ESKİ ŞEHİRDE YENİ RENKLER

Gecenin sessizliğini bozmuştu şehrin atmış olduğu inanılmaz çığlıklar. Bir yangın kuşatıvermişti şehri ve şehir yanıyordu. Gökyüzüne ulaşan alevler karanlığa adeta meydan okurcasına etrafı bir güneş gibi aydınlatıyordu. Ortalığa yayılan ısı ise yaz mevsiminden kalma dayanılmaz bir anı anımsatıyordu. Nefes alış verışler gittikçe sıklaşıyor ve her canli ölüm ile yaşam arasında bulunan o ince çizgide gidip geliyordu.

İçinden çıkılmayacak bir yangının ortasında bulmuştum kendimi. Atmış olduğum çığlıklar şehrin çığlıklarına karışmıştı ve ortalık adeta feryat figandı. Sıcaklık tüm bedenime işlemişti. Ateş sıcaklığıyla beni yanına çekmeye çalışırken, diğer yandan ölüm soğukluğuyla beni kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Korkutmuyordu beni ölüm, tek korktuğum ise seni tekrar görebilme şansına sahip olamamaktı.

Yapabilecek pek fazla bir şey yoktu ve açtım ellerimi tekrar seninle olabilmek için dualar etmeye başladım. Kapadim gözlerimi ve şehrin çığlıklarından sıyrılıp sana ulaşmaya çalıştım.

“Gece tutmuştu ellerimden, çıkarmıştı beni yangınların icinden. Karanlıklar birden yok olmuştu ve bir ışık belirivermişti uzaklardan. Bir yıldızın yaymış olduğu ışıktı bu. Atladım üzerine yıldızın ve bu cehennemden uzaklaşmaya basladım. Duygu yüklüydüm adeta, neler hissettiğimi tam olarak kestiremiyordum. Matem, sevinç, hüzün ve yorgunluk… Dört bir yanımı kuşatmıştı farklı duygular. Yolun sonuna vardığımızda ise yıldız beni gökyüzünden aşaği doğru bırakmıştı. Koca bir boşluğun içinden aşagi düşüyordum ve atmış olduğum çığlıkları ben bile duyamıyordum. Sadece düşüyordum.”

Gözlerimi açtığımda eski şehre yeni renkler hakimdi. Çiçekler açmıştı ve mavi bir tabaka gökyüzüne hakimdi. Bu maviliğin arasına bulutların saflığı ekleniyordu. Güneş ise sahip olduğu farklı tonlarla gökyüzünde açan bir çiçeği anımsatıyordu. Şehrin farklı çehrelerinde motiflenmişti işte sevdan. Farklı renklere bürünüp eskiden olduğu gibi sanki ilk kez yerleşivermiştin kalbime.

“Gökyüzünde uçan sahipsiz bir güvercin gibiydin. Dünyayı tepeden izler ve bazen de yeryüzüne inerdin. Uçmak sahip olduğun en değerli şeydi ve kanatların senin her şeyindi. Gün geldi çattı ve hain bir el kırdı kolunu kanadını. Gökyüzünden aşağı düşmeye başladın. Çırpınıyordun düşmemek için ve bu durumda kanat çırpmak sana acı veriyordu. Buna rağmen direnmeye çalışıyordun ama nafile. Sadece düşüyordun.”

Gözlerini açtığında eski şehre yeni renkler hakimdi. Yeryüzü yeşilimsi bir tabakaya bürünmüstü. Toprak kahverengi tonuyla yeryüzünün yeşil tabakası altına çoktan sızmıştı bile. Deniz ise mavisiyle etrafa başka bir renk katmaktaydı. Şehrin farklı çehrelerinde motiflenmişti işte sevdam. Farklı renklere bürünüp eskiden olduğu gibi sanki ilk kez yerleşivermiştim kalbine.

Her şey yenilenmişti adeta hiç farkında olamadan. Eski şehre yeni renkler uğramıştı ve bahar bu renk cümbüşünün en güzel kombinasyonunu oluşturmaktaydı. Doğa mod değiştirmiş ve her şey farklı bir pozisyonda yeni bir hal almıştı. Eski bütün yönüyle yok olmuş ve yeni bütün güzelliğiyle ortaya çıkıvermişti.

Yeniden sana teslim olmuştum işte. Kalbimin derinliklerinde yaşamış olduğum kışı bahara donüştürmüştün birden. Eski şehrimin karanlıklarında hiç sönmeyecek ışıklar yakmıştın. Bütün korkularım yerini sonsuza dek sürecek olan sevinçlere bırakıvermişti. Eski şehrimde yeni renkler belirmişti ve bu yeni renkler senden başkası değildi.

 

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir