Yarın Ölebilirim

yarın çok geç olabilir sevgili
yarın ben ölebilirim!
yarın nefesi soluduğum yerde can verebilirim
heryer siyaha boyanmışken ben pespembe bir rüyaya dalabilirım
yarın ben ölebilirim sevgili
her ne bıraktıysam avuçlarına birbir geri alabilirim
ellerini son kez tutup gözlerine son kez bakabilirim
kefen beyazı elbisemi giyip kapıda azraili bekleyebilirim
zaman geçmesede dilimle şarkımızı söyleyebilirim
daha nokta koymamışken yaşama…
yarın birdaha hiç duyamayabilirsin tiz sesimi
koklayamayabilirsin saçımı ahengini göremeyebilirsin
sen bana hep hasret gidebilirsin
bir veda bile edemeyebilirim dudaklarım ellerinde
küs gidebiliriz ayrı ayrı sen hep yenik düşmüş olabilirsin
yarın hiç olmayabilir sevgili
telafisinin olacağını düşündüğün yarayı temizleyemiyebilirsin
beni bırabilirsin sevgili…
ellerin bağrında terk edebilirsin umarsızca
sen hep gülebilirsin ondan sonra
ama ben duyamayabilirim sevgili
özlediğim ayak seslerini tabanda hissedemeyebilirim birdaha
omzunda sabahlayamıcam gibi mesela
son satırlarımla sitem edemiyebilirim sana
kavga edip barışmaya fırsatımızda olmayabilir
beni birdaha göremeyebilirsin sevgili…
ellerimi başına alıp bir veda busesi konduramıyabilirsin
ben hep bekleyebilirim seni sonsuza
heryerde çan sesi duyulsada ezan sesiyle irkilirsin o anda
uyandığında heryer karanlıktır ve içinde bir sızı
hangi yöne dönsen gölgesi düşer omuzlarına yüzümün
sen beni hiç anlayamamış olabilirsin sevgili.
öylece bırakıp gitmiş olabilirim seni
bildiğini sandığın tüm gerçeklerden uzak saysanda kendini
en fazla sabah oluncaya kadar,
güneş ışığı pencerene vuruncaya kadar sürer merakın
kapıdan attığın her adım bir çığlık, çığlıkların uzun bir mısra olur
fark etmesende uğurlarsın sevgili beni uzaklara
bir soğukluk düşer sıcak vucuduna o an şimşek gibi çakar aklına
yokum sevgili bundan sonra….
birdaha hiç gülecek cümlem olmayabilir kurduğum tek bir hece dudaklarımda
seni seviyorum olmayabilir
ben hiç bunu gözlerine okuyamıyabilirim
sana son kez dokunamadan kalabilir ellerim havada
pınarlarımda yaşlarımı saklayıp öyle gidebilirim uzağına
ve sen hiçbirzaman anlayamayabilirsin neden sakladığımı orda
yarın çok geç olabilir ben ölebilirim sevgili
bunu duymak acı olsada ağlayabilirsin asırlarca
yokluğumu miras yeminleri ah edip bırakabilirim sana
arzularında mutlu bir gülücük
sıcak bir nefes kalan benden sana….

“kalpkazan”

Bin Düş ve Bir Dilek…

her düş kırıklığında kendimi kaybettim ben
her seferinde yeni bi ben yaratmak zorunda kaldım
adımı unuttum
şahsıma dair hiç bi kalıntı bırakmadım
geriye dönüp bakamadım
geleceğe dair düşler kurdum
ve her seferinde karalanmış sayfalarla karşılaştım
odamdan dışarı çıkamadı ruhum
hayaller kurup büyütemedi kendini
şarkıları sevemedi
ezberleyemedi yazdıklarımı
dilim bi türlü ona söyletemedi beni
kabullenemedi
her yeni bi günde kendimi kaybettim ben
çok çabuk eskiyordu sabah
çok çabuk kararıyordu gökyüzü
beni bulup çıkarıyordu derinlerden birisi
yine beni bulup bi köşede
batırıyordu en dibe birileri
ellerim titrekti buz gibiydi hep
renkten yoksun şeffafımsı bi kanı vardı
aktığı belli değil acı çektiğim belli değil
ki fazla dayanamadı yüzüm
çökmeye başladı
kararmaya başladı bu gökyüzü gibi
sözlerim benden bişiler bulmak için hırpalandı
ben susuyordum
ben susuyordum …
eskilerle dolu bi tavan arasıydı sayfalar
anılarla,hatıralarla dolu
küçük bi penceresi vardı dünyaya açılan
ve bendim tutup dünyamı ordan savuran
gözümü kırpmadan yerle bir ettim
dilleri uzanamasın diye
silip sürmesinler beni diye
yok ettim …
susuyordum
kelimelerimi çalmasınlar diye
beni bulup içimden çıkartıp işte bu sensin demesinler diye
rüzgarın en şiddetli haline bürünüp beni savurmasınlar diye
korkuyordum
ve her seferinde kendimi siliyordum
baştan yazmaya gücüm kalmadı kimi zaman
yerdeki toz tanesiyle göz göze geldiğim zamanlar vardı
ki arşa çıktığımı sandığım dakikalar
ben kimdim ki ?
yaşama hakkım vardı benim
neye dair savunacaktım bu hakkı
elimdeki neydi ?
bi dilekti belki
gelecekte gelip beni bulucak birisi …
sanmamki yanımda uzun süre kalsın
kimse dayanamaz bunları dinlemeye
kimse alışamaz benim olan herşeye
bi dakika sürmez yok olması çünkü
ben umudumu üstüme örtüp kıvrıldığımda bi köşeye
sabahı beklemeye koyulduğumda
biliyorum
biri açıp odamın kapısını üşütücek beni
yüzümdeki herşeyi alıp kırıp yere fırlatıcak
dayanamayacağım yine
ağlayacağım kimse duymayacak
çıldıracağım kimse aldırmayacak
bi dilekti beni herşeye rağmen ayakta tutan
meleğim..
o gelecekti ..
gelip bana senin adın bu diyecekti
inanmaya kararlıydım ilk kez
onun kurduğu dünyaya adım atmaya kararlıydım
ve bir daha hiç çıkmamaya
bekledim..
her düş kırıklığında yeni bi dilek diledim
her kapı ona çıktı
her yeni bi gün de gitmemesi için yalvarırken
kendimi buldum ben …

E’e

Klasik Gitar Tınısını Sevenlere..

KLASİK GİTAR DİNLETİSİ

Okay ÖZDAĞ

2 Eylül Çarşamba 2009

Saat : 20.00

Adana Kültür ve Sanat Merkezi   ( Tarihi Kız Lisesi )

Katılım ücretsizdir.

Program:

Jeux Interdits – Romance…………………….. Anonim
Suite No.2, Prelüd……………………………….  J.S.Bach
Anna………………………………………………… Okay Özdağ
Fulful………………………………………………..         ”
Bal……………………………………………………         ”
Rondo op No.5, Allegretto…………………… M.Carcassi
Çanakkale İçinde……………………………….. Anonim
Vals no.3………………………………………….. A.Barrios Mangore
Xodo da Baiana………………………………….. Dilermando Reis

- ARA -

Düsünmeler……………………………………… Okay Özdağ
Al Fadimem……………………………………… Anonim
Alfonsina y el Mar……………………………… Ariel Ramirez
Kırmızı Renk Yapraklar………………………. Okay Özdağ
Çemberimde Gül Oya………………………….. Anonim
Nil Nehri Akıyor, ………………………………. Okay Özdağ
Nil’de Yüzmek
Dayumetin……………………………………….. Okay Özdağ

OKAY ÖZDAĞ ( 1985 – )
· İlkokul, ortaokul ve liseyi Adana’da okudu
· Müziğe yönelmesinde etkili rol oynayan isimler babası Semsettin Özdağ ve
dayısı Murat Avcı oldu. İlk müzik eğitimini de amatör olarak aynı isimlerden
aldı.
· Profesyonel anlamda ilk gitar derslerini Utku Özkanoğlu’ ndan aldı.
· Lise boyunca Adana’nın yerel televizyon kanallarında çesitli programlara
katıldı. Adana liseler arası siir yarısmasında fon müzik yaptı. Yarısmada grup
olarak Adana birincisi oldu.
· Uludağ Üniversitesi Müzik Bölümü giris sınavlarına kendi bestelemis
olduğu gitar parçasıyla katıldı ve üniversiteye giris sınavını kazandı. (2003)
· Uludağ Üniversitesi’nde okuduğu süre içerisinde bölümde yapılan çesitli
konserlere solist olarak katıldı. Flüt, keman ve koro eslikler de yaptı.
· Üniversitede her dönem sonu yapılan bölüm konserlerine birçok defa yer
alma hakkı kazandı. Yapılan seçmelerin üçüne kendi gitar parçalarıyla katıldı.
(Oyun, Nil Nehri Akıyor, Dayumetin)
· Bölümde yapılan bir flüt sınıfı konserinde flüt için bestelediği “mektup”
adlı parça Ayla Nil Çetin tarafından seslendirildi. (16-04-07)
· 2 yıl boyunca BURSA ISIKLAR ASKERİ LİSESİNDE öğrencilere gitar
dersleri verdi. (2004-2006)
· 44 sınıf arkadasının her biri için bestelediği özel ‘küçük gitar parçaları’
ndan olusan solo konser verdi. (17-04-07)
· BURSA NİLÜFER BELEDĐYESİ KONAK KÜLTÜR MERKEZĐN’DE
“MÜZİK EĞİTİM ÇALISMALARI” bünyesinde farklı düzey ve farklı yas
gruplarından öğrencilere gitar dersi verdi. Ayrıca bu kurumda düzenlenen
organizasyonlarda aktif olarak yer aldı.(2006-2007)
· Bursa ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ MÜZİK ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ
’nden mezun oldu. (2007)
· KÖLN MÜZĐK YÜKSEKOKULU’na (HOCHSCHULE FÜR MUSIK KÖLN)
yüksek lisans (Master of Musik, Gitarre Solo) öğrencisi olarak kabul
edildi.(2009)

Fazıl Say / Yalnızlık Kederi

Resital
Sabah kalkıp havaalanına giderim

Check-in’di pasaport kontrolüydü her birinden geçip

Telaşlı bir “airport-cafe”de kahvemi içerim hızlıca (daha fazla…)

Buhran

Ve bir sende olan sözlerim bağlamasa beni,
Ve iki üstümüze yüklenmiş ahlak öğretileri bunaltmasa,
Ve üç gidecek yerim olsa ,
yine gidermiydim bilmiyorum

korku sarmış her yerimi pısırık olmuşum hayatın sokaklarında,kim ne demiş telaşı
olmadan
yaşadığım tek yer yanlız yattığım yatağım;ondada günün özeti var dibimde kıvrılmış.

kimseyi sevmemek diye birşey varmı varsa bu ne biçim bi hastalık yoksa arınma olmasın
öğretilen yaşamdan,
sorgulamanın sonu ne? kendi varlığını inkar mı?
daha ne kadar sırayla yaşanacak genele dair uyum,
sürüden ayrılmak mıdır kurtuluş ve -’ben’ diyorum yine en narsist halimle,
kucağına düştüğüm hayat ne alacaksın benden bu kollektif ters bana

muhabbetlerim bile özet fazlası gereksiz yorucu…

“temas tts”

Saint Exupéry/Küçük Prens

O  sırada tilki ortaya çıktı….
Tilki ‘günaydın’ dedi.
Küçük prens döndüğünde hiç bir şey görememesine rağmen kibarca ‘günaydın’ diye yanıtladı.
Ses ‘tam buradayım’ dedi, ‘elma ağacının altında’.
Küçük prens ‘kimsiniz’ diye sordu
Tilki ‘ben bir tilkiyim’ dedi.
Küçük prens ‘gel benimle oyna’ diye teklif etti. ‘Çok mutsuzum’
Tilki ’seninle oynayamam’ dedi. ‘Evcilleştirilmedim’
Küçük prens ‘Ah! Lütfen beni affet’ dedi. Ama biraz düşündükten sonra:
‘Evcilleştirmek’ bunun anlamı ne? diye ekledi.
Tilki ’sen burada yaşamıyorsun,’ dedi. ‘Ne arıyorsun?’
Küçük prens ‘insanları arıyorum’ dedi ‘evcilleştirmek, bunun anlamı ne?’
Tilki ‘insanlar’ dedi ‘Tüfekleri vardır ve avlanırlar. Bu çok rahatsız edici.ayrıca tavuk yetiştirirler. Bu onların tek İlgilendikleri şeydir.Tavuk mu arıyorsun?’
Küçük prens ‘hayır’ dedi. ‘Arkadaş arıyorum’
“Evcilleştirmek” bunun anlamı ne?’

Tilki ‘bu çok ihmal edilen bir konudur’ dedi.
‘Anlamı bağ kurmaktır’
‘Bağ kurmak mı?’
Tilki ‘tam olarak öyle’ dedi. ‘Bence sen yüzbinlerce küçük cocuk gibi küçük bir çocuktan başka bir şey değilsin. Ve sana hiç ihtiyacım yok. Ve senin açından , bana ihtiyacın yok. Sence , ben diğer yüzbinlerce tilki arasından bir tilkiden daha başka bir şey değilim. Ama beni evcilleştirirsen o zaman birbirimize ihtiyacımız olacaktır. Bana göre sen tüm dünyada tek olacaksın. Sana göre ben, tüm dünyada tek olacağım.’

Küçük prens ‘anlamaya başlıyorum’ dedi.

Tilki ‘yaşamım çok monoton’ dedi. ‘Ben tavuk avlarım insanlar beni avlar. Tüm tavuklare birbirine benzer ve tüm insanlar birbirine benzer. ve neticede , biraz sıkılıyorum. Ama eğer beni evcilleştirirsen , yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak.Diğerlerinden farklı bir ayak sesi bileceğim. diğer ayak sesleri beni hızla yeraltına yolluyor. Seninki beni, müzik gibi, inimden çağıracak. Ve bak : ötede hububat tarlalarını görüyormusun? ben ekmek yemem. Buğdayın bana bir yararı yoktur. Buğday tarlalarının bana söyleyeceği bir şey yoktur. Ve bu acı. Ama senin altın rengi saçların var. Beni evcilleştirdiğinde ne kadar harika olacağını düşünsene! Kendisi de altın gibi olan tahıl, bana senin düşünceni getirecek. ve ben buğdayların arasındaki rüzgarı dinlemeyi seveceğim…’
Tilki uzun süre küçük prense baktı.

‘Lütfen beni evcilleştir’ dedi.
Küçük prens ‘çok isterim’ dedi ‘ama çok vaktim yok. bulmam gereken arkadaşlar, ve anlamam gereken çok şey var.’
Tilki ‘insan ancak evcilleştirdiğini anlayabilir’ dedi. ‘İnsanların artık bir şey anlamak için hiç zamanları yok. Her şeyi dükkanlardan hazır olarak satın alıyorlar. Ama arkadaşlığın satın alınacağı bir dükkan yok. eğer bir arkadaş istiyorsan , beni evcilleştir..’

Küçük prens ’sen evcilleştirmek için ne yapmam gerekiyor’ diye sordu.
Tilki ‘çok sabırlı olmalısın’ diye yanıtladı. ‘önce benden biraz uzakta, şöyle , çimenlere oturacaksın. Sana gözümün ucuyla bakacağım ve sen hiç bir şey söylemeyeceksin. Kelimeler yanlış anlaşılmanın kaynağıdır. Ama her gün bana biraz daha yakın oturacaksın..’

Ertesi gün küçük prens geri geldi.
Tilki ‘aynı saatte gelmek daha iyi olurdu. ‘ dedi ‘eğer örneğin akşamüstü saat dörtte geldiysen saat üçte mutlu olmaya başlayacağım. Saat ilerledikçe gitgide daha mutlu olacağım saat dörtte , çoktan merak edip zıplamaya başlayacağım. Sana ne kadar mutlu olduğumu göstereceğim! Ama herhangi bir saatte gelirsen kalbimin seni selamlamak için hangi saatte hazır olacağını asla bilemem..’

Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirdi….
Ve ayrılık saati yaklaştığında..
Tilki ‘ağlayacağım’dedi.
Küçük prens ‘bu senin hatan’ dedi ’sana zarar vermek istemedim ;ama sen benim seni evcilleştirmei istedin..’
Tilki ‘evet öyle’ dedi.
Küçük prens ‘ama şimdi ağlayacaksın’ dedi.
Tilki ‘evet öyle’ dedi.
‘Öyleyse sana hiç yararı olmadı!’

Buğday tarlalarının renginden dolayı yararı oldu..
Tilki  ‘Hoşçakal’ dedi. ‘ Ve işte sırrım. Çok basit bir sır. İnsan yalnızca kalbiyle doğru olarak görebilir; Gerçek olan göze  görünmez..

“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın.

Ve evcilleştirdiğine karşı sonsuza dek sorumlusun..’

(Sadeleştirilmiştir.)
Ekleyen: Sözdeözne

Işık Bahçeleri-Tanrı ve diğer dinler

+Madem mesih’in yada buda’nın ağzından konuşuyorsun,ne diye yeni bir din kurmaya uğraşıyorsun?

-Batıdan yükselenin umudu Doğu’da yeşermedi;Doğu’da yükselenin sesi de Batı’ya ulaşmadı.Her gerçeğin onu içinde hissedenin görüntüsüne,diline bürünmesi şart mı?

+Üstad, bazı dinlerin saygıyı hak ettiğini kesinlikle kabul ediyorum.Ama ya putperestler,güneşe tapanlar?

-Kaftanın eteğini öpersen bir kral bunu kıskanır mı sanırsın? Güneş, Yüce Tanrı’nın kaftanında ki bir puldur sadece, ama insanlar bu pırıl pırıl pul sayesinde onun ışığını doya doya seyrederler…

…İnsanlar tanrılara taptıklarını sanırlar,oysa onların tahtadan,sumermerinden,resimlerden,kelimelerden,düşüncelerden yapılma tasvirlerini bilirler sadece.

+Ya hiçbir tanrıya inanmayanlar?

-Önüne koyan resimlerde Tanrı’yı görmeyi reddeden,Tanrı’nın gerçek yüzüne bir başkasından daha yakın olabilir.

+Sen kimin mesajını getirdin?

-Ona “Işık Bahçelerinin Kralı”  diyorum.

+O baba, Kadir-i Mutlak, Rahman ve Rahim olan, her şeyi yaratan değil mi?

-Aynı anda hem rahman hem de kadir-i mutlak nasıl olabilir? Cüzamı ve savaşı da o mu yarattı?Çocukları öldüren masumlara eziyet eden o mu?Karanlıkları ve karanlığın efendisini de o mu yarattı? Şeytanın varolmasına ses çıkarmadı mı?Bir hareketiyle onu yok edebilecek olsa niye yapmasın bunu? Karanlığı yok edemiyorsa rahman ve rahim değil demektir; yok,istiyor da yapmıyorsa o zaman da kadir-i mutlak değildir

O, yaratıcılığı insana emanet etti. Karanlığın gücünü azaltmak, ilk başta insanın görevidir.

Ekleyen: Sözdeözne

Keşke

Geçmiş için üzülmedir. İç burkan  insana hüzün veren. Bir yakarış zamanı, geç kalmış dilektir.
Hatıraların pişmanlıkların izidir.  İçinde tüm hayalleri, beklentileri yaşanmak istenenleri , kimi zaman yaşanamayanları, ,özlemleri barındıran, tüm bunları, bunca yoğunluğu  tek başına hissettirebilen,yine de bir yanı hep beklentilere açık sözcüktür.Verdiğimiz veya veremediğimiz kararların sonrasında ortaya çıkar.
Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır… Söylendiğinde insanın zaman makinesini icat edesi gelir. Hataların denizinde boğulurken içten içe söylenen imdattır keşke. Her yanlışın üzüntüsünü insanın yüzüne çarpan pişmanlığın resmidir.
Çaresizliğin çözümsüzlüğün yapılan yanlışların geri dönülmezliğini anlatır keşke… Acılı anlarda ağızlardan dökülerek gizli hüzünlerin başında gelir.
Keşke tartışmalarda kötü sözler söylenmesiydi iktidar çevresine yaranılmasıydı. Politik konuşmalardaki din, milliyetçilik bayrak vatan vurgusunun sahteciliği anlaşılabilseydi.
Polis’te bu kadar kolay insan vurmasaydı. İşkencelerde insanlar ölmeseydi. Yuvalarımızdaki çocuklar işkenceye maruz kalmasaydı. Şehirlerimiz çirkinleşmeseydi ve kabalaşmasaydık. Keşke”Vahşet”  olmasaydı.  Eğlence programlarımız daha düzeyli olabilseydi.
Ancak bu keşkeleri art arda sıralamak bir sonuç getirmiyor.  Hiç kullanmamak yerine ders alıp gelecekte daha az kullanılması için çaba harcanmalıdır.

“Özgür Karakaya”