Babaannem Gibi Uzanan Kırkayağın Üstünden Geçen Susam Taneleri


Gündüz uykusunu çok seven babaannem gibi bir köşeye kıvrılan şu kırkayağın üzerine basmamak için her seferinde olağanüstü bir çaba sarf ediyorum. Onu aileden biriyle özdeşleştirdiğim için değil bu gayretim, bir canlı aileden olmasa da canlıdır!

Hukuk bazı canlıları eşit olarak kabul etmekle birlikte hukuka uyması planlanan insanoğlu tercihini genelde kendinden yana kullanmaktadır. İşine geldiği gibi davranmak işe göre değişirken minareye göre kılıf bulmak yine kişinin kendisine düşmektedir.

Bir olayda suçlu gibi görünen bir kişinin yerine geçirilecek olduğumuz zaman çoğunlukla suçumuz da bizimle birlikte hafiflemektedir. Hafifletici sebepler hayatımızı hafifletmektedir…

Bize hafif gelen suç, suç işleyenlerin arasına karışacağımızda ‘ben suçsuzum, bir hata yapıyorsunuz’ cümlesindeki kadar klasik. Affetmek ne de olsa zor bir kabullenme eylemi.

Bir yanda hukuk doğrultusunda yasalaşan yani karşındaki olayı ya da nesneyi, kişiyi ya da zümreyi belirli şartlar doğrultusunda affetmek, diğer yanda senin yanında olduğu için, aynı düşüncelere sahip olduğun için, seni koruduğu ya da koruyacağı için, arkasında bulunan geniş kitleyi kaybetmemek için affetmek…

İkisi arasındaki denge yüzünden pamukları lime lime etmiş, sonunda kendi gerçeklerimize sarılmışız.

Bugün o kırkayağın bir suçu varsa o da ayağımın altında dolaşmasıdır. Ben niye oradan geçiyorum diye düşünmeye gerek yok! Benim bulunduğum yerde bulunmak tabi ki bir suç, hem de yeri yurdu olmayan bir insanlık suçu…

Gezebileceğim yerler kendi kontrolüm altındayken başka canlıların yaşam alanıma müdahalesi demek bu. Gayet hafif bir cümle… O kadar zararsız ki kimsenin canını bile acıtmadı. Nereye çekersen çek bu söylediklerimi, ister bir diziye, ister bir davaya… Nasılsa yarın söylenenler yudumlayacağın çayında birer kurabiye gibi iştah kabartıcı olacaklar.

Pastaneler çoğalalı kahvaltı yapamaz olduk, her köşe başı simit dükkanı, giderek fakirleşiyor mu insanlar? Bunu göremeyecek kadar kör mü olduk, açlık başımıza vurdu da ağzımızdan lokmamızı mı aldı yoksa?

Sadece koşuşturmak uğruna kahvaltı hazırlamaya vaktimiz kalmamış da olabilir tabi… Atıştırmanın daha kolay geldiği koşuşturma çağında da olabiliriz. O kadar değerli ki simit uğruna mücadele, simit için hapse giren bir çocuk baklava için neler yapmaz!

Ondan hayli yüksekte bir şeyler atıştırırken fark etmiyorum yere düşenleri, nereden fark edeyim yere düşenleri! Kendi köşesinde sadece uyuması beklenen kırkayağa ancak susam taneleri kalmakta… Onu bile çok görüyor benden sonra orayı temizleyecek olan abla. Süpürürken sadece maaşını düşünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir