İstanBuldum Seni-1

Her sabah olduğu gibi yorgun kalkıyorum yatağımdan; Her gece uzun uzun öpüşüp sevişiyorum umutlarımla bundan olsa gerek bitip tükenmeyen halsizliğim. Yüzümü yıkadığım tulumba kurumuş tıpkı göz çapaklarım gibi… Karşımda yükselen meşhur Şahin Kayalıklarını ve saçlarımının arasından bana nanik yapan iki tek beyaz saç telimi selamlıyorum ayna karşısında… Hava sıcak tadı da yok peynir-karpuzun, bu yüzden kokunu azık ediyorum kendime…

 

Sessizce titreyen telefonumun ekranında ki Günaydın Hayatım mesajı ile acı bir tebessüm sarkıyor yüzümden, sahi zor olan İstanbul’a gelmek mi, yoksa İstanbul’un Fatih’i kalabilmek mi? Beynimi meşgul eden soru trafiği bütün can alıcı ve cinnet getirici haliyle başlıyor. Bütün yollar tıkalı, çalışmıyor trafik ışıkları ve zincirleme sorular dökülüyor dilimden…

 

Kolay mı sanıyorsun seni senden uzak da ama seninleymiş gibi yaşamak? Bu dayanılmaz ızdırab-ı hasrete dayanmak ne mümkün… Otobüs durağında hiç bilmediğim yerlerin çok oturgaçlı götürgeçlerine binip, en ıssız İzmir sokaklarının metre karesini alıyorum şimdilerde…

 

Konak-Karşıya vapuruna bu 8. binişim, her bir martıya senin adınla hitap ediyorum. Yüreğime sığmayan kara sevdamı,  fırından çıkmış bir simit gibi atıyorum körfeze ve martılara yem ediyorum. Yesinler ve ayaklarına bağladığım notumu sana getirsinler diye… Gözlerimden dökülen yaşların ardından içimden kopan kızılca kıyametler vapur düdüklerine karışıyor… Seni o çok sevdiğin İzmirle tanıştırıyorum…

 

Boş ve anlamsız adımlarımın ardı arkası kesilmiyor, Konak İskelesinden, Alsancak kaç adım biliyor musun? II. Kordon’un varlığını ben senin sensizliğinde fark ediyorum… Kalbimin orta yerine kurduğun koloni genişledikçe genişliyor ve dar geliyor şu koca umman bile…

 

İşte bak imbat zamanı!… Tıpkı hasretten kalbim gibi tunç rengine dönen denize bakıp iç çekme zamanı… Ne vardı şimdi burada olsaydı? Ne vardı Yunan ordusu gibi gönlümün İzmirini işgal etseydi? Beni emel-i aşkına göre parçalayıp yönetseydi? Gönlümün haritasını tekrardan çizseydi? En ağır Sevr’i imzalamaya hazırım ben; İyi günde, kötü günde, hastalık da, sağlık da…. Evet memur bey alayına evet!

 

Güneş terk ederken İzmir’i ben gözlerimden dökülen ve hasret ateşiyle ‘cısss’ diye anında buharlaşan göz yaşlarım ve dilimde o aynı kelimeyle geri dönüyorum 32 metre karelik teras katıma…

 

Yine uyku tutmayacak en zifiri saatlerde ve ben yine kağıt toplayan çocuklara semaver çayı yapıp vereceğim, Belki yine ‘Abi Allah seni sevdiğine kavuştursun’ derler diye..Gözlerim uykuya teslim olurken ben senin hayalinin koynundayım işte. Alnından öptüğüm sen olmalıydım bu uçsuz karanlıklar değil…

 

Dilimde o cümle ile bileklerimi uzatıyorum sensiz uykulara ve teslim oluyorum. Sen benim kara sevdam değil, İstanbulumsun!

 

Saygılarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir