Eski Zamanlar

Sıralamaya tabi tutulmak birçok insanı çalışmaya teşvik ederken birçoğunu da şerit dışına itiyor. Hayatı aceleye getiren kelime oyunlarından biri bu… Kim daha ‘bir şey’? Sevgi, iş, arkadaşlar, akrabalar, komşular arasındaki sıralamalar… Toplumsal ilişkilerde sıralandığımız kadar sıralarız da… İlişkilerde karşılıklı şartları sağlamaktır önemli olan. Ya da bize öyle öğretiliyor. Öğrenmek için de zaman gerekiyor.

Zaman sadece şekilsel farklılıklar sunuyor bize. Bu uçurum dünya düzeninin değişmesiyle daha da değişmektedir. Zamanın birinde yılandan korkup kaçan insanoğlu onu eğiterek pazarlıyor artık. Başka bir zamanda korku nedir bilmeden yaşayanlar şimdilerde başlarına gelmeyenler için endişe duyuyor. Çağ bize hep mi kötülük yapıyor? Ayak numaramızı sormadan sürekli büyüyor, koşmamız gerekirken, yürüyelim bari derken içinde kaybediyor. ‘Zaman mı sunuyor bunları yoksa şeytan mı?’ diye soran bir arkadaşa ses veriyorum. Zamana iyi bir anlam yükleyemiyorsan ikisi arasında çok da bir fark yok diyorum. Çünkü ona aldanırız, zaman çalar, büyütür, alır, bırakır. Biz yetişmek için çabaladıkça o, aramıza mesafe koyar. Bazen arkamızdadır, geride bıraktıklarımızla gözümüzü yaşartır. Bunun üzerine: ‘zamanın faydası var mıdır?’ diye soruyor arkadaşım. Zamanın faydası sana yeni şeyler öğretmesi, her yaşa ayrı bir olgunluk veya çocukluk vermesi, farklı kişilerle karşılaştırması… Kendini bildiğin/bilmediğin anlar doğurması. Sen anlamlandırmaya çalışırken onun yeni planlar peşinde koşması.

İşte bu seni, kendinde ve başkasında tanıma fırsatıdır.

En çok zamanın gerisinde olmak korkutuyor seni. Bu dilini bilmediğin bir şehirde dolaşmak gibi… Bazen kardeşinle bile anlaşamıyorsun bu yüzden. Büyük olmak avantajlar sunsa da bir türlü zamana yakın olamıyorsun.

Yoruluyorum da uslanmıyorum.

Törpülenmek gibi… Zaman törpülüyor olaylarla, yaşlanmayla, umutlarla; artıyor ya da azalıyorsun.

Zaman işin dışında gelişen bir şey… Sen ona yaklaşmaya çalışıyorsun.. Ama aslında kandırılıyorsun.

Zaman fayda için fazla kısa… Bazen faydasını göremeden kayboluyorsun

Zaman tek başına sadece geçmeye yarıyor… Tek başına yaşlanıyor işte: ama ölmüyor. Yeniliyor kendini bizim bedenlerimizde.

Zaten biraz daha düşünürsem hayalle gerçeği karıştıracağım…

Boşluk… Kuru kalabalık..

Düşün…

Bir kafedesin karşılıklı oturuyorsunuz… Bir yudum alıyorsun kahvenden ve sanki bir filmin karesinde gibi hissediyorsun

Zamanını doldurunca her şey anı olarak kalıyor.

Eski zamanla yeni zamanı karıştırmıyorum… Ne de olsa onu eskiten de biziz.

29.03.2011/Salı

dunyanincivisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir