DÜŞ YORGUNU

Düş yorgunu

Anneciğim! Duyuyor musun beni? Bu sana yazdığım kalabalık kelime topluluğuna bir bak. Bak ki, bir daha açık kalmasın üstü yaramın, onu kapatacak bir bakış bırak artık bana. Belki ufak bir tufan ya da büyük bir kelebek çırpıntısı yaratacağım gölgende. İkisi de seni anlatacak ama yeniden yazacak bir boşluk arayacak önce. Neyi yeniden yazabilirim ki senden önce? Tuzlar ruhlarını satmışlar gözlerinden izin almadan, deniz bile küskün balıklarını öldürdün sen. Ayak topukların kadar zarif ve pembe değil hiçbir ayrılık. Bana yansımaların yanılsamalarla dolu. Günü günüme uymaz saatlerimin, bölündüğü için sebeplerim daha az ilgi kuruyorum iki saksı içinde açmayı bekleyecek onca tomurcukla, hala oluşum içinde ama ölüşüme neden olamayacak kadar alakasız. Her şeyi yarım bırakıyorum sayende. Ve birçok işi bir anda yapmaya çalışıyor parmaklarım, nereye yetişeceğini bilmeden koşan, bilse yorulduğunu anlayıp vazgeçecek olan tembel yolcu gibi. Az önce çaldı kapı, açık unutmuşsun pencereyi, çarptı. O kadar alışmışken kendime, başka sesler bir anda yabancılaştı. Önce sesten sonra sessizlikten korkuyorsun aslında, bende öyle oluyor, ne zaman kalabalık olsam kelimelerimde o kadar yabancılaşıyorum kendime, ben bu kadar çok değilim ki…

Hesap yapmadan çıktığım yola bir bak, yolum bitmeyecek, bilerek çizmedim haritamı, sınırlarım yok benim, önce düşlerimi toplamalıyım, sonra yollarımı birleştirecek köprüleri keşfetmeliyim birer birer, ancak öyle var olabilirim satır aralarımda. Sadece biraz aksadı hürmetler; hüsranlar artarak devam etse de, yollar değişmedi, yarınım aynı değil ama bugünüm artık yaşandı. Söylenmemiş çok şarkı var dudağımda; seninkileri avutsun diye bütün şarkılar…  Melodisi hatıralarda saklı döndüğümde işittiğim aklı yarım sesler, akordu bozuk aletlerden dalga seslerine doğru yol alan karışım. Neden çok istediğim anda yoksun, neden geceler büyüyorken ve ben hala karanlıktan korkarken aydınlıktasın, ben bir parça ışığa dilenen minik bir kız değilsem de, neden lütfetmezsin içindeki boşluğu, en çok boşluğunda yaşamadım mı ben aylarca, üzülmeyeyim diye mi karanlığınla boğuyorsun beni, kimseler görmesin diye mi? Alıştığım karanlık değil ki bu, vazgeç. Bunda biraz tuz var, tadı damağında kalmış, en güzel yerindeyken yazılar, önce katlanmış sonra umursamazca bölünmüş gibi ama içi boş, katlanırken mi silinmiş yazılar?  Ben de öyle hissediyorum. Yazılmamış bir sürü kağıdın içinde beni oku diye bağıran bir sürü ses, tuz tadı var onlarda açık bir yara gibi yakıcı, ucu kopmuş bir kalem gibi kör ama derin bir okyanus çünkü bilmediğin çok şey var…

Elime aldığım ekmeğin yarısı yok, sanırım yarası da, ama o kadar pişmiş ki. O da mı tuzlu şekerlisi yok mu bunun? Bu nasıl oluyor, hani pişmek zarar verirdi ve hep büyüdükçe umutlar saatin tersine işlerdi, zamana inat, boşlukta asılırdı çocukluğun, bakmaya cesaret edemediğin tuzak harfler bir bir dizilirdi önüne, yakalamaya çalıştıkça uzaklaşan, küçüleceğine büyüyen yalnızlığın, arttıkça kendinden de uzaklaştığın bilmecelerle dolu dakikalara ne demeli… Neden bir şimşeğin görüntüsünden çok gürültüsünden korkulur… Nerdeydin sen, kimseler mi bilmez? Görünmez bir el miydin üstümde, görünür de görmez miydin yoksa? Ben kızın mıydım, kızdıran mı, kızıl mı, kızamık mı? Sebep mi oldum hep sana, sonucu muydum hatanın istemeden de olsa? Hata mıydım, mucize mi? Kendine sordun mu; seveceğimi nerden bildin seni, İsa değildim belki ama, beni sen istemedin… Seni isteyen kimdi, gerçekten biri seni şuursuzca istedi mi hiç, yaşarken bilebildin mi bunu yoksa öldün mü, gölgen nerde, bana kalan bir tek o mu yoksa, bende mi senin gölgen, ne işe yarar, korur mu yoksa engeller mi beni? Bana gölgeni mi bıraktın o kadar aydınlıktan… Saçların mı ağıran ve sen misin uzaklardan bağıran? Hayır gördüğüm sen olamazsın.             Duyuyorum bazen; en kendim olduğum zamanlarda yeniden ümit dolduğunda dizlerime yürümek için, emeklemeden yürüdüm ben, bunu bile bilmiyorsun, yine bir çukur önümde dünden kalan her şeyde, arkamda,  içimde, karaltıda, rüzgarla perde arasındaki sallantıda, saat sesinde; düşümdesin. Görmekten korkmadığım bir o kaldı çünkü hatırlamıyorum uyanınca. Hiç görmemekten iyidir, nasılsa unutulacak, ama önceden biliyormuşsun gibi geliyor bana. Beni önceden biliyor ve konuşmuyormuşsun gibi. Oysa konuşmayı bilmiyorum ben, ne zaman başlasam bir kelime eksik, ne gün baksam aynanın başka bir yanı kırık. Nedir bu sensiz meşrusuzluk! Sanırım memnuniyetsizlik. Miras değil bana bir şey. Nerde bırakırsam ipin ucunu oradan başka bir tabloya öğe katıyorum. Dünyanın çivisinden bana ne benim en büyük dileğim tuzsuz bir balık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir