İstifa

Ağlamak mı? Bir Tanrı için yapılabilecek en beyhude işti…
Biraz da olsa sevmek birşeyleri, ölümü ertelemek için yeter sebepti.

Ağlama duvarlarınız vardı ağladık. Hiçbir şeye sebep olmamış gibi şeytanlar taşladık. Herkesin iyi bir insan olabileceğine inanabilmek için suçladık şeytanları. Aslında herkesle ayrı ayrı ilgilenecek bir şeytan düşüncesi, ne kadar önemsiz olduğumuzu kabullenemediğimizdendi belki de. Kendi kendimizin şeytanlarıydık oysa…

Aslında ikimiz de beceremedik Tanrım. Yolladığın tüm ilahi dinler insanlığı bölerken söylenen her yalan da Tanrı’yı insandan uzaklaştırmıştı. İnsan Tanrı’ya layık olamamış ve Tanrı çekip gitmişti…

Benim de hayatımdan böyle çıkmıştı Tanrı, böylesine öğrenmiştim ayrılığı. Şimdi ayrılıktan bahsetme, benim kadar bilemezsin… Sen varsın bir de ayrılıktan ayrı. Sen olmasan dini bir hikayedeki yalan olacaktım. Alıp elime kutsal kitapların yazıldığı kalemlerden birini, ölüme sebebiyet verecek yaşanılası ayrılıklar listesinden en yalnız olanının altına “yaşanmıştır!” yazacaktım.
Kaybolduğum ilk yalnızlıkta sana koşacaktım..

Yanmaktan ya da yakılmaktan korkmak değilde, ağlamanın da hiçbir şeyi çözmeyeceğini göz önüne alırsak toplu istifamızı verelim bence. Bir bir ölürken tüm insanlar tüm Tanrılar sussun. Biz Adem’den bu yana ihanet ederken insanlık tarihine, maksat

Adem’in ruhu huzur bulsun
Yanan yakılan belli olsun..

Hiç kimseye

Terkederlerken bir bahane bulmak zorunda mıdır insanlar? Yalnızca karşısındakinin gözlerime bakıp “ben gidiyorum” diyemezler mi?
Ya da yalnızca sussalar,karşı taraftakiler zaten anlamaz mı?
Sen de bu yüzden bana sebep sunma olur mu? Yalnızca git, ben de anlarım.
Gidiyor musun bahaneler sunarak? İyi öyleyse…

Hepsinde aynı rasyonel yalanın ayrı yansımalarını gördüm.
Sen giderken…Sen giderken, senle ilgili ne varsa onlarda gitti.Kalanlar sevgili, bu şehirde ki tüm binalardan kendilerini bıraktılar.
Gidişini izlerken böyleydi.Binalardan düşmelerine tanık oldum.Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken izledim gidişini ve kalanları.
Sen görmedin, ben oradaydım.Gerilerden izledim, en gerilerden.Git sevgili, bin asırlık uzaklaşsanda seni görebilirim..
Gidişini izlerken böyleydi.Herşey bitmişti, tüm umutlar, tüm güvenceler..

Nuhun gemisinin batışını izlerken de böyleydi.Kİmse görmedi,ben oradaydım.
Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken tanık oldum batışına.
Zaten insanoğlu nereye kadar gidebilirdi ki aynı gemide batmadan.
Biliyordun Tanrım, en başından beri biliyordun.

Bir insan mutsuz olduğunun farkında olmadan aylarca yaşabilir biliyor muydun?
Sonra birden duraksar, bir eksiklik hisseder önce, sonra devamı.
O an günlük yaptığı hareketlerin anlamsız olduğunun farkına varır.Yaşama amacını sorgulamaya başlar.
(Belki daha azı belki daha fazlası)
Evet sevgili yalnızca yaşamak için yaşadığını farkeder.Ardın da şuan ölse hiçbir itirazı olmayacağını.
Gördün mü sevgili bir kişi daha artık bizden.
(Birbölüiki ruh halidir bu)
Ben seni severken bile böyleydi.Yalnızca bir çeşit narkoz muydun?

Aslında tüm bu hümanizm bir başka yaşam formunda kahpeden(hayat)bu dersi almamak içindi.
Neyse sevgili git, yine kalbimin bahçelerinde ki gülleri söküp cennete dikmeye başladılar.

Belkide

Söylenir ki;

Çoğu zaman terkedenler oluyorken terkedilen,birisi ayrı tutardı kendisini genellemelerden..

Terkedilişleri anlatan cümlelerdi konulardakiler,hiç yaşanmamış ayrılıkları yazmak,aldanışları aldatışları…
Bu bilinmezliğin adını çok kere aradım sözlüklerden
Karantinaya aldığım duygulardı.Adını ucuz romanlardan aşk diye öğreniyorken çocuklar.. (sanırdım)
Bir ayrılık bu derece acıtır yalnızca, en çokta bir terkedilişe yakışabilirdi bu birbölüiki ruh hali
Ayrılıkları,terkedilişleri yaşayınca.Aslında hiçbir ayrılık bu kadar acıtmıyordu.
Ve anladım ki
Biz senin tarafından bile terkedilmişken insanlara sitem gereksizdi
Bizi kendi katından kovduğunu öğrendiğimiz an farketmet gerekliydi.
Anladım.Anladım da duyuramadım bir bahaneden ibaret terkedilişimizi
(Terkeden kim olursa olsun yöntem aynıymış..)
Sen benim elmamı yiyebilirdin yada bir başkası yemeyebilirdi tuzak! elmayı
Sularını şaraba çevirecek birisini bekliyorken insanlar.
(Belkide sudan ziyade şarap için)
Hala damağımdadır  gazap üzümlerinin tadı
Öyle bir terkediliş ki
Senden hiçbir ize rastlamadık
(Kendi payıma yirmi hayat yılımda)
Ben senin elçilerini hiç görmedim.Mevlana’yı yada Yunus Emre’yide tanımadım ben
Ayın ikiye bölündüğünü de görmedim.İkiye bölünmüş denizin içinden geçmediğim gibi.
Bilinçaltıma kazıdığın yarımlıkta hissettim seni

Ve aslında anladım ki
Ben senin adını duyurmak için yapılan savaşlarda öldürüldüm
(Ki ben her iki saftaydım)
Her insan öldüğünde tekrar tekrar.
Ölümleri,savaşları yaşayınca.Aslında hiçbir ölüm bu kadar acıtmıyordu.
Sustum belki bir başkası anlatır diye terkedilişimizi.
Her insanda senin nurundan bir parça olduğunu ima ediyor kutsal kitaplar
Şimdi cezalandırmaya kalkma beni ben senin depremlerinin yıkıntılarıyım…

Ayrılığın hatırasına

Az kişi bilir kuşların en güzel gece öttüğünü,
Bakma söylenenlere, çiy taneleri geceden başlar oluşmaya.
Gecelerde çoşar denizlerde dalgalar.
Ve ben en çok geceleri düşünürüm seni

Şehirler en güzel gece vakitlerinde,senle ışıklarını izlerken görülür
Dinlediğimiz en güzel müzikler de gecelerde çalanlar.
Gözlerinin en güzel göründüğü vakitlerdir gece vakitleri
Bu yüzden ben sana bir gece vakti kavuşmak isterim.

Sonra yine geceleri gelir aklıma gülüşün
Yine bu gecelerde yazılır Devrim diye duvarlara
Fakat;
Şehirlerarası bir otogarda, gece yarısı gelirmiş ayrılıklar
Söylenmeye vakit kalmayan hoşçakallarla.

Bu gecelerde anlatabilirim seni kağıda
Geride öylece kalan yaşanmamışlıklarla.
Yinede gitmeyebilirdin..Neyse belki başka bir hayatta
Ve ben bir kez daha yazıyorum seni kağıda.

Ceza

Yine kendimi suçüstü yakaladım seni düşünürken.

Cezalar vermek istedim sensiz geçen zamana ve kendime.

Ve birde isim.

-Zamanın yalın halinde-

Saatleri sularda boğdum.Saat yokluğun(5-7) sularında,

Boğazıma kadar arsenikli sularda..

Günleri uçurumlardan yuvarladım kendimle birlikte

Aylara tekrar dahil olmasınlar diye.

İlk “çarşamba”yı yuvarladım seni ilk görmemiş olmak için.

“Cuma”ya sordum,o hiç görmemiş…yalan söylüyor..

Ayları yangın meydanlarında yaktım.

Belki kendimle,belki bir yıl ile birlikte

Senelere bulaşmasınlar diye

Ama hissediyorum,nafile.

Nice yıllara…

Hayat şimdi ellerinde yap-boz

İster yap

İster boz..

Eksik

İnsanlara anlatamadığın şeyler var,keza benim de sana.
Ve onlardan gizlediğin bir yanın.
Birşeylerin eksikliğini hissettiğini hissederim senin,
Hissederim derim,
bilinmesinin  olanaksız,
hissedilmesinin zor olduğundan.
Dokunmak ister, ellerimi uzatırım..
Sonra duvarların çıkar karşıma
Hisseme düşeni alıp susarım.
Bilmem, daha ne kadar susmalıyım.

Göz göze gelirsek dayanamam
Senin güzel bir şiire dayanamayacağın gibi.
Hangisi olduğuna emin değilim ama
İlkokul kitaplarımda ki resimlerden bildiğim,
hiç görmediğim,
o masal prensesleri gibisin.(Rapunzel)

Güzel bir şiiri ilk gördüğünde anlarsın,insanıda öyle..
Ama tarif edemezsin.
Bu yüzden adının karşılığı boştur sözlüğümde.
Evet gibisin..

Resmini görmekten haz duyduğun,
uçurumun ucunda ki o kız gibisin.
Uçurumun ucunda olmasanda,
düşüncelerinle ve yalnızlığınla başbaşasın (sende) ben gibisin…

O ise benim

Bir saniyeliğine susun yalanlarım!

Anlatmamak bu kadar istenmedikse
Ve bunu hala sürdürüyorsam,
adını söylediğim ilk anda,
tüm kelimelerin, anlaşmışcasına vazgeçmelerindendir benden

Bir şiir var… Henüz okunmamış
“O da okunsa hiçbir şey kalmayacak anlamsızlığa ve sana dair.”
Sen olduğunu gözlerinden anlarım
ve yağmurlardan kaçışından…
Kaçmamalı insan yağmurlardan, eğer ki kaçabiliyorsa insanlardan kaçmalı.
Yağmur sadece senin için yağdığında belki kaçmazsın artık yağmurlardan.
Hep kaçtığından olsa gerek, buğulu camların ardından bakışların..

Sana dokununca melekler sessizce ağlamaya başlar
İçinde cennetten bir şeyler olmalı senin..

Bir şeyler söylemek istediğimde,
platonik bir senfoni çınlamaya başlar kulaklarımda.
Kelimeler dudaklarıma prangalanmışcasına, sana yetişmek bilmez.
Susmalarım bundandır gözlerine bakarken.

Dizginlemeliyim içimden gelen sesi, kelimelerle anlaşana kadar…
Derken..
Bir şiir daha var. Ama o henüz yazılmamış
“Hani o da yazılsa hiçbir şey kalmayacak yaşanmaya ve bana dair..”

Yeniden yazılır..

Anlatmaya kalksam eşdeğer bir önerme bulunmaz
Kurguladığım cümlelerse kalemden çıkar çıkmaz bir klişeye dönüşüverir

Anlamlandırabilmek için bir işaret istediğimdeyse
Günahlarımın üzerime ipotekli oldugunu ima eder gibi susardı(Tanrı) hep.

Sonra

Adını yükses sesle söyler arkalardan biri! ne oluyor diye bakınca göz göze gelirim.
Sen farkında olmazsın ama hep olur bu,inan olur.
Sonra zaman durur. sadece sen ve ben oluruz orda.

İşarette gelir,evet gelmiştir öyle ya tüm anlamsızlıklar tüm soru işaretleri kaybolur birden.
Gerçek karşımda işte, daha gerçek ne ne olabilir?

Gözlerindeyim işte,gözlerimdesin veya…

Başlar tüm melekler ağlamaya,dedikleri kıyamet kopar..
Yeniden kurulur dünya,varoluş yeniden başlar,hayat en baştan başlar.
Tüm kurallar yeniden yazılır.

Sonra gözlerini çekersin.Yapma ölüyorum işte,haberin yok ölüyorum.
Yine aynı anlamsızlık dolar kalbe,zaman akmaya başlar,gereksiz bir kalabalık beliriverir birden.
Beraberinde rahatsız etmeye başlar binlerce gereksiz soru aklı.
Gerçeğin olmadığına,hiç varolmadığına inanırım.

Gözlerimde değilsindir,hayatta değilimdir veya…

Tüm melekler ağlamayı bırakırlar ve devam ederler kaldıkları yerden rutin işlerine.
Tarih tekkerrür eder aynı hızla.Yaşam biter.
Adem yine yapar aynı hatayı ve o sevgili elmayı yine yer inadına!
Kurallar yine benim yanmam üzerine yazılır…