Demir Özlü’den “Şapka, Deniz Kıyısı ve Yüz”

Ne kadar da güzel özetliyor Onat Kutlar, Demir Özlü‘yü…
Diyor ki onun için:
Berlin, Paris, Prag, İstanbul, Stockholm, Amsterdam arasında mekik dokudu… Ona edebiyatımızın en ilginç erotik pasajlarını yazma fırsatını veren kadınlar gibi, kentler de Demir Özlü’nün sevgili kahramanları oldu… Ve yolculuklar elbette…
Bir bahar gününde tanımıştık onu…
O romantik insanı Çukurova Üniversitesi‘nin bir konferans salonunda içselleştirmiş, edebiyat edebiyat bakan gözlerinde evrensel sözcüklerinin heceleri oluvermiştik…
Öylesine dikkatli dinliyorduk ki, sanki bir saniye kaçırsak çok şey kaybedecek gibiydik…
Romanlardan, öykülerden bahsediyordu Demir Özlü
Dostoyevski‘den bahsediyordu, onun “Kumarbaz”ından…
Kitap okumazlığın bir toplumun başına neleri açtığına ve açacağına ilişkin örnekler veriyordu durmaksızın…
Goethe‘nin de çınlatıyordu kulaklarını, Victor Hugo‘nun da…
Birkaç saatlik bir buluşmaydı oysa, ama üzerimizde derin mi derin bir etki bırakmıştı….
Şimdi ise eylülü soluyorduk birlikte…
Sen bir köy evinde, bense denizin hemen berisinde “eylülün hüznüyle” demleniyorduk, kendi sessizliğimizde…
Şehirden uzaklaşmak bu olsa gerekti, belki de…
Şehrin “monotonluğundan”, şehrin “sıradanlığından”…
Hem senin için, hem benim için…
* * *
Demir Özlü‘nün seçme öykülerinden oluşan bir kitabı var şu an elimde…
Denizin esintisi eşliğinde “Şapka, Deniz Kıyısı ve Yüz” (Dünya Kitapları) adlı kitabını okuyorum, eylülün pullarıyla bütünleşircesine…
Berlin, Paris, Prag, İstanbul, Stockholm, Amsterdam arasında mekik dokuyan Demir Özlü‘nün iç yolculuğuna tanık oluyorum…
Deniz kıyısında dolaşıyorum ardından…
Balıklarla deniz kabuklarının koklaşmasını Demir Özlü‘nün sözcükleriyle eşdeğer buluyorum…
Yürüyorum iskeleye doğru, balıkçılar yok ama ben onlarla konuşuyormuş gibi yapıyorum…
İç konuşkanlığımı” kelimeleştiriyorum “hüznün yelpazesinde”…
Hazan mevsiminin yelleri” esiyor ve beni üşütüyor…
Denizin dalgası” tenimle özdeşleşiyor ve beni “eylül eylül” titretmeye başlıyor…
Ne çok şey öğretiyor “eylülün yalnızlığı” insana, ne çok şey aşılıyor “olgunluk çağlarına”…
Katre katre “gözyaşı”, katre katre “yalnızlık”!
Deşifre ediyor tüm hislerimi ve aşkın kanatlarında buluşturuyor her metrekaremi…
* * *
Aşk” ne demektir ki bir eylül buluşmasında canlandırsın yine duygularımızı…
Önce ağlatsın bizi, ardından güldürsün ve sarsın tüm bedenimizi…
Bizi bize tutsak etsin, biz konuşmasak bile konuştursun “sessizliğimizi”…
Sessizliğimizin altındaki “çoksesliliğimizi” çıkarsın ortaya…
Çıkarsın ki “farklılığımıza ilişkin bağıntı” dışa vursun kendini…
Yalnızca bizim için çözümlensin “denklemler”, yalnızca bizim için çalsın “aşk şarkıları”…
Sezen Aksu “Gülümse” şarkısını yalnızca bizim için söylesin…
Demir Özlü bizim için de yazsın bir öykü ve kelimeleştirsin “içimizdeki dışımıza taşamayanları”…
Dolup taşsın “mürekkebi”, dolup taşsın “gözlerinin ardındaki derin sezgileri”…
Ah, ah!” desin Nazlı Eray bir kez daha, Fazıl Say “Yalnızlık Kederi”ni (Doğan Kitap) yeniden konçertolaştırsın…
Ataol Behramoğlu “Bir Gün Mutlaka” şiirini bizim için yeniden okusun, Zülfü Livaneli “Güneş Topla Benim İçin”i seslendirsin ve susmasın sevgililer…
Gözyaşları” da aksın, “mutlulukları” da…
Biz yine “hüzünlerin adresinde” buluşalım, biz yine “eylülle” kucaklaşalım…
Olsun ve bitsin işte…
* * *
Demir Özlü‘nün “Şapka, Deniz Kıyısı ve Yüz”ü çok uzaklara götürüyor beni yine…
Sensizliğin coğrafyalarında volta attığım günlerle” buluşturuyor…
Sonbahar yalnızlıklarımı” çoğaltıp “kış yağmurlarında” ıslatıyor hüzünlerimi…
Roma‘da karşılıyor beni İtalyanca bir şiirle, ardından Paris oluyor gözlerimde, Stockholm‘de titretiyor kar beyaz eldivenlerle…
Caddelerinde ıslandığım kentlere gidiyorum Demir Özlü‘yle birlikte, kaldırımlarda gitar çalarak para kazanan insanları getiriyorum gözlerimin önüne…
Ardından kitaptaki kimi öykü başlıklarını bir kağıda yazıyor ve okumaya başlıyorum:
Tiyatro”…
Sokak”…
Kaldırımlarda”…
Şapka, Deniz Kıyısı ve Yüz”…
Konyaklar”…
Paris’te”…
Akşamüzerleri Gidilen Bir Bar”…
Charlottenburg”…
Pia ile Bir Öğleden Sonrası”…
Sözcüklerdeki birleştiriciliğini” seviyorum, Demir Özlü‘nün…
Bir yaşantı”, “öykücülük”, “aşk” ve “romantizm”…
Hepsi bir arada… Hepsi çizgileşiyor bir ufukta…
* * *
Demir Özlü‘yü “Ona edebiyatımızın en ilginç erotik pasajlarını yazma fırsatını veren kadınlar gibi, kentler de Demir Özlü’nün sevgili kahramanları oldu…” şeklinde anlatan Onat Kutlar, şöyle sonlandırıyor Demir Özlü öykülerine ilişkin sözcüklerini:
Şimdi tıpkı bu güzel eylül gününün gülümseyen hüznü gibi, bir ‘melankolinin’ peşinde… Kalabalık içinde, dostlar arasında bile çok yalnız, çok güzel ve öznel bir yazarın bitmeyen iç yolculuğu…
Tıpkı bu güzel eylül gününün gülümseyen hüznü gibi”…
Melankolik” ve “karmakarışık”…
Her “yazarda” olduğu gibi, her “aşkta” olduğu gibi, her “yalnız kentte” olduğu gibi…
Eylül, eylül, eylül işte!
Bu yazının mayası da bu “hüzün”den oluşuyor…
Bu yazı da besleniyor “eylülün gözlerinden”…
Birkaç “güzel sözcük”, bir tutam “yalnızlık, bir dirhem de “sessizliğin sesi”…
Yoksa, Demir Özlü‘nün “Şapka, Deniz Kıyısı ve Yüz”ü bu yazının sadece bir bahanesi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir