Gramofon, İdil Biret, Konçerto ve Senfonik Ninni

Sıradanlaşmış umutlar beslerken bir akşamüstü, o alafranga tarzı kafede sessizliği dinliyorum…
Latin Amerika müzikleri eşlik ediyor sessizliğime…
Kafenin yemekleri leziz mi leziz… Hardal sosuyla daha da lezzetlendiriyorum…
Yıllanmış bir gramofon arkalardan bir yerlerden sıradanlaşmışlığıma bakıyor göz kırpar edasıyla…
Kim bilir o yıllanmış gramofon kaç kez çalındı, kaç kez notalandırıldı, kaç kez simgeleştirildi aşkın ve sevginin portelerinde? Kim bilir, beni izlerken neler geçiriyordu aklından? “Bu şaşkın çocuk yine hangi hayallere dalmış böyle?” diye iç geçirerek “Ah, ah!” diyor muydu acaba?
Belki o da geçmişte yaşadıklarının nostaljisi içindedir… Belki o da unutmak istiyordur boşa geçen zamanlarını… Yepyeni bir başlangıç diliyordur tanrısından…
Dışarıdaki akşam karanlığının ürkütücülüğünü hissediyor gibiyim…
Şimdi kalkıp İdil Biret konserine gideceğim…
O ürkütücü karanlığın içinden geçip sonsuzluğa bürüneceğim…
* * *
Üzerimde ağırlık taşıyor gibiyim… Ama içim kıpır kıpır… Koşarcasına yürüyorum caddeleri…
Nehir misali insan akıyor üzerime: Başörtülüsünden striptizcisine kadar…
Garip garip bakıyorlar bana yanlarından geçerken… Acaba garip olan ben miyim, yoksa kendilerinin enteresanlığı mı? Bilemiyorum…
Çöp toplayan çaresizler, bir bardan çıkmış ayyaş takımı, kaldırımda emekleyerek dilenen bir adam ve kâğıt mendil satan bir çocuk…
Kâğıt mendil satan o çocuk acaba yarım saat sonra ne yapacak? Ben koltuğumda senfoniyle büyülenirken, acaba o çocuk evine gidecek mi? Evine gittiğinde babası tarafından hırpalanmayacağı ne malum?
Ne “garip” bir ülkede yaşıyoruz, öyle değil mi?
Aynı zaman diliminde farklı ortamların havasını, uçurumsal farklılıklarla soluyan insanların ülkesi…
Aynı dakikalarda bir adam “villasında kırmızı şarabını yudumlarken”, bir başkası “ucube bir otel odasında ölümle burun buruna”, bir başkası da “bir gecekondu mahallesinde karısını dövüyor vahşice”…
DoğuBatı” diye farklılaştırınca bir ülkeyi, işte böyle sonuçlar çıkıyor ortaya…
* * *
Konser saati yaklaşıyor… Teker teker geçiyoruz salona… İçimin kıpırtısı doruk noktasında… Ve piyano virtüözü İdil Biret görünüyor sahnede…
Alkışlar, alkışlar, alkışlar!
Yeryüzünün en barışık insanı”, diskografik fıskiyesinden fışkırtıyor konçertolarını… Ortalık konçerto seline dönüşüyor adeta…
İdil Biret, piyanosuyla şaha kaldırırken ruhumuzu, Zeynep Oral’ın “O Güzel İnsanlar” (Cumhuriyet Kitapları) kitabındaki “İdil Biret portresi” geliyor aklıma…
Zeynep Oral şöyle bahsediyor kitabında, İdil Biret’ten:
Hayatta ‘barbarca’ şeyler yapar: 17 yaşından beri kafasının içinde 70 konçertoyla birlikte yaşamak gibi… Ezbere bildiği tek bir sayfayı 50 kere üst üste çalışmak gibi… Piyanoda her bildiğini ezbere öğrenmek gibi… Öğrendiği şeyi hiç unutmamak gibi…
* * *
Gün boyu içinde bulunduğum melankolik halimi gerilerde bırakıyorum artık…
İçimde bir sevinç, yüzümde bir tebessüm, aklımda ise okuduğum bir köşe yazısının plâtonik satırları:
Hava çok soğuk ve ben üşüyorum. Elimde bir kadeh sıcak kırmızı şarap…
Sen, uçuruma benzeyen o korkunç sokaklarda, kükürt rengi kuşlarla birlikte misin hala?
O zaman gülümse biraz… Bir şarkı söyle… Yaşama, aşka dair… Haydi söyle!
Sonra başını gökyüzüne çevir istersen bir süre…

Şubatın soğuğunda İdil Biret de “kırmızı bir şarap” sanki… Hem “sıcak”, hem “yıllanmış”…
Şubat ayı bitince bu hatıralarla gireceğim mart kapısından içeri… Nisan yağmurlarıyla yıkanıp özüme ulaşacağım… Ve mayıs ayında şarkılaşıp bahar orkestrasında konçertolaşacağım…
* * *
İdil Biret kendi ahenginde uyutuyor bizleri adeta… “Senfonik ninnilerle uyutayım sizi!” dercesine… Bu, ne güzel bir uykudur böyle… Gevşiyoruz… Esniyoruz… Rüya ile gerçeği bir türlü ayırt edemiyoruz…
* * *
Hey gidi günler hey!
Daha dün ne idik, şimdi ne olduk?
Bir sevgilinin peşinden koşup ulaşamadığımızda ağlayan da bizdik, yeri geldiğinde içimizdeki hırçınlığımızla onu ağlatan da…
Ektiğimizi biçtik… Ve bundan da asla pişman olmadık…
Tıpkı İdil Biret’in senfonisini dinlerkenki pişman olmayışımız gibi…
* * *

Şimdi ise Zeynep Oral’ın kitabını anımsıyorum tekrardan…
Zeynep Oral şöyle sonlandırıyor, İdil Biret betimleyişini:
En karamsar gününüzde İdil Biret’in internet sitesine girin, hakkındaki yazıları okuyun ya da plaklarından birini dinleyin. Gününüz aydınlanır, içiniz ısınır… Bırakın bu ülkenin insanı olmaktan, ‘dünyalı’ olmaktan tat alırsınız! Ve bir bakarsınız, siz de inanırsınız: Yaşamda en güzel şey yaşamak, büyük bir senfoniye katılmak gibi…

Yalnızlık Senfonisi

“Gramofon, İdil Biret, Konçerto ve Senfonik Ninni” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir