Denize Yakılan Özlem

Bir “şiir” okusam, bir “öykü” yazsam…
Deniz mavisi hüzünleri” hep seninleyken çoğaltsam…
Gözlerinde” kaybolup, “sözlerinle” tutuşsam…
Alev alev” yansa tenim, “dudaklarım” lal olsa…
Ağladığım gecelerde “kirpiklerim” kamaşsa…
Gözbebeklerim” büyüse ve “gözbebeklerim” ufacık olsa…
* * *
Bir temmuz akşamında “deniz kabuklarını” konuştursam mesela…
Mehtap”a ilan-ı aşk etse, “denizyıldızları”…
Midyeler” sarhoş olsa, “ben” sarhoş olsam, “sen” sarhoş olsan…
Uçuşan martılar Hikmet Çetinkaya’nın “ÖZLEM”lerini, benim yerime, anlatsa sana…
Ve dese ki:
Yağmur yağsa, içimi toprak kokusu doldursa…
Bir kuş konsa çiçeklenmiş ağaç dalına…
Sesin ağır akan tozlu bir uzaklıkta kanımı tutuştursa…
Sesin sarsa beni!
Sesin tutsa beni!
Sesin öfkeli olsa!
O sevecen yalnızlığımı alıp götürse…
Köpükten apak kesilmiş düzlükte Maksim Gorki’yle konuşup, yüzyıllık tarihin merdivenlerinde oturup dinlensem…
Fırtına habercisinin türküsünü dinlesem!
Denizin, rüzgârın, bulutun dili olsam; mavi alevler içinde kaybolup gitsem!

* * *
Yağmurla sevişen bir deniz”in balığı olsam ardından…
Bir dalga silkelese beni, beni kendime getirmiş olsa…
Unutsam “denizköpüğü üzünçleri”, ah bir geçebilsem temmuzdan ağustosa…
Ayak parmak uçlarımda” denizin ılıklığını hissetsem, uzansam sırtüstü “maviliklere”…
Seni düşünüp “yakamoz”u kıskandırsam, ayışığı altında “kırbaç sesleri”ni toplasam…
Yalnızlaştırsam” hüzünlerimi, “üzüntülerimi” bırakmış olsam…
* * *
Senin varlığınla tutulup kalsam öylece…
Ay” tutulsa, “ben” tutulsam, “sen” tutulsan…
Karanlıklaşsa” gökyüzü, sonra “apaydınlık” olsa…
Şaşkın şaşkın” bakakalsam, ne olduğunu anlayamasam…
Geceler gündüzleri, gündüzler geceleri kovalasa; ben kovalasam, sen kaçsan…
Kendini yakalatmasan bana, “nazlı mı nazlı” olsan…
Kemanlar” çaldırsam, “maniler” düzsem; ama yine de ulaşamasam…
* * *
Denizin ortasında bir “ada”da beklesem seni, bir müddet “yalnız” kalsam…
Sonra sen gelip “gözyaşlarıma” dokunsan ve “İşte geldim!” desen…
Yanaklarım “pullansa”, sense “denizkızı denizkızı” baksan bana…
Şiirlerin evrenselliğinde”, “şarkıların duygusallığında” buluşsak…
Ve sözü yine “martılara” bıraksak:
Ataol Behramoğlu şiir okusa, Haluk Çetin gitarıyla eşlik etse, Sunay Akın yaşamı anlatsa bize yıldızların altında…
Cahit Berkay şarkılarıyla güz kuşlarını çağırsa, sevginin o dar sokaklarında dünü anımsatsa…
Bir düş görsem horozların öttüğü saatlerde…
Şopen Sokağı’nda çocuklarla konuşsam…
Portakal yüklü bir yelkenli Akdeniz’de fırtınaya tutulsa; Rafael Alberti’yle çelikten kelebeklerin kırılan kanatlarıyla avunsam…
Bir şarkı söylesem sevgiliye…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir