Paralel evrene mesaj servisi

Paralel evrene mesaj,  ancak yolda kendi silüetini görebilenler cemiyeti daimi üyesi olarak şunu belirtmek isterim; atmosfer basıncı etkisini azalttıkça ayaklarınız yerden kesilmeye başlıyor bu da bu bulanık sularda tutanabileceğiniz bir dayanağın hiç bir etkisinin olmayacağını gösteriyor. ( boş ver şimdi takılma, saniyede yüzlbinlerce kilometre hız ile savrulurken bu kadar saçmalığın denk gelmesi gayet normal karşılanmalı. Ama diğer telaşlarım içinde en başarılı olanın sırtıma takılmış kancalar olduğunu bilsen,  milat öncesine dayanır uzunkukta. Bütün bunlar çok acıtıyor atmosfer basıncı etkisini azaltırken ayaklarım yerden kesildi komik gibi ama değil. Elini vicdanıma koy desem, vicdan azap olur,çivi olur, jilet olur sıyırır derimi kemiğimden. Bilirsin, bu işleri anastezi kullanmadan yapıyorlar. Alışıyor alışıyorsun da bu acını hafifletmiyor. Belirlenmiş bir eksenin içinde belirlenmiş şeyleri sanki doğaçlamaymış gibi yutturmaya çalışıyorlar, sıkıldım.  Uzun yoldan geliyorum,  şu az ötede duran karmaşa yığını için neleremi verdim, bunların hepsi de şurada ki karadelikte yok olup gidecek belki de. Beni sev, beni koru.)
Bu yüzden bu yolculuğa tek çıkmamanızı tavsiye ederiz, teşekkürler.

Bunu dinlemelisin

Hasar tespit kayıtlarında  ört pas edilmiş, kaza zaptındaki kimliksiz üstelik cansız bir beden. Başı muhtemelen ön kaputa hızlıca çarpmış, öyle ki aldığı darbe  neredeyse bir karışlık yarık açmış. Adamın gözü orada  galiba ön dişlerinden bir kaçını da orada bırakmış. O çarpma ile beyin ölümü gerçekleşmiş olmalı yoksa bu acı bu ızdırap inlet meliydi göğü ama elemdir ki kelimeler çok öncelerinden tıkamıştı boğazını, gırtlağını. Susup  söyleyemediği vakitler yan etkisini gösterdiği her uzvunu buna gözleri bile dahil. Bir insanı anlarım, susar ama gözleri konuşur derler ya, öyle değildi işte.

Sırt derisinin bir parçası yolun sol tarafına sıyrılmış sanki  bariyerlere elle ibreti alem olsun diye konmuş gibi. Her susup gözlerini kapattığında bir kanca vurmuşlar sırtına, her susup gözlerini kapattığında bir kanca daha vurmuşlar sırtına, her susup gözlerini kapattığında bir kanca. Onlarca kanca, derisine iliştirilmiş. hangi yöne gideceğini bilemediğinden değil, bir yere hareket edemediğinden tıkanıp kalmış. Gözlerinden akmayan tuzlu su  ciğerlerinde toplanarak siroza çevirmiş yada onun gibi bir şey. Hem ne fark ediyor,  ölmesini yavaşlatacak ne  kadar acı varsa çekmiş. Dört şeritli uluslar arası bir otobanın tam ortasına mıhlanmış.

Acaba ne düşünüyordu?

ama ben bunu dinliyorum…

Bu koca obur delik, ona merhaba de. (2/5)

Burası girdap. Girdabın sizi, dışınızı içinize geçiren noktadan sesleniyorum.

 (… Kalktı buzdolabının kapısını açtı. Sol eliyle çenesini ovarak bütün raflara bakındı ( cık ) dolabın kapısını kapattı yerine oturdu. Bilindik şeyler fısıldıyor yine bu şeyler, arzuları azapları. Klasik vicdanına mıh gibi saplanmış bazı şeyler işte, evden işe gelirken. (Bu durumda psikoloji evi dokunulmazı konu alıyor olabilir  gibi pragmatikler oluşabilir bazı zihinlerde) ama öyle değil, konu çok başka.)

-Öyle ki kendi içinizde bilmem kaç yüz defa döndüğünüzü sayamıyorsunuz bile, düşünsenize kendi bedeninizi tanıyamıyor oluyorsunuz.

( Sigarasını yaktı, bundan önce bir tane daha içmişti. Son zamanlarda (klasik) çok sigara tüketmeye başladı ama aslında cevap basitti, onlardan daha çok boş vakti oluyordu, ( Belki şöyle bir algı oluşabilir “vaktini boşa harcıyor) ama öyle değil bu konu çok başka.)

Şimdilik Waits dinliyorum

 (Fotoğrafın  yalnızlığından kurtulmak için sokağa çıktım, ama bir sorun vardı. Bu sefer kendi içimdeki yalnızlığa doğru , durdurulması zor tanrı tanımaz arzularımın peşinde sürükleniyorum. 

 İnsanın kendisini kandırmasından daha hafifletici bir neden yok aslında  bedenine zarar verirken. 

“Beynini eritirken.”

 Bütün bu olanlar iliklerime kadar ıstırap içinde çivileniyor, kimileri kendilerinde bulduğu ötanazi hakkını sonuna kadar kullanıyorken kimileri de bu boşluklar arasında savrulup duruyor, yel değirmeni oldukça şiddetli dönüyor karşı koymak bazen  zor oluyor.

“tabi bu donkişot için geçerli” 

Sana fotoğrafı göstermeyi yine çok isterdim ama anlatımım ile kalması her ikimiz içinde iyi olacak, en azından  zihnindeki dokunulmazlığı onun gerçekliği ortaya çıkana kadar devam edecek. )

 İnsan hiç bir şeye aldırmıyor da yediği elmanın damağına acı gelmesi  bazen sinir bozucu oluyor, bunun yanında tırnaklarının renk değiştirmesi saçının dökülmesi, nefes alıp verirken ciğerlerinin hırıltısını duyması, çökmüş yüzündeki sakalının şekilsizliği gelgitli bakışlarını bile etkiliyor.

Kime neye nasıl bakacağını bilmediği için sürekli yere bakması kafasının dışındaki dünya ile bağının kopmasına neden oluyor. Hal böyle olunca tuttuğu takımın ligde kaçıncı sırada olduğunu bile hatırlamaz oluyor, aslında hatırlamaz demeyelim önemsemez oluyor.

Gün içindeki koşuşturma mesaisini bitirdikten sonra, gece yarısından sonra kendine ayırdığı zaman diliminden payına düşeni büyük bir şükranlık ile alıp tabağına koyuyor, çekip çekiştiriyor.

“Zaman” kimi zamanlar hızlı ve acımasız geçiyor, çivili sopasını insanın beynine beynine vurması üstelik “insan”ın bunu  kendine yapması büyük bir vahşet,

(Fotoğrafta anlatmadığım bir detay ise heykelin kucağında bir çocuk var o ise diğer her iki yalnızdan daha yalnız duruyordu.)

Altı dakika sonra  zaman diliminden  kendi payıma düşeni alacağım ve tabağıma koyacağım.

Papikolas Planet

Papikolas Planet’e Uçuş Planı


-Bir planın var mı ?
-var
-peki nedir ?
-bir plan yapmak…
 
( Duraksıyorum, melodinin ritmi fazla uzağa götüremeyecek kadar zayıf, uygunsuz zaman ve melodiler bilirsin hiç sevmediğim nescafe üçü bir arada gibi (sabahtan kalma bayat çayı onun yerine yeğlerim)
Uzun bir yolculuk için belkide kötü seçim. Bu aralar neyin iyi neyin kötü olduğunu karıştırır oldum yaşamanın dozunu fazla karıştırınca böyle oluyormuş, tabi bunların hepsi benim tercihlerim benim kararlarım. Bazen düşünmüyor değilim tamam bazeni fazlaca iyimser oldu sürekli düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum düşüyorum, bazı durumlarda çaresiz kalmam beni çok sinirlendiriyor kendime karşı olan saygısızlığım bu yüzden, hem kendi halinde kendi yolunda bir adamım ben kimseye bir zararım yok.)

Ama şunu bilmelisin ki bu planın içinde uyuyup uyanıp yaş yetmiş olup hemen ölmek yok, henüz bu dünyaya son kazığımızı atmadan gitmek bize yakışmaz. Öncelikle fildişinden yapılmış gökdelenlerin tepesine çıkıp avaz avaz söveceğiz insan oğluna tabi bununla yetinmeyip tam yetmiş kat yukarıdan üstlerine işeyeceğim, mezarlarına tüküreceğim bu fazlaca acımasızca görünebilir ama olsun elimden geleni ardıma koymayacağım huyum kurusun. Sırtımdaki derin izlerin kabuk bağlayıp deniz canlısı olana dek bu böyle devam edecek hepsi ölüp mezarlarına tükürünceye dek.

Ama senin için dayanamaz belki kusarsın. Hem aklıma harika bir fikir geldi, lüks bir restoran düşün hani bu kibirli insanların etiketin bin beşyüz üstü maymunluk yaptığı yer. Şef aşçı olduğunu düşün…
Hani o yemeğini bitirmeden kalktığında cezalandırılacağını düşündüğün yermiş, nasıl fikir ama ?
Yine korkarım dersen yine ben varım diyeceğim tabi sende paraşütle atlayıp yine korkmak gibi… neyse.

Hem ben daha Cibali’den eski, kırık dökük, ahşap ve üstelik cumbalı evde bir sigara içmeden pes etmeye niyetim yok. Hem bütün kaçış planlarımızı orada hazırlar sonra yola koyuluruz orada yaşadığımıza ihtimal bile vermez bu insanlar.

şimdi susup seni dinlemek istiyorum.

Paralel Seyahat Acentesi ( Nasılsınlar 1/3)

Ucu bucağı olmayan, ufuk çizgilerine paralel seyahat acentelerinden birinde geç kalınmışlığımı kutluyorum. Gözümün önünden geçen onca otobüs,  uçak nispet yaparcasına el sallıyor. Nasılda deniz mayınları gibi serseri serseri yayılıyorlar, artık hangi yörüngede hangi enlem boylamda çarpışırlar bilemiyorlar sadece bana el sallıyorlar. Bu arada müziğin ritminden kaynaklı yükselmeler ve alçalmalar bünyemde gelgit etkisi yaratıyor bilirsin cebir dilinde medcezir. Matematiğimin bu kadar berbat olduğundan daha önce hiç bahsetmiş miydim ? Hipopotam ağırlığını, olasılık hesaplamalarını, korneası zayıf bir gözlem ile gözlerinin içindeki bilimden çokça konuştuğumu hatırlıyor gibiyim. Tas tamam otuzikimetre kare  içerisinde, ruh teslim serenomilerinde bile meteor sağnağını konuşuyorduk ve dışarıdaki ısırgan hayvanların götlüğü yüzünden çıkamadığımı anlatıyordum sadece anlatıyordum.

Şimdide olduğu gibi dahide ki de yi ayrı yazmadan hemde. İnsanların duygu artıkları ile besledikleri köpek sadakatim ile satmadan, incitmeden. Bu kadar basit bir bağlacı bile gramerime sokarak.
Ahh neyse kafama taktığımdan değil, sadece anlamıyorlar.

Bir hayvan barınağında işe başladığımdan mıdır, tel örgü arkasındaki gök yüzüne zaafım?, hayır ! hayvan olduğumdan filan değil bence, başka bir şey bu. Nasıl nasıl asıll anlatsam bilmiyorum, belkide gidenlerin hesabını yoldan sormadığımdandır bu kadar rahat bir yavşaklığı da  anca ben yapabilirim, kim bilir belki de samimi gelmedikleri gibi gitmişlerdir.

Fark etmiyor musun bilmiyorum, şuan alık alık kendimi arıyorum. Zaman zaman kendi yüzümü unutup hangi tarihte olduğumu düşünüyorum, hep o hatırlayamadığım  tarihte buluyorum kendimi.  Zamanın sıfır noktası gibi.

Şarkıya daldım, melodisi içindeki derinlik öyle muazzam bir büyüklükteki sözlerindeki anlamsız ironileri bile yutacak şekilde, bir o kadar da biçimsiz bir derinlik. Hangi yöne gittiğini  tahmin edemiyorsun, sığ bir huzuru var, bilirsin işte ne çok ne az tam olması gerektiği gibi.

Aradığınız huzura şu an ulaşılamıyor ( Nasılsınlar 2/3)

(-Sigara
-ahh lütfen
-Biraz huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın?
-Neden oradan beceriksiz biri gibi mi duruyorum
-Hayır tabi ki ?
-Peki ya o zaman ne ?
-Benim üstüme dökmüşlüğüm çoktur, aynı dikkatsizliği sizinde göstermenizi istemem.
-Yani bana dikkatsizsin demek istiyorsun ?
-Hayır.
-O zaman ne demek istiyorsun ?
-Sadece huzur istiyorum
-Pek öyle görünmüyor ama !
-Neden ?
-Baksana, ön yargıların buna izin vermiyor. Nasıl huzur bulacağını bile bilmiyorsun !
-Peki bana yardım eder misin ?
-Tabi… Sigara ?
-Ahh lütfen
-Biraz huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın ?
-Bak gördün mü yine aynı şeyi yapıyorsun ?
-Neyi ?
-Beceriksiz olduğumu söylüyorsun hiç denememe fırsat vermedin ki !
-Hiç denemedin ki
-Sigara?
-Ahh lütfen
-Huzur ?
-Eğer üstünüze dökmeyecekseniz neden olmasın ?
-Seni piç kurusu! aynı şeyleri tekrarlamayı kes artık beni sinirlendiriyorsun.
-Tamam…
-Ne tamam, ne tamam?
-Seni sinirlendirmemeye karar verdim.
-Nasıl yapacaksın bunu ?
-Sigara ?
-Bu mu ?
-Huzur?
-Eğer üstünüze dökmeyeceksen neden olmasın Allah’ın belası ! beni sinirlendirmekten başka hiç bir halta yaramıyorsun.
-Benim huzurum belki senin gözlerinin içindeki derinlikte hem biraz ön yargılı bir güzellik bu… bu nasıl anlatılır bilmiyorum belki benim huzurumda sen yoksun belki senin aradığın huzurda bende yok, olamaz mı ?
Uzatmaları oynayan üçünçü küme takımları gibiyiz baksana? Ne birbirimize yetebiliyoruz nede kendimize.

-Bu, bu ne demek oluyor şimdi ?
-Bu hiç bir şey demek oluyor.)

Aslında… ( Nasılsınlar 3/3 )

-Sevgili Pythia, ben bi yer bulup seni koyamadım bir yerel yönetimli yetkiye sahip kendi çağında belediye olan küçük ama bunca kalabalık arasında bulamadım. okadar çok şey var ki anlatayım sen koy nereye istersen kendini hiç fark etmez.
Repliklerini  fırlat, gir godozlama araya fireni patlamış kamyon gibi yırtık dondan çıkar gibi.

………….(Aslında…

Daha ilk yalnızlık tecrübemde ki kifayetsizliğin diz boyunun geçilmesi durumunda kızlara kınama ve disiplin cezaları verilen zaman dolayları, hayal meyal seçilen bir kaç yüz belki üç beş isim böyle aklında bulanık su gibi dolanır durur “ulan ne günlerdi beee” ama bazıları ise mıh gibi saplanmıştır o zihnin en olmadık yerine en olmadık karşılaşmalarla olayı bir birimize dramatikleştirerek “yeter beee orospu çocuğu yeter ne güldük beee” diyenleri burada kamuoyu önünde öncelikle rencide edelim ki öyle olmayan beraberliklerinde olduğunu görsünler gibi serseri ağzına pelesenk olmuş semt laflarıyla ( yerler mi? ) asıl  zincirin kırılma noktasını anlatmak isterim ki cine5’in şifreli yayınları kadarda eski sayılmayacak ama bir okadar eski “ulan daha dün gibi aklımda” o tipiniz değişinizdeki samimiyet kadar yakın biri bunun kim olduğunun bir önemi yoktur elbette hayatınızda ondan başkalarıda vardır aynı onlar gibi bilirsiniz işte herkesin hayatında olan bir türlü ayakları yere basmayan hayta insanlar, bu hayta insan bir önceki zincirinin kırılma noktasındaki olaylar çemberine ben tarafından dahil olmuş keza aynı teknik ile haytanında kırılma zincirine dahil olmasını sağlamışım, arada bir yörüngesini kaybetmişlerede buyur ettiysek o boş yerlerin aslında sahiplerininde olduğunu bilgisinide bu vesile ile aktaralım, kalkdı ki dedi ki  kapitalist düzene kafa tutmuş gönüllü bir komünistin bunca ahbaplığımıza sığınan yeri ona gösterilen makam bu mudur yani ?

tabiki de değil, gerek ayda yılda bir görüşmüşlüğümüz iyi aile babaları olsun gerekse çiçeği burnunda taze kelebekler olsun gerekse iki üç  satır yukarıdaki komünist rejimin sadık askeri olsun onların bu dünyaya eğlenmeye gelmişiz yönünün gerçek sahipleri, farkında olmadan yada olaraktan, mantık ötesi bilinçlisizliğimizin aslında nasıl bir bağ oluşturduğunun göstergesi. ( yerler )

işte ben: 20 06 1985 bakırköy istanbul doğumlu sonradan bağcıların ilçe olmasıyla birlikte hayatının tastamam 30 yılının harcandığı yerde bakımsız sakalı kendi halinde olduğundan rahat görünmeye çalışan o arkadaşınız, o dostunuz belkide hiç sevmediğiniz yada sevemediğiniz piç kurunuz, ahlaksız küfürleriniz, hayata merhaba diyişleriniz… Belkide koca bir boşluk belkide yok, belkide vaar olduğunu sanıyor kim bile bilir ?

Tabi ki de uçan spagetti canavarı.

Hem kimin umurunda diğerlerinizin o görüşünüşte çok güzel göstermeye çalıştığınız ama bir türlü güzele çeviremediğiniz o lanet hırslarınızla dolu hayatınız?

Kimin umurun da?

Yaşamımda daim olarak vaar olan ve vaar olmaya devam edecek gülen bütün yüzlere açık ve net tebligatımdır ki, kinaye yapmaksızın bizler birer yap boz parçalarııyız.

Lütfen bu hassasiyetin önemini bizlere gerizekalılara anlatır gibi anlattırmayarak göstermenizi rica eder ve gösterdiğiniz içinde ayrıyetten  şükranlarımı muhabbetlerimi ve sadakatımı bir borç bilirim.

Yormayalım yorulmayalım.

Teşekkürler
Bir Dost: )