Çukurova 3. Kitap Fuarı’ndan

Yağmurlu bir cumartesi ikindisi…
Çukurova 3. Kitap Fuarı konuklarını ağırlıyor…
İçeride kitapların kokusu, sözcüklerin uğultusu had safhada…
Ayrı bir şölen, ayrı bir festival havası…
Kitap festivali, kitap şöleni…
* * *
Yine kendi sessizliğimdeyim…
İçim pek bir konuşkan, dışım ise suskun…
Yürüyorum sadece…
Arşınlamaktayım stantları…
Hemen girişte Cumhuriyet Kitapları karşılıyor okurlarını, hemen berisinde NTV Yayınları ile İş Bankası Yayınları, az ilerisinde de Yapı Kredi Yayınları ile Can Yayınları
Cumhuriyet Kitapları’nda “Mustafa Balbay hüznü” kanat çırpmakta, Can Yayınları ise özlemekte Erdal Öz‘ünü…
Server Tanilli‘siz bir kitap fuarı…
Server Tanilli sağlık sorunları nedeniyle katılamıyor fuara…
Ama şöyle diyor 15 Ocak’taki köşesinde:
Çukurova 3. Kitap Fuarı, 12-17 Ocak 2010 tarihlerinde, kültür ve eğitim dünyamız Adana’da buluşuyor…
Buluştu da, güzel bir açılışla fuar hizmette…
Paneller, söyleşiler, okuma ve imza etkinlikleri, çiçeği burnunda karikatürcüler, mizah festivalleri yan yana…
12-17 Ocak 2010 tarihleri unutulmaz olacak…
Gidiniz, sevgili okurlar izleyiniz şöleni…

* * *
İnsanları gözlemlemeye başlıyorum sonra…
Gerek Adana‘dan, gerek Mersin‘den; gerekse de Gaziantep, Osmaniye, Hatay‘dan kitap tutkunları gelmiş fuara…
Kalabalıklaşan stantların önlerinde kitaplara dokunuyor, kitaplara dokunarak onlarla iletişim kuruyorlar…
En evrensel iletişimin kanalları akıyor fuar süresince…
Yazarlardan okurlara, okurlardan da kitaplara…
* * *
İlerleyen saatlerde bir söyleşiye konuk oluyorum…
Deniz Kavukçuoğlu ile Oya Baydar konuşuyor ve ben dinliyorum…
60’lardan Günümüze Türkiye’de Aydın Olmak”tan bahsediyorlar…
Onları dinlerken Türkiye’nin son zamanlarda içinde bulunduğu durumu, neleri yaşamakta olduğunu getiriyorum aklıma…
Deniz Kavukçuoğlu’nun 11 Kasım 2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Bir Tuhaf Demokrat: İskender Pala” başlıklı eleştiri yazısını okumak istiyorum yeniden ve Oya Baydar’ın Can Yayınları’ndan çıkan “Kayıp Söz” ile “Çöplüğün Generali” kitaplarında çoğalmak geçiyor içimden…
Öylece kalakalıyorum…
* * *
Söyleşi bittikten sonra devam ediyorum adımlamaya fuarı…
Cumhuriyet Kitapları Standı’nda Hikmet Çetinkaya ile Ataol Behramoğlu, kitaplarını imzalıyor…
Hikmet Çetinkaya, Ataol Behramoğlu’na şakalar yapıp takılıyor ve sürekli gülüşüyorlar…
Gözlerinin içi gülüyor ikisinin de…
Gözlerin Poyraz” (Cumhuriyet Kitapları) ve “Kadınlar, Yağmur ve Kuşlar” (Günizi Yayıncılık) kitaplarını imzalarken “Bu dünyada aşksız yaşanmaz, aşksız siyaset de yapılmaz!” diyor, Hikmet Çetinkaya…
Kendini nasıl da tanımlıyor bu birkaç sözcükle; nasıl da giydiriyor o güzelim kelimeleri hem diline, hem kalemine, hem de düşüncelerine…
* * *
Düşünmeye başlıyorum sonra, oturduğum bir sandalyede…
Önümde “Kadınlar, Yağmur ve Kuşlar”, elimde şekerli koyu kahve, yüreğimde cumartesi akşamüstüsü heyecanlanışları…
Aşksız yaşanmaz!” diyordu, Hikmet Çetinkaya…
Ve ben o an, önümdeki kitabından birkaç cümlesini okurken buluyorum kendimi, farkında olmadan:
Sevgiyi unuttuk, kış ağaçlarına asılı kalan tutkularımızı kuruttuk, zamana yenik düştük…
O esmer yüzlere konan kış güneşi, vahşi ormanlar gibi soluyan bencilliğimiz, her şeyi unutturdu topluma…

Aşksız siyaset de yapılmaz!” diyordu ardından…
Aşkın olmadığı bir siyasetin içinde çırpınan insanlardık bizler, sonuçta…
İnsanlardık bizler, sözlerin büyüselliğinden hep mahrum kalan ve o büyüselliğin nasıl oluştuğunu bir türlü kavrayamayan…
* * *
Yağmurlu bir cumartesi ikindisi, artık yağmurlu bir cumartesi akşamı oluyor…
İçim yine kıpır kıpır…
Deniz Kavukçuoğlu, Oya Baydar, Hikmet Çetinkaya, Ataol Behramoğlu
Her biri de dopdolu, her biri de tutkulu…
Okyanus okyanus dökülüyorlar gönüllerimize, okyanus okyanus akmaktalar yüreklerimize…
Bunları düşünerek çıkıyorum fuar alanından dışarı…
Evime doğru yol alıyorum…
Ve sanki güzel bir rüyadan uyanıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir