Çalışarak Öğrendiğim Şey Sadece Hayal Kurmak Değildi, İleride Bundan Kısa Bir Film Bile Çıkardı!


Beslensin andominde bir beyin, sadece uyuyacak bir yer değil, dinlenecek bir yerde bulmuşçasına sevin! Nicelerinin eli boş döndüğü uykulu karanlıktan, öyle bir şey söyle ki kurtulsun bedenin… Her zaman gümüş tepside sunulmuyor yapmamız gerekenler…

‘Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var’ demiş şair, yaşamanın öğretecek kadar zengin olması onun da geçmişte çok acı çekmesinden midir? Güzel düşlere hep çekilen acılar sonunda mı kavuşulur ve bu, hayatla yaptığımız bir tür anlaşma mıdır? Eğer öyleyse o anlaşmalarını etrafındakilere de onaylatmak istiyor. Bu bir yetenek ya da göz aldatmacası… Kimse onun üzerine ‘nereden biliyor bunları?’, ‘aklına nereden gelmiş böyle bir iş?’ diyerek eğilmiyor, o işine eğiliyor, onun gösterisinde biz de alkışlarken eğiliyoruz. Ufacık boyuyla ortalıkta gezinen bir tür büyücüye benzeyen bu yaşlı adamın yürümeye hali pek kalmadıysa da o, onu izlemeye gelenleri şaşırtmaya devam ediyordu, ağzından son çıkan sözcükle oturduğumuz yerde türlü umutlarla çakıldık kaldık: Abra kadabra… Acaba ne görünecekti gözlerimize ya da neyi yok edecekti bu yaşlı adam? (Daha ne olduğunu anlayamadığım bu gösteri bana nedense Hulusi’yi hatırlatıyor. O da bir kafeste yaşıyor, demir parmaklıkları olan bu kafesin içi gayet geniş ve ferah, çalışma masası bile var.) Bu kadar güzel söyleyenine ilk kez rastlıyorum bu iki kelimeyi ve filmlere özgü sandığım söz yığınına büyülü bir anlam katmayı bir tek o gerçekleştiriyor. Bu kez bu filmin içinde olmamın etkisi var. Bir dönüşüm yaşanıyor belki de… Bir tavşan kuşa dönüşüyor. Yararlıyı yararsız, hareketsizi hareketli yapıyor… Efsaneleşen ismine uygun olarak donatıyor bizi, dillere dolanılası bir gösteri daha sunuyor. Gözlerimizde devleşiyor, inanmayanları inandırıyor. Uğultu o sihirli iki sözcük arasında kesiliyor, ufak ama dev adamın ne yapacağı merak konusu oluyor. Buraya gelirken duvarda asılı birçok afişine denk geldiğim, zehirli yılanları, güçlü hayvanları yola getiren bu adamın o adam olduğundan şüphe duyuyorum. Ondan şuan için beklenen aslında küçük mucizeler… Bu insanlar buraya para vererek geliyor, bu nedenle gösterinin boşa çıkmasını kimse istemiyor. Boşa çıkması demek Kolio’nun da sonu demek. Kolio bütün gösterişine rağmen sahibinin yanında sessizleşen bir goril. Efsanenin yanlış yorumlanması için küçük bir aksilik, ölüme terk edilmesi için sahibinin kendini kötü hissetmesi yeterli.

Bir sirk gösterisinden farklı olan bu hareketlerin Dokrino için yaşamsal bir anlamı var. Yıllarını bu işe adamış olan yaşlı adamın çok gezdiği de aşikar. Yaşadıklarından öğrendiği bir şey olup olmaması ise fark ediyorum ki sadece onu ilgilendiriyor. Çalışma arkadaşı çoğunlukla hayvan olan ve kendisini işaretlerle anlatmayı alışkanlık haline getiren bu adamın yaşamında önemsizleştiğini hissediyorum. Kendi yaşamındaki mutsuzluk üzerine konuşmak istiyorum. Heyecanın nasıl yitirildiğini, ne yaparsa yenileneceğini merak ediyorum. Ateşler, toplar, tüfekler git gide sıradanlaşıyor, o belki de televizyon izlemeyi özlüyordur… Ağaçların arasında bir kulübede odun keserek yaşamak, şöminesini yakmak, ineğinden süt sağmak belki de tam ona göredir. Yaşadıklarından öğrendiklerini de beraberinde götürürse ne olur? Ormanda eğitecek daha çok arkadaşı olur…

Bu vakitte şu şirkette benden başka kim daha uyanık olabilir? Açıklıyorum: Dokrino ile patron Hulusi arasında bir fark yok. İkisi de eğitmekten hoşlanıyor. Paranı almak için çalışmak zorundasın ve Kolio’da aç kalmamak için çalışmak zorunda, onun ölüm tehlikesi benim ölüm tehlikemle neredeyse aynı. O sincapların kullandığı bisikletin altında kalabilirken ben başka kemirgenlerin arabalarına hedef olabilirim. Sırtımıza onlarca yük veriyorlar ikimizin de, birimiz kol diğerimiz beyin gücüyle daha çok tükeniyor. Onun heybetli duruşunun yanında benim duruşum devede kulak kalır. Zavallının bir tek ağzı var dili yok, bende de o fazlasıyla mevcut. Hatta bu yüzden geçenlerde işimden kovulacaktım. Neymiş, çok konuşmak insanın ömrünü kısaltıyormuş, çok konuşmaya devam edersem yakında ölüp patronuma başka bir çalışan aratmak zorunda kalacakmışım. Sustum sonra… Ama sadece aklıma gelen kelimeleri başka bir yere erteleyerek, kolayca kurtulmak Hulusi için zararlı, o dişiyle, tırnağıyla yapmış bütün varlığını, bir anda olan her şeye karşı büyük öfke duyuyor. Her şeyin planlı olması onun için çok önemli. Tuvalete giderken bile neredeyse izin almamız gerekiyor. Bu şartlar altında çalışamayıp kuaför, berber, bakkal çırağı olan nice tanıdıklarım var. Tamam, biraz abarttım ama Hulusi kadar başına taş düşenler beni iyi anlarlar, düşmeyenlere ise onu kaybetmek için daha sihirli bir sözcük söyleyemem ki… Nasılsa Kolio’da bilmiyor abra kadabranın anlamını… Hulusi Türk sinemasının içerisine yeniden gönderilmeli, bunun için bu iki sözcük yeterli değil. Fikri olan buyursun yazsın. Vaktim çok.

Bugün yeniden burada olmanın keyfine birazdan varacak olan ben oturduğum masadan kalkmadan çoktan güneşin doğduğunu görebiliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir