Yoktun

Yoktun…

 seni aradı boş bakan gözlerim yine, limandaki sahipsiz martılar gibi yanlızdım.. yağmur altında ıslanmış parkem ve bu boş bakan gözlerim seninle  doldu…Yağmur damlası ile birlikte hiçliğe aktı…Önce yanaklarımı ordan boş kalbimi yaladı ,tanyelinin bedenimi yaladığı gibi…gülhane parkının kapısında bekledim seni,güvercinleri besledim sen severdin bu halimi…

Akşam üstü demlendim yine, sensiz bir günü geçirmenin ezikliği içinde bakınıyordum  herzamanki umursamaz tavrım ile umursar bakışlarına, istanbulun en güzel yerinden çamlıcanın tepesinden

Sen kadınım… gözlerin en derin hislerimi canlandırdı, pamuk ipliğne bağlı hayatımın en kalın zerresi..alın yazımın en okunaklı yeri..günaha boyanmış bedenimin hak etmediği tensin..yolvermiyor artık bana bu karanlık , sokak lambası  aydınlatmıyordu artık bu sensiz bedenimi çiçeklerim soldu, ruhum bedenimden sıkılmaya  başladı, sensizliğe  tahammülü  yoktu artık. Sen kadınım, ipek tenlim deniz gözlüm, en temiz  duyguların ile günaha boyadın  koyu rengine bu bedenimi

Sen kadınım…

Karakutu

Kendine iyi bak

Kendine iyi bak…
martılara dost ol gidemediğin yerleri sana onlar anlatsın huzurlu çığlıkları ile denize veryansın ederek, uzun uzun balkondan denizi izle kıyıyı dövercesine ,uğultusundaki gizli ezgiye kulak ver kim bilebilir neler fısıldıyacask sana , ayın sinsi ışığı altında hafif meltem eşliğinde … önce kulaklarını etkileyecek ordan kalbine sonra bütün bir bedenini kaplıyacak hafif bir titreme . aşkmıydı ? bilmiyorum … pekiya kime ? bilmiyorum…
Adım adım ilerlerken meçhul yarına kendine iyi bak…
boş sokaklarda yürü yanlız kimsesiz , ozaman anlaya bilrisin kaldırımları, taşıdıkları hayatları dinle onları… anlatsınlar sana ezilmenin ne kadar gururlu olduğunu ! yaklaş köşedeki sokak lambasına, cılız ışığı ile kalbini aydınlatsın… önce saçlarını sonra çehreni alıcak bir ışıkm hüzmesi ardından kalbine inecek ardından bütün bedenini saracak o cılız ışık anlamsızlca bir duygu kaplayacak … aşkmıydı ? bilmiyorum… pekiya kime ? bilmiyorum….

canım konuşmak istiyormuş…

  bütün yok oluşlara ithafen  oluşturuyorum her bir kelimemi…

Söylenmesi gerekenler  urgan olmuş sıkarken gırtlağımı, sadece susmak ile yetiniyorum.

konuşacak bir şey yok, konuşacak pek çok şey var…

ve  

içimde tanrılar dans etse neye yarar, sen benim raksıma kapılmadıkdan sonra…

lütfen susun, canım konuşmak istiyormuş…

hem zaten maç iptal …

Boğar mısın hayallerimi

Ölmek istiyorum

Hayallerim olmadan ben bir ölüyüm

 

Gölün kenarındaki soğuk evime bırak beni

Götür etrafımdaki sesleri

Evim benim yalnızlığımdır

 

Kes şu savaşı

Kan lekeli şu gömlekleri at denize

O temizler

 

Öldür beni bırak evime

Ver yalnızlığımı

Çıkart hayatımdan

  

Bugün Pazar

Kent tatilde

Bugün Pazar

Yorgunluğunu atmaya uzanmış tüm sokaklar

Bugün Pazar

Dokunmayın sessizliğine arabalar

 

Bugün pazar

Saatler dalmış uzaklara

Yorulmuş güneş

Susmuş yağmurlar

Bugün Pazar

 

Bugün Pazar

Dağılmış uzaklar

Yaralı insanlar

Bugün Pazar ve kalıntılar

 

 

 

Yoğun yağmur nedeniyle

Maç iptal…

Hadi evimize gidelim

Neler düşünüyorsun anlamıyorum

Neden bu yalan gülümseme

Yaşamaya başlayalım artık

Birer birer

Bugün ilk günü

Kalan hayatımızın

 

Yağmur sürüyor şimdi

İnsanlar büyüyor

Ölenler de var

Değişkenlik içinde hayatlar

 

Susuyorsun

Neden peki

Kalabalığı geçtik artık

Sarıl hadi

 

Eriyorum yavaş yavaş

Görmüyorsun

Ama fark etmez hem zaten

Maç iptal…

düşür yapraklar gibi…

yaşama çabasındaki bedenimden terler  akıyor, günahlarımdan arta kalan en temiz  zerrelerim.

…( tek solukta) Ve cebelleşiyorum tıklım, tıklım dolu halk otobüsü  ile bayatlamış hayatın leş kokan yolcularıyla.

Ama Yusufpaşa istasyonunda bir akşam üstü kimse bilmiyordu bizi*, bardakdan boşalırcasına yağmur yağıyordu ve her bir damla hüzmesi ayrılığımıza zemin hazırlıyordu…

ama, ama, ama…

Kavram kargaşası içinde beynim, “ama” lardan öncesi ve sonrası uzay boşluğundaki çelişki gibi, bir sonu olmalı herşeyin peki ya uzay neden sonsuz  ve aşkmız neden bitti ?

kimlere ?

şizofren geceler ve benliğimdeki sen, dünya harbi çıkmış ve karşınızda mühimmatsız er  gibiyim…

Son baharda yapraklar düşer ya, sevgili…

Kurşuna diz beni ve sevgimi düşür yapraklar gibi…

*Osman ÖZTÜNÇ

Asimetrik Hesaplar

Asimetrik hesaplardan çıkıp simetriliği yakalayabilsem…
Dengime uygun denklemler kurabilsem, şaşmasam yolumda bir doğru üstünde gidebilsem, yada böle bilsem hayatı  acısı ve tatlısı bir yana, bütün olasılıklarımı gözden geçirip tekrar, tekrar yaşayabilsem bütün tarihsel hatalarımı.

Düzeltebilsem keşke, keşkelerimle avunduklarımı yada avutulduklarımı. Kalbimin ritim terazisinin ayarı ile oynasam kah hızlandırıp kah yavaşlatsam, yaşantımın hızını buna göre değerlendirebilsem ve kimseyi sevmesem kimsede beni sevmese acaba ozaman acı çeker yada çektirirmiyim?

Yada sussam derin okyanuslar içinde ölür gibi kendi içimde boğulurmuyum ?