir sorun vardı. Bu sefer kendi içimdeki yalnızlığa doğru , durdurulması zor tanrı tanımaz arzularımın peşinde sürükleniyorum. 

 İnsanın kendisini kandırmasından daha hafifletici bir neden yok aslında  bedenine zarar verirken. 

“Beynini eritirken.”

 Bütün bu olanlar iliklerime kadar ıstırap içinde çivileniyor, kimileri kendilerinde bulduğu ötanazi hakkını sonuna kadar kullanıyorken kimileri de bu boşluklar arasında savrulup duruyor, yel değirmeni oldukça şiddetli dönüyor karşı koymak bazen  zor oluyor.

“tabi bu donkişot için geçerli” 

Sana fotoğrafı göstermeyi yine çok isterdim ama anlatımım ile kalması her ikimiz içinde iyi olacak, en azından  zihnindeki dokunulmazlığı onun gerçekliği ortaya çıkana kadar devam edecek. )

 İnsan hiç bir şeye aldırmıyor da yediği elmanın damağına acı gelmesi  bazen sinir bozucu oluyor, bunun yanında tırnaklarının renk değiştirmesi saçının dökülmesi, nefes alıp verirken ciğerlerinin hırıltısını duyması, çökmüş yüzündeki sakalının şekilsizliği gelgitli bakışlarını bile etkiliyor.

Kime neye nasıl bakacağını bilmediği için sürekli yere bakması kafasının dışındaki dünya ile bağının kopmasına neden oluyor. Hal böyle olunca tuttuğu takımın ligde kaçıncı sırada olduğunu bile hatırlamaz oluyor, aslında hatırlamaz demeyelim önemsemez oluyor.

Gün içindeki koşuşturma mesaisini bitirdikten sonra, gece yarısından sonra kendine ayırdığı zaman diliminden payına düşeni büyük bir şükranlık ile alıp tabağına koyuyor, çekip çekiştiriyor.

“Zaman” kimi zamanlar hızlı ve acımasız geçiyor, çivili sopasını insanın beynine beynine vurması üstelik “insan”ın bunu  kendine yapması büyük bir vahşet,

(Fotoğrafta anlatmadığım bir detay ise heykelin kucağında bir çocuk var o ise diğer her iki yalnızdan daha yalnız duruyordu.)

Altı dakika sonra  zaman diliminden  kendi payıma düşeni alacağım ve tabağıma koyacağım.

Papikolas Planet

Papikolas Planet’e Uçuş Planı


-Bir planın var mı ?
-var
-peki nedir ?
-bir plan yapmak…
 
( Duraksıyorum, melodinin ritmi fazla uzağa götüremeyecek kadar zayıf, uygunsuz zaman ve melodiler bilirsin hiç sevmediğim nescafe üçü bir arada gibi (sabahtan kalma bayat çayı onun yerine yeğlerim)
Uzun bir yolculuk için belkide kötü seçim. Bu aralar neyin iyi neyin kötü olduğunu karıştırır oldum yaşamanın dozunu fazla karıştırınca böyle oluyormuş, tabi bunların hepsi benim tercihlerim benim kararlarım. Bazen düşünmüyor değilim tamam bazeni fazlaca iyimser oldu sürekli düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum düşüyorum, bazı durumlarda çaresiz kalmam beni çok sinirlendiriyor kendime karşı olan saygısızlığım bu yüzden, hem kendi halinde kendi yolunda bir adamım ben kimseye bir zararım yok.)

Ama şunu bilmelisin ki bu planın içinde uyuyup uyanıp yaş yetmiş olup hemen ölmek yok, henüz bu dünyaya son kazığımızı atmadan gitmek bize yakışmaz. Öncelikle fildişinden yapılmış gökdelenlerin tepesine çıkıp avaz avaz söveceğiz insan oğluna tabi bununla yetinmeyip tam yetmiş kat yukarıdan üstlerine işeyeceğim, mezarlarına tüküreceğim bu fazlaca acımasızca görünebilir ama olsun elimden geleni ardıma koymayacağım huyum kurusun. Sırtımdaki derin izlerin kabuk bağlayıp deniz canlısı olana dek bu böyle devam edecek hepsi ölüp mezarlarına tükürünceye dek.

Ama senin için dayanamaz belki kusarsın. Hem aklıma harika bir fikir geldi, lüks bir restoran düşün hani bu kibirli insanların etiketin bin beşyüz üstü maymunluk yaptığı yer. Şef aşçı olduğunu düşün…
Hani o yemeğini bitirmeden kalktığında cezalandırılacağını düşündüğün yermiş, nasıl fikir ama ?
Yine korkarım dersen yine ben varım diyeceğim tabi sende paraşütle atlayıp yine korkmak gibi… neyse.

Hem ben daha Cibali’den eski, kırık dökük, ahşap ve üstelik cumbalı evde bir sigara içmeden pes etmeye niyetim yok. Hem bütün kaçış planlarımızı orada hazırlar sonra yola koyuluruz orada yaşadığımıza ihtimal bile vermez bu insanlar.

şimdi susup seni dinlemek istiyorum.