Esrarengiz


Kıvrıldığı için saklanmak zorunda kalan bir bez parçası gibi boynunda işim ne bu saatte? Seni ne zaman göreceğim hiç belli olmuyor. Bazen bir çanta oluyorum elinde, aceleyle yürüdüğün yollarda, çarpıyorsun elime kapı girişlerinde. Senden bir şey olmak istiyorum ben de, düşünüyorum ki boşuna değil bu koşullu özdeşliğim. Vazgeçemeyeceğin bir şey olmak istiyorum, tıpkı bendeki sen gibi. Ne zaman bir iç ses senin buralarda olduğunu söylese hep o günkü halinle bakıyorum etrafa, bulabilirim bu kez belki bir gülüş aşamasında. Yani kışın kabanın yazın sandaletlerin gibi geçici bir şey değil olmak istediğim. İstediğim şey de kırmızı, derinlerde bir yerlerde küçük bir kapı, kilidine ne olmuş bilinmez. Oysa şimdi dökülmesi gereken bir sır var dilimde, sanki aşık olmak için saklanmış ama söyleyemediği için utanmış ve yanakları kızarmış, şimdi gittikçe büyüyen ve kırmızılaşan bir elma şekeri taşıyorum elimde, uzatınca elimi daha da çok terleyen… Artık şekerin erimesinden korkuyorum.

Dünyayı gezsem bu heyecanı duyamazdım; boynuna iki kez sarılmak da varmış minik bez parçasında, sana dönüşen bir şeyler var içimde, sıkıştım; nereye bakacağını bilemeyen, boynuna sardığın o fular gibi hissediyorum kendimi şuan… Gülkurusu bir rengim var. Heyecandan pembeleşen yanaklar, biraz da kuruyan dilim gibi. Renk de tam benlikmiş…

Sinirlerin bedenine hâkim olduğunda anlıyorum bunu ve benim yüzüm olduğunda en çok görüyorum yüzünü, anlıyorum; dünya aksim olduğunda, vücudumdaki bu gölgenin gerçekten bu olmadığını… Anlattığım bir fular değil; sen, sana dokunmuş ama dokunmamış bir bez parçası belki de, aynı şeyi saçına da yapıyorsun bazen, onu da bir kenara itiyorsun; uzun saçlarını sanki hiç taranmamış gibi öksüz bırakıyorsun, dağınık ve hür, bunun bilincinde olmalılar ki söz dinlemeyip tanımasalar da rüzgârla arkadaşlık etmeye başlıyorlar.

Bir bilet gişesinde fark ediyorum seni, eğilmiş adama bir şeyler anlatırken saçını elinin tersiyle itiyorsun yine, kızıyorum saçının benden daha girişken olmasına ilk kez, önüne atılıp dikkat çekmesini ne de güzel biliyor.

Unutmadan; sözünü dinlemediği için çektin ya dikkatimi, saçlarına borcum var artık…

Bilet almam için nedenim vardı o andan itibaren, bendeki bu sakarlıkla –ki iyi ki kalabalık değildi ve o görmedi- düştüm, gözümün önündeki büyük taşı görmedim, yaklaştığımda o ilerlemişti durağa.

Nereye gidecekti?

Omzuna taktığı uzun çantayı gördüm en son… O da cama yakın olduğundan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir