Belki

Hayat çok zalim ve bir o kadar da acımasız bir şekilde devam etmekteyken sen ardına
bakmadan yoluna emin adımlarla devam ediyorsun. Yürüyorsun ve yolun sonu hiç gelmek
bilmiyor. Pes etmiyorsun çünkü durduğun an kaybedeceğinin farkındasın. Yürüyorsun ve
hafiften bir rüzgâr esiyor, güneş kara bulutlar arasından yansımaya çalışıyor, bir
de yağmur yağıyor. Bu karmaşa sonucu oluşan gökkuşağı birden dikkatini dağıtıyor ve
gözlerini bu renk cümbüşünden alamıyorsun.

Belki, ayağın bir taşa takılacak ve yürümüş olduğun bu yolda bir çukurda birikmiş
olan suya düşüp üstün başın çamur içinde kalacaksın. İşte bu andan itibaren bütün
planlarında bir değişiklik meydana gelecek ve geri dönmek zorunda kalacaksın.

Doğruluyorsun geri dönmek için ve derin bir of çekiyorsun. Bu nasıl bir şans diye
sitemler edip söylene söylene yürümeye devam ediyorsun. Eve vardığında üzerini
değiştirip çıkmak için adım attığın an içeriden kahkahalarla dolu sesler dikkatini
çekiyor. Kapı aralığında içeriyi gözetliyorsun ve içerdeki sıcaklık yüzüne yansıyor.

Belki, odada yanan soba ve sobanın üzerinde bulunan kestaneler aklını alacak ve
içerideki koyu muhabbet seni içine çekecek. Sen de bu ortama dahil olup kendini
içerinin sıcaklığına kaptıracaksın. Bir köşeye geçip oturacaksın. Derken gözlerin
birden pencereye takılacak ve camdan akan yağmur taneleri seni başka diyarlara alıp
götürecek. Birden oturmuş olduğun pencerenin bir köşesinde bulunan ve kimsenin daha
önce fark etmediği ufak bir delikten bir rüzgâr esecek. Yüzüne vuran serinlik seni
dışarı çağıracak ve çıkacaksın.

Dışarı çıkıyorsun ve tekrar kalmış olduğun yerden yoluna devam ediyorsun. Sararmış
yapraklar tüm yolları kaplamış durumda. Bir hüzün bulutu sarmalıyor etrafını ve
geçmişe doğru kısa ama bir o kadar etkili bir yolculuk yapıyorsun.

Belki, karşına geçmişte seninle beraber olmak isteyip de reddettiğin biri çıkacak ve
tanınamazlıktan geleceksin. Geriye dönüp baktığında bir yerlerde ona karşı bir
şeyler hissettiğini anlayacak ve onun ardından koşacaksın ona yetişmek için ama
yetişemeyeceksin. O çoktan kaybolmuş olacak ve sen bin bir pişmanlık içinde
hıçkırıklara boğulup ağlayacaksın. Birden dengeni kaybedip olduğun yerde yığılıp
kalacaksın.

Gözlerini yavaş yavaş açıyorsun ve etrafını şöyle bir süzüp nerede olduğunu anlamaya
çalışıyorsun. Bulunduğun yeri daha önce hiç görmemişsin ve buralara yabancısın.
Gözlerin yanmakta olan şömineye takılıyor ve o an bir titreme beliriveriyor
vücudunda. Şömineye doğru gidip yanmakta olan ateşin önüne oturup ısınmaya
çalışıyorsun. Arkandan bir el uzanıp gözlerini kapatıyor. Bir şaşkınlık sarmalıyor
seni. Bu ellerin sahibini merak ediyorsun.

Belki, geçmişte yapmış olduğun bu hata telafi edilmiş olacak ve bu ellerin sahibi
peşinden koşup da bulamadığın kişi olacak. Kalbin deli gibi atacak ve dilinden bu
kişinin o olması için dualar dökülecek.

Belki de bir hayal kırıklığı yaşayacaksın. Birileri seni buraya hapsedecek ve sen
ömür boyu dört duvar arasında mahkûm kalacaksın. Bir kuş misali kanatlarını
çırpacaksın özgürlüğüne kavuşmak için ama kafesinden asla uçamayacaksın.

Elleriyle gözlerini kapatmış olan kişi birden ellerini çekiyor ve kulağına eğilip
bir şeyler mırıldanıyor. İşte o an mutluluktan havalara uçuyorsun. Kaybettiğini
düşündüğünü yeniden kazanıyorsun. Artık için rahatlıyor ve içinden derin mi derin
bir oh çekiyorsun. Gözbebeklerin gülümsüyor, yüreğin hayata meydan okurcasına
atıyor. Heyecanda düşüp bayılıyorsun.

Belki, bir rüya görüyor olacaksın ve uyandığın an yeniden bir hayal kırıklığı ile
karşılaşacaksın.

Belki de bir kuş misali kanatlanıp beyaz bir güvercin gibi mutluluğa uçacaksın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir