Hiçbir Şey Değişmez

Birisiyle uzun denilecek bir zaman sonrasında görüştüğünüzde ben çok değiştim diyorsa aynı tas aynı hamamdır onda. Değişimin iyi bir şey olduğuna inanıyordu. Değişmek; yani çırpınmak, tutunmaya çalışmak. İnsan değişerek önceden elde edemediklerini elde etmeye çalışır. Kaybedilenler, ihanetler, unutulmalar, hiçe sayılmalar karakteri yıkar. Karakteri yıkılan insan yeni bir karakter inşasına girer. Adaptasyon şart, hayatta kalabilmek için.

Asıl değişmesi gerekenler hiç değişmiyor. Kadınlar hala zalim. Hala dünyanın, sadece; en güzel “film isimleri” İran sinemasından çıkıyor. Kaplumbağalar da uçar, Sarhoş atlar zamanı. Hala yılkıya bırakılıyor atlar ve hüzün en çok yılkıdaki atlara yakışır kışın. Gözleri hüzün dolu, gözlerin gök mavisi. Hala, neyi düşünsem konu gözlerine geliyor. Ben domatesi düşünürüm, domates gözlerine çıkar. Renge kanacak değilim, sende başka bir şey var.

Değişme, seni böyle hatırlayacağım, değişmedim; beni böyle hatırla. Hala, adını duyunca, hafif midem bulanıyor.  Hala, arkadaşlarım aynılar. Kaybetmiş insanları yakın görüyorum kendime. Hayatı yalamış yutmuş işini bilen adamlara ısınamadım hiç. Kaybedenlere dikkat et; hayatı ciddiye almanın anlamsız olduğunu hatırlatır onlar. Sanki ben değişmezsem benim dışımda her şey değişecek. Değişmezsem; belki Tanrı fark eder de, içimdeki boşluğu doldurur diyorum. American Beauty’de denildiği gibi, belki tanrı bir anlığına bana bakar. Belki, tutunamayanlar ansiklopedisine adım yazılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir