HAYALPEREST

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordu. Gelmiş olduğu nokta belki de yaşamının son durağıydı. Bir mezar bulup deliksiz uyumalı diye geçirdi aklından. Oysaki yaşamış olduğu dünyada mezarlar bile kağıt parçası üzerine bir değer kazanmıştı.

Çözülmesi imkansız şifreler üzerine kurgulanan hayatı basite indirgeyip yaşamaya çalışıyordu. Bazen kendi kendine anlayamadığı bir dilden konuşuyor ve bazen de karmaşalar arasında boğulmaya yüz tutan hislerine tercüman olup düşündüklerini gerçek hayata uyarlıyordu. İki kelime kurmuş olduğu cümle içinde bir ışık misali yanmaya başladı:

“Belirsizliği mağlup edecek olan hırs seni zirveye taşıyacaktır. ”

Bu iki kelime üzerine odaklanıp düşünmeye başladı ve hayatı tercüme ettiği anda gözlerini kapadı.

“Sahne arkasında olmasına rağmen salonun nasıl da tıklım tıklım olduğunu tahmin edebiliyordu. Tüm hazırlıklarını yapıp heyecanını bastırmaya çalıştı ve salona doğru sakin adımlarla ilerledi. Gördüklerine inanamadı. Üzerine yansıyan ışıklar arasında gösteriye başladı. Henüz gösterinin başındayken seyirci ayağa kalktı ve susmak bilmeyen alkışlar bozdu gecenin sessizliğini…Sahip olduğu hırs sonucunda tırmanması gereken zirve bu olmalıydı. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çıkmaya devam etti her basamağı birer birer. Çıkıyordu sürekli en yukseğe…”

Gözlerini açtığında kulağında hala alkış seslerinin çınlaması duruyordu. Büyülenmiş gibi bakan gözlerinin önünde hayal ettiği sihir oyunları devam ediyordu. Tüm hayallerini beynine kopyaladığında içinde düğümlenen tehlikeyi farketti:

“Özverisi olmayan bir hayat, hile ve yalana mahkum olup mutlak bir dehşetin kıyılarında denize düşer ve boğulur.”

Boğuluyordu ve su tüm bedenini kuşatmış durumdaydı. Çırpındı, yükselmeye çalıştı. Deniz kucaklamıştı onu, balıklar tuttu ellerinden ve kıyıya bıraktı cansız bedenini. Kuşlar, kalp masajı ve suni solunum yapmaya başladı. Bir kıpırdanma hissetti bedeninde ve içindeki suları dışarı boşalttı. Derin derin nefes almaya başladı. Yaşıyordu. Şaşırtıcı bir durumdu ama hayat devam ediyordu.

Oturduğu yerden gökyüzünü seyrediyordu. Meraklı gözlerle süzüyordu etrafı. Birden bu kadar demode olan bir hayatın baş yapıtında neden rol aldığını düşündü.

Bir mazeret bulmalıydı ve bu rolden kurtulup özgürce yaşamalıydı hayatını.

“Üzgünüm, hiç hesapta olmayan bir fırtına çıktı ve beni alıp götürdü buralardan. Şu an nerede ve hangi zaman diliminde olduğumu bilemiyorum. Sanırım bugünkü ve bundan sonraki oynamam gereken rollerde yer alamayacağım. Ola ki bu fırtınayı alt edecek bir yıldırım gönderirseniz kaldığımız yerden devam edebiliriz…”

“Mutluluk kusursuz olmadan da elde edilebilirdi.”

Yaşadığı uçarı hayat tüm enerjisini tüketmişti. Çalkantılı geçen bu ömre gelişme gösteren anlar da eklenmişti. Alkol şişeleri yanından ayrılmayan tek dostuydu. Kafasının içinde hiç durmadan dönmeye devam eden dünya kontrolü ele geçirmişti.

“Saplantılarında kilitlenip kalmıştı ve bu kısır döngüyü çözebilecek bir anahtar yoktu. Üzerine uygulanan korkunç yöntem kendisini bu hayatın kölesi konumuna getirmişti. Tüm hayatını gerçekleştirmek istediği hayallerine adamış, sadakatinden ödün vermemişti. Tek kaldığı sahnede gösterisine devam ettikçe canlandırmış olduğu karakter kul ve mahkum konumuna sürükleniyordu…”

Hayal gücünün sınırlarını zorladı ve tüm bu yaşadıklarının bir göz yanılmasından ibaret olması için dua etti. Gözlerini kapadı ve asıl gerçeği tüm çıplaklığıyla korkmadan itiraf etti:

“Hayatın olağanüstü koşullarını bir sihre dönüştürürken prestij kazanmaya çalışan bir sırrın perde arkasındakı dönüşümün kandırılmış halisiniz… Ve siz hala bunun farkında bile değilsiniz, hala ayaktasınız, elleriniz hala alkış tutuyor ve hala kutluyorsunuz bu halinizi… ”

 

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir