GELECEĞİN ÖTESİ- BİLECEĞİN İŞ

GELECEĞİN ÖTESİ- BİLECEĞİN İŞ

Yazılası muhtemel başlangıçlar için oturduğun yerden düşünmesi bile zor. Bulup da yitirdiğin bölümler başkalarının çizdiği bir sayfada yaşamaya mahkumken seni anlatması bile ezberden ibaret. Tariflerindeki eksiklik adressiz bir yalan. Tarih seven adam, tarihi kendim yazarım diye bir çıkışta bulunursa bunu tek başına ne kadar sürdürebilir ki… Her zaman içinde yaşadığı toplumun olaylarından bir parça olmaya devam etmesi geleceğini belirlemeyecek mi? Belirlemek isterken milletinin tayinini belirlenir içinde kendi talihi de. Okumaktan başka çaresi yoktu onun, o düzeltecekti yanlışları, seyri, dünyayı. Kurtaracaktı besbelli, umudu yoktu kendinden başka kimseden, ama biliyordu ki yalnız çıkılması gereken yolda bile yararlı yararsız insanlar, zararlı zararsız olaylar olacaktı. Kabullenmişti, ateşi temsil eden kırmızıyla çıkacaktı ve mavi ile geri dönecekti seferden. Oysa ki ona yakın olan yeşildi, yeşil ormanların dayanılmaz huzuru. Huzur; araştırmak, biriktirmek, toplamak ve sergilemekti. Dünya seyrine doyulmayacak güzellikte ve bilinmeyen bir sürü sırla örülüydü. Örtüyü kaldıracak bir el lazımdı ve o el ne altındı ne gümüş. Farkı sadece düşünen bir kafaya sahip olan bir vücuda ait olmasıydı. Ansiklopedilerin arasında kaybolmak değil, savaş ortamına canlı katılmak için –ölü olarak çıksa bile- kendi içinde verdi ilk savaşını. Küçüklüğünden beri tarihe duyduğu ilgi bugün daha da arttı. Anlatmayı seviyordu ama dinleyicinin de özveride bulunması şarttı. Sıkılgan kişileri, duygusuz insanları sevmiyordu. Anlamıyordu ki en son ölen değil, ölmeyecek olan hiç değil, istediği sadece mücadele idi iki uçurumun arasında. Gerçeklerini sıralama çalışıyordu kafasında, kafatası küçülmüştü iyice, ne kadar azmış sahte olmayan şeyler, şaşırdıkça karışıyordu içi. Birinin elinden tutmasını beklemeden doğruldu yerinden ve yine o hızla yükseldi umudunun öncülüğünde. Neydi içindeki o sevincin sırrı? Bir avuç hüzündü belki de. İnanılması zor karanlıklarla uğraşmışken salyangoz kılığında saydığı onca kalabalık, üzerine yapışacakken sıyrıldı onlardan, reddetti yaşamı, ne yaparsa yapsın; kendi için değil yine de başkaları için yaşadı yaşamı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir