Döke Saça

Biz çocukken bir Şeker Dede vardı. Para verdiği bilindiği için bayram sabahı ilk Onun eli öpmeye gidilirdi. Ben sabah sabah ayıp olmasın diye öğlene kadar kaç para alacağımın hayalini kurar öyle giderdim bayramlaşmaya. Gittiğimde erken gelenler paraları bitirmiş olurdu. Elime şeker tutuşturulup gönderilirdim. Her şey böyle başladı galiba.

Rüyalarımda kendimi sürekli bir yerlere yetişemezken ve çok geç kalmış görüp uyandığımda, içten içe herkese, her şeye küstüğümde de, yenilgi ve mutsuzluğun daimi olduğundan emin olduğum zamanlarda da; elime bir avuç şeker sıkıştırılıp sokağa bırakılmışım gibi hissederim hala. Sanki diğer insanların arasında yer edinemiyormuşum gibi…

Bu öyle bir lanet ki; kıyıdan uzaklaştığını fark etmeden kendini denizin ortasında bulmaya, gelmeye de gitmeye de .ok uzak olmaya benziyor.

Güneşin doğuşu diye yola çıkıp batışına yakın yakaladığım zamanlarda gördüğüm bir köpek var. Adını Mutlu koydum. Boynunu okşarken ‘ ulan Mutlu’ diyebilmek için. Küçük şeylerden Mutlu olmak ancak böyle bir şey olabilir herhalde.

Çok sevdiğim insanlardan vazgeçtim, yalan yok. Gerçek olduklarından şüphelendiğim an gitmenin ne kadar onurlu bir davranış şekli olduğunu anladım. Ve gidebilmenin ne denli zor olduğunu da… Hala giderken, sarı tarlalarda ot kokusu gibi burnuma çalar yokluğun. O zamanlarda sen yoksun diye büyümediğimi düşünürüm. Eksik hissetme illeti bu. Bırakmaz. Bırakmıyor. Hiç bırakmayacakmış gibi.

Şeker Dede bu işin ne kadar içinde bilmiyorum ama hala yenilmiş hissedince elimde bayram şekerleri, üzerimde başımda lazımmış gibi gereksiz bir özen, döke saça ilerliyorum. Kötüsü; bu defalar kaçırdığım üç kuruştan ve birilerinin telafi edebileceğinden çok daha fazlası.

 

/benzesme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir