İstanBuldum Seni-2

Yokluğuna dayanmamı bekleme benden, bitsin diye yalvardığım hasretin delik ceplerimden taşıyor artık.Herşeyin bir cevabı var diyor Tanrı en kutsal kitabının en müstesna yerinde ama ben Tanrı’nın bile cevap bulmakda zorlandığı sorularla boğuşuyorum kendi tükenişimin en zor yerinde.Utanıyorum aslında biraz da; Siyah-Beyaz sevdalar uğruna aç bitap çıktığım, kör kütük sarhoş halimle ayakda gittiğim uzun deplasmanları düşündükçe aklıma Hacca giden karınca geliyor ve utancımı 2’nin 98.ci kuvvetiyle çarpıyorum…

Ne olcekse oluveesin gari diyip kendimi attıyorum garaja, elimde tuttuğum küçük kapitalist kağıt parçasının beni sana kavuşturacağına inanmak zor geliyor asi kalbime.Umutlarım gibi bembeyaz bir otobüse binip simsiyah korkularımdan sıyrılıyorum.Uğruna gözyaşları döktüğüm, her semtini her sokağını hafzettiğim bu şehir şimdi ruhumu ifal ediyor.Hadi kaptan kaldır şu külüstürü!…

Koca bir şehir dar gelirken bedenime, benliğimi bir koltukda zaptetmek zor geliyor. Loş far ışıkları Belkahve’yi aydınlatırken ben bu yolun önceden de bu kadar dik olup olmadığını düşünüyorum.O ana kadar varlığını farkedemediğim yol arkadaşım Merhaba diyor.Sence Tanrı adilmidir sevgilim?ben pek sanmıyorum çünkü ben; benden uzakda canımın diğer yarısına ulaşmak için çabalıyor ve ayrı kaldığım her an ortadan ikiye bölünmüş elma gibi kararıyorken, yol arkadaşım sevginin S’sinden nasip alamadığını gösteriyordu.Bu büyük talihsizlik kafirle müslümanın cennete sürgün edilmesi gibiydi ve bunu hostesin servis ettiği zehir zıkkım tadında ki kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbette anlıyordum…

Yüreğim yanıyor sevgilim. Bak şu sol gögsümün altında belli belirsiz zıplayan et parçası var ya işte o! Falcı olmaya hacet yok içim kabarmış, içtiğim Susurluk ayranı gibi.Zaman geçmek bilmiyor.Yelkovan 11’in üzerine park etmiş ve akreple memleket meselesi üzerine koyu bir sohbete girişmiş gibi.Hasret Seyahatin sayın yolcuları mola süreniz dolmuştur,yerlerinizi almanız önemle rica olunur!…

Yol kenarında ki direkleri ve yol çizgilerini saya saya geliyoruz Yalova Vapuruna.Sen hiç gülümseyen martı görmüşmüydün sevgilim?Tanrı nezdinde  sevmek ibadettir ve öyle içden ibadet ediyordum ki bu aciz Adem’i Havva’sıyla ödüllendiriyordu Tanrı.Bu büyük müjdeyide martı suretinde gönderiği meleğiyle veriyordu.Herkesin martı sandığı melek o yüzden gülümsüyordu…Artık sadece nefesini değil kalp atışlarını bile hissedebiliyorum.

Heyecandan yediğim tırnaklarımla Gebze’yi de selamlayıp İstanbul il sınırına geliyoruz.Maltepe Köprüsünde inip bir selam çakıyorum şeh-i İstanbula…

Habersizce bindiğim banliyö treniyle Haydarpaşa’ye geliyorum.Sahilden yürüyerek Kadıköy’e geçiyorum.Sen o çok sevdiğim çubuklu formadan almak için Beşiktaş’a geçmek için Kadıköy iskelesinde beklerken arkandan yaklaşıp sarılıyorum sana.Beraber bindiğimiz vapur da eski günleri hatırlıyorum.Boğazın ortasından bile duyulan Kartal Gol Gol Gol sesinin yerini ortak çarpan kalbimizin sesi alıyor… Avuçlarında küçülen ellerimle sarıp sarmalıyorum hiç bırakmamak üzere…Rüzgarla aşk kokusu yayılıyor 7 tepeli şehire.Çok defalar geldiğim şehirde ilk defa gördüğüm şehri, gözlerini seyrediyorum…

İşte  burdasın İstanBuldum Seni!

Saygılarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir