Belki Okursun.

Kendimi, bulduğum ilk bir kaşık suda boğmak istiyordum.  ‘ Madem beceremiyoruz, birlikte beceremeyelim’ dedim. Aklına yatmış gibi görünüyordu. Ne hissettiğini anlayamıyordunuz, en azından; kendi adıma çıkarabildiğim tek  şey düşünüyor olmasaydı. Huzursuzdum. Fazla donuktum sanki , öyle derlerdi.  Depresif bir ruh hali, melankolik duvar, yolunda gitmiyor bahaneleriydi derken uyuşmuştum. İçinde bulunduğum psikolojiyi anlatabilecek cümleleri henüz işlememiştik…

Keyfime diyecek yoktu, olmayan bir şeye ne denirdi ki zaten? Ben şu andan bir saat sonrasını bilemiyordum, plan yapmaktan bahsediyorlardı. Seçim yapmak zorunda mıydım? Hayır yani, hiçbir şey olmak isteyemez miydi insan? Kolaya mı kaçıyordum? Hem kolay neresiydi de her başı sıkışan soluğu orada alıyordu?..

Bak yine aklıma gelmiştin, kötü olduğumu hissetmiştim yine.. Yaptığın ayıptı, saygısızlıktı, düpedüz emek hırsızlığıydı.Bunu ikimiz de biliyorduk. Ve her seferinde çok şey biliyor gibi bakıp (aslında hiçbir şey bilmeyip), susuyorduk.

‘Belki gülmek isteseydin, bir sebep bulurduk’ dedim.  Gülmüştü. Ne kadar yakışabilirse o kadar yakışmıştı işte ! Ne kadar  kaybolsa da bir şekilde beni bulduğundan bahsetti. Tınısı yabancıydı bir kere sesinin, inanabilsem dünyaya bile meydan okurdum. Yüzü asılmıştı. Yapacak bir şey de yoktu. Kelimeler desen, her zaman işe yaramıyorlardı…

Uzun süredir kitap okumuyordum, kitaplıktan utanır hale gelmiştim.  Her seferinde gelmeyen birileri oluyordu , ben ısrarla bekliyordum.  Zamanın eteklerine sarılıp, beni bir yerlere fırlatmasını diliyordum.  Bir çeşit oyundu.  Saat kaç olmuş, keyfim hala ortalarda yoktu. Biliyor muydun?

Ben kime kızsam, aslında sana kızıyordum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir