Ben Ne Zaman Ölsem…

İçlerinden kendini çıkarıp saymaya başladığında,
Eksik kaldığını fark ettin mi yalanların?

Söylenmemiş en büyük yalanı kendime sakladım. Zira mutlu sonların var olduğu aldatmacasıyla büyüyen çocuklardık biz. Oysa sonu olan bir şeyin mutluluk getirmeyeceğini, daha çocukken öğrenmeliydik. Kendi önyargılarını bize mutluluk diye yutturdukları günden beri; suda değil, artık kanalizasyon çukurundaydı düşlerimiz…

Tanrım ağlamayı keser misin(?) boy veriyorum işte en dipteyiz…

Komaya soktuğu çocukluk düşlerimin vicdan azabı olsa gerek, uykularımı bölen şeytanın yerli yersiz yakarışları.  (Duymazlıktan geldiğim kadar görmezlikten gelebilseydim bazı şeyleri. Belki o zaman…)  Sonra sessizlik oluyor, masumiyet müzesinde gezintiye çıkıyor işgüzar melekler. Yontma taş devrinden kalma bir acıyı, ortaçağ karanlığında unutulmuş bir sevdaya gözyaşı yapıyorlar.  Ben güldüğüm zaman, onlar ağlıyorlar. Onlar gülüyor, ben öldüğüm zaman…

Tuzunu fazla kaçırırsan, ölüme sebebiyettir ağlamak.

Ben ne zaman ölsem, imarına izin verilmezdi cennetin. Cehennem yeteri kadar sıcak olmazdı. İnşaat halindeydi sırat köprüsü. Ve mahşer alanının temel atma töreni Tanrı huzurunda yapılırdı. Yakılacaklar listesinden adımı silerken yakalanırdı bir melek. Ceza olarak yeryüzünde bir ayrılığa tanıklık ettirilirdi. Bütün kutsal kitaplar yeniden yazılır ve ben ne zaman ölsem Azrail bana hep geç kalırdı…

Bana hep geç kalındı. Erken gelen onca yıkımın ardından…

“Ben Ne Zaman Ölsem…” üzerine 4 yorum

  1. Duymazlıktan geldiğim kadar görmezlikten gelebilseydim bazı şeyleri. Belki o zaman…

    ——————————————

    Kaldır şimdi başını göğe. Binlerce yıldız göreceksin. Senin için binlercesi orada bir arada. Oysa öyle tek, öyle yalnızlar.
    Şimdi başını sağa çevir. a nneni göreceksin. Solda baban var. Baktığın ekranda biz varız. Ya bir yıldız olsaydın? Herkes sizi çok sanarken… Birbirinden milyon yıl uzak, milyon yıl ayrı…

    Nefes aldıkça döner dünya. Kalbin attıkça açar çiçekler. Güneş ancak sen varsan ısıtır. Karıncalar senin ekmeğinin kırıntılarıyla karınlarını doyururlar. Aşkını güneşe, çiçeklere, karıncalara sun.
    Seni asla yalnız bırakmayacaklarını göreceksin.

  2. Kelimlerin ölüm kusarken ve kendini layık gördüğün cehennem bile henüz ısınmamışken.. Yakılacaklar listesinden adını silmeye yeltenen melekler varken..
    Henüz değildir..
    Şimdi değildir..
    Gitmen..
    Kalman için nedenlerin var, mutlu bir sona şahitlik edeceksin daha..
    Bırak sana geç kalsınlar..Bu geç kalanların sorunudur keza.. Sen yaşa yaşayacağını.. Zamanla işimiz yok, bizim işimiz dokunmak.. Şimdi sen de.. Hayata dokun yüreğin yetiyorsa..

    Sen hep yaz olur mu.. Okurken uzaklara götürüyorsun beni.. Bu uzaklar benliğimin en ücra yerleri.. Bu uzaklar bilinç altımın terkedilmiş meskenleri..
    Okuduktan sonra yazını, kendime dönüyorum.. Ne güzel diyorum “Yalnız” değilim..

    Emeğine sağlık..

  3. Hayatı en son sırada izlemek ve beklemek gibi uzun halk ekmeği kuruğu misali son cümlende buldum yine kendimi aslında hep olduğum yerden en sondan bakıyorum.
    “Bana hep geç kalındı. Erken gelen onca yıkımın ardından…”

    Tıka basa dolmuş beynimden bütün kötü uğultuları kusmak istiyorum,

    duyuyormsunuz yine fısıldıyorlar…
    Tuzunu fazla kaçırmak istiyorum ağlamanın.. Günahlarım yoruyor bu bedenimi … 🙁

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir