DEJA VU

“(B)arınmaya çalışırken bir sevgi yüreğinde, ta dibinde, (t)uzaklarda ararken sen onu, hiç korkma, doğru bir zamanda ve doğru bir yerde o gelip seni bulacaktır…”

Bakmış olduğu hayat defterinde gözüne ilk çarpan cümle bu olmuştu. Dünyaya gelmeden once boş sayfalar barındıran bu defter yavaş yavaş doldurulmaya başlanmıştı. Kendi kaderini kendisi yazamıyordu ve bu yüzdendir ki kendisini, içinin doldurulması gereken boş bir kağit parçası olarak düşündü. Peki onun kaderini yazıp çizen kalem kimin ellerindeydi?

Bu soruyu defalarca sormuştu kendisine. Her gün kafasının içinde binlerce bomba patlamakta ve milyonlarca ok kalbine saplanıp durmaktaydı. Kafasının içini savaş alanına çeviren bu patlamalar sonucu, bu savaş alanında kuşatma altında bulunan düşünceler her an ölüp gitmekteydi. Lanet olası bir hayali –ki içinde bulunmuş olduğu bu durum görmüş olduğu bu hayali doğru algılayamamakta- defalarca görmeye devam etmekteydi. Gözlerini her yumuşunda karanlıklar içinde bir köşeye sıkışır halde bulmaktaydı kendisini.

Kaçıp gitmeliydi buralardan onu kimsenin bulamayacağı çok uzaklara. Belki de kendi elleriyle yapmış olduğu bir salın üzerine atlayıp suyun akışına bırakmalıydı bedenini. Umutları ona yelken olmalı, alıp götürmeliydi onu bilmediği diyarlara.

İnzivaya çekilmiş olduğu köşesinde dibine kadar kirletilmiş olan dünyanın ak sütünü emmiş, saflığından dolayı görünmeyen meleklerini düşündü bir an. Sahip olduğu denklemlerin bilinmeyen kısımlarında yol aldığını ve bilinen kısımlarının bir hayal misali göz açıp kapayıncaya kadar silinip gittiğini farketti.

Çözüm ararken girmiş olduğu dolambaçlı yollar onu her daim yanlış yöne sevkedip içinden çıkılmayacak bir çözümsüzlük durumunun içine sürüklemekteydi. Bir kısır döngünün içine hapsolmuştu adeta, kendisine sunulmuş olan fakir yaşamın fukarasıydı o. En büyük zenginliği sahip olduğu düşüncelerde yaşattığı sevgi(li)de bulmuştu ve hissetmiş olduğu başarısızlık korkusu onun içten içe tedirgin bir hale bürünmesine sebep oluyordu. Yalnızlaştırdığı dünya çevresinde tek kalmış olmanın burukluğunu hissediyordu.

“İntiharın eşiğine gelmişti düşüncelerinde yaşatmış olduğu sevgi(li) ve sahip olduğu her şey uçsuz bucaksız uçurumlardan atlamak üzereydi. Boş gözlerle süzüyordu etrafı, sert rüzgarlar sarsmaya başladığında zayıf olan bedenini. Daha önceleri elde edemediği anlamsız bir sakinlik çöküvermişti üzerine; korku, heyecan, hüzün, mutluluk ya da hissetmeye dair herhangi bir şey hissetmiyordu artık. Her şey onun isteği dışında gerçekleşiyor ve hiçbir şeye müdahale edemiyordu. Yaşayan bir ölüden farkı olmayacaktı anlaşılan ve uçurumların derin boşluğuna kendisini bırakıverecek olan düşüncelerine belki bir daha bu denli ulaşamayacaktı.”

“ Uçurumlardan atlama durumuna gelmişken düşünceler; Tanrı, seni mujdeliyordu meleklerine, izdüşümünde kaybolmaya yüz tutmuşken sevgi. Gölgeni yansıtan ışıklar kavrarken bedenini, senden yansımış olan bir ışıltı savurup durur benliğimi. Büyülenmiş gibi akarken gözlerim yüreğine, ışığını yansıtmaya devam ediyordu gökyüzünün mavi rengi. Muafiyete uğrarken günahlar, yakma işlevini kaybediyordu cehennem ateşi.”

“(B)arınmaya çalışırken bir sevgi yüreğinde, ta dibinde, (t)uzaklarda ararken sen onu, hiç korkma, doğru bir zamanda ve doğru bir yerde o gelip seni bulacaktır. Sevgi paralelinde yeni yaşamlar belirecek ve sevgi, yaşayanlarca hep baki kalacaktır. ”

Bakmış olduğu hayat defterinde gözüne ilk çarpan cümle bu olmuştu. Yaşamış olduğu bu olayın bir ilk olmadığını farketti ve kendi iç sesiyle kısa bir süre konuşmaya basladı:

– Deja vu
– Öldüğümü sandım bir an…
– Yok, hayır!
– Yeniden dirilmiş olmalıyım…

Gözlerini açıp da kendine geldiği an karşışında yine o hayali –ki bu daha önceleri yanlış algılayıp lanet okuduğu hayal- gördü. Bakışlarıyla yüreğinin en derinlerine kadar inen ışıltıyla duruyordu karşışında. Fakat bu nasıl bir olaydı bir türlü anlam veremiyordu. Ellerinden tuttu ve gözlerinin derinlerindeki ışıltının kaynağına doğru bir yolculuk yaparak son sözlerini sarfetti:

“Mantığın tükenme noktasında seninle zirveye tırmanmakta düşlerim ve içmediğim sigaranın dumanında tütmekte hasretin…”

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir