Dünya Kokan Yunus

… Oğlunla kavga edersin, ummadığın bir anda onu yitirirsin…

Babanı tanımaya fırsatın olmadan aynı kaderi yaşamaya koyulursun…

Biricik eşini, yıldızını kaybedersin, onun ışığını güneşe saklar işlemeli bir heybeden destek alırsın…

Yaşayıp yaşamadığını bile bilmediğin babanla bir gün karşılaşma ihtimalini düşünürsün… Hatta oğlunun tek başına verdiği yaşam mücadelesine tanık olursun…

Doğumlar, ölümler, karşılaşmalar yaşarsın…

Sarıcaköy, Çocuk çetesi, Çekikgöz, Anadolu, odun ve su taşıyan Yunus…

&

Yırtılan, yakılan, atılan şiirler… Sonrasında da büyük bir pişmanlık… 1320’lerde yaşanan olaylar… Ve ortaya çıkan bir kitap Bizim Yunus…

“Bir adamın şeyh sıfatıyla ortaya çıkıp ‘İslam’ı şöyle yaşayın, Allah’ı böyle anın!’ diye kurallar koymasına da, o şeyhin öldükten sonra bölünen tarikatını ve kurallarını da insanları aldatan birer tuzak gibi görür, bunların şeriat ilmiyle de, Kur’an’la da alakaları yok, diye düşünürdüm.”

Molla Kasım, çok kitap okuyor, okuduğu her kitabı Allah’ın Kitabı ile tartıyor, eksik gördüğü kitabı da kaldırıp atıyordu. O gün Söğüt’ten çıkmış, Konya’ya gidiyordu. Çeşme başında oyalandı, sonbahar rüzgârına takıldı. Çalı çırpı yaktı, balık tutup pişirmeye karar verdi. Saçı sakalına karışan bir derviş ile karşılaştı ve derviş eline bir tomar kâğıt tutuşturdu, oku bakalım dedi ve gitti. Şiddetli yağmura rağmen kâğıtların ıslanmamasına şaşırdı. Gönderen kim ise şiirden hoşlandığımı biliyor olmalı diye düşündü, okumaya başladı. Birini seviyor, ikincisini buruşturup ırmağa atıyor, üçüncüsünü seviyor, dördüncüsünü ateşe atıyordu. Neler söylüyordu bu adam diye düşündü…

“Ben dervişim diyene,

Bir ün edesim gelir,

Tanıyuban şimdiden,

Varıp yetesim gelir;

Sırat kıldan incedir,

Kılıçdan keskincedir,

Varıp onun üstüne,

Evler yapasım gelir.”  

Buraya kadarına vurulmuşken son beyit kanını dondurur:

“Derviş Yunus bu sözü,

Eğri büğrü söyleme,

Seni sigaya çeker,

Bir Molla Kasım gelir”

Tomarı elinden atıp secdeye kapanan Molla Kasım, tevbe edip ağlamaya başlar, çünkü o güne kadar tarikat ehline hor bakmış, şiirleri ateşe, ırmağa atmıştı. Ben ne yaptım, iki bin kadar şiiri ellerimle yok ettim diye düşünürken uyku ile uyanıklık arasında bir ses işitir:

“Üzüme Molla!.. Onun şiirlerinden bini yerde mahlûk içindir. Allah binini suda balıklar, binini de gökte melekler okusun istedi!”

Kendini affettirebilmek adına bir kitap yazmaya karar verir ve yollara düşer… Yunus’u aramaya koyulur… Asıl kitap bundan sonra başlamaktadır…

&

Ve bazı notlar:

“Alemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir!..”

“Bütün insanlar doğru olsaydı yiğitliğe lüzum kalmazdı!”

“Ben sana benzeyen yaşlı adamım!”

“Bu aşk odudur, çıra değildir!”

OD, Bir YUNUS romanı, İskender Pala

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir