Karanlıklar Şehri

Tanımlanamıyor içimde kopan fırtınalar. Görmeden de korkutuyor beni “Karanlıklar
Şehri”.

Bir yangın var içimde ama bu yangını söndürmeye dökecek su dahi yok. Acı bedenimin
her tarafını kuşatmış durumda ve bu acı yolun sonuna yaklaştıkça şiddetini
artırmakta. Yolculuk bitmek üzere ve “Karanlıklar Şehri” beni yudum yudum içine
çekmekte. Etrafımı sarmış olan ışıklar etkinliğini yitirmekte, güneş gücünü geçen
her saniye kaybetmekte ve ben korkularımla mücadele etmekteyim. Ama nafile.

Giriverdim “Karanlıklar Şehri”ne, ufak ve sessiz adımlarla yürümeye başladım. Yere
ayak bastığım ilk anda bir bataklığa saplandığımı anladım. Kurtulmaya çalıştım içine
düşmüş olduğum bataklıktan. Etrafı kuşatmış olan bir yanık kokusu vardı. Güneş hiç
uğramıyordu bu şehre. Ay iki büklüm olmuş ışığının sadece yüzde ellisini
yansıtıyordu üzerime. Yıldızlar nadir sayıda ve çok ama çok cılızdı. Gökyüzü üzerine
kara bir tabaka çekmiş adeta ağlıyordu.

Hüzün kokuyordu etraf. Dallarında yaprak dahi kalmamış olan ağaçlar korku salıyordu
dört bir yana. Sessizlik ise bu korkuyu daha da şiddetli bir hale büründürüyordu.
İki büklüm olan ay birden kayboldu. Nadir ve cılız olan yıldızlar daha da uzaklara
gidip bir nokta halini aldılar. Etrafta hiç ışık yoktu. Artık hiçbir şey eskisi gibi
değildi.

Etrafa karanlıklar tamamen hâkim olmuştu. Sessizlik bozulmuş, acı dolu sesler
ortalığı inletmeye başlamıştı. Yalnızlık peşime takılmış adeta bir gölge misali beni
takip ediyordu. Gece beni hiç sonu gelmeyecek yollara doğru sürüklüyordu. Ağaçlar
hareketlenmeye başladı ve üzerime doğru sinsi adımlarla yürüyorlardı. Beni
oluşturdukları bir çemberin içine hapsettiler. Uzatmış oldukları dallarla ellerimi
ve ayaklarımı bağladılar. Ellerine düşmüş, onların esiri olmuştum artık.

Gözlerimi açtığımda ellerim ve ayaklarım çözülmüş bir halde sanık sandalyesinde
otururken buldum kendimi. Yargıç iri gözlerini bana dikmiş, beni sorgulamak için can
atar bir vaziyette ilk celseyi açmıştı. Etrafımda tanımlayamadığım korkunç
yaratıklar belirmişti. Hepsi bana bir suçlu gözüyle bakıyordu. Anlaşılan karanlıklar
şehrinin tüm huzurunun kaçmasına sebep olmuştum.

Yargılanma sürecim başlamıştı ve etrafımda bulunan her yaratık beni yok etmek
istercesine korku saçan gözlerle bana bakıyordu. Bense bu bakışlar altında ezilmiş,
o an sadece bu durumdan kurtulmayı hayal etmiştim. Yargıç tüm tanıkları dinlemiş ve
son sözü söylemek için hazırdı.

Gereği düşünüldü:

“Sanık, sahibi olduğumuz ‘Karanlıklar Şehri’ne hiç umulmadık bir anda giriş yapmış
ve bunun için herhangi bir izin almamıştır. Ayrıca bu şehrin kurallarını ihlal
etmiş ve kural tanımaksızın yoluna devam etmiştir. Bu ihlal sonucu şehir içinde
düzen bozulmuş ve şehirdeki huzur kaybolmuştur. Sanık, her şeye rağmen yapmış
olduğu bu duruma bir son vermeyip bu hatayı ilerletmeye devam etmiştir. Tüm bu aksi
sonuçlar dolayısıyla sanığın bu sandalyede oturması gereği sonucuna varılmıştır.”

Tüm bunları duyduktan sonra ne kadar büyük bir hata işlediğimin farkına varmıştım
fakat bunun geri dönüşü yoktu. Suçlu sandalyesinde oturan bendim ve beni haklı
çıkarmak için savunacak kimse de yoktu.

Yargıç son kararını vermişti anlaşılan. Herkes suspus olmuş yargıcın ağzından
çıkacak olan son sözleri merak dolu gözlerle bekliyordu. Kalbim hızlı hızlı atmaya
başlamıştı. Belki bunlar hayatta geçireceğim son anlarımdı, belki de son bir
kurtuluş yoluydu benim için. Ve yargıç kararını açıklamıştı.

Hüküm:

“Sanığın işlemiş olduğu bu suçun ehemmiyetinin farkında olmaması ve işlenen bu suçun
farkında olmasa bile bu suçu işleme teşebbüsünde bulunmasından dolayı ‘Karanlıklar
Şehri’nde ömür boyu kalmasına ve bu süre boyunca ‘Karanlıklar Şehri’ adına hizmette
bulunmasına, eğer verilmiş olan bu hükümler dışına çıkılması durumunda ‘kör kuyuya’
atılmasına karar verilmiştir.”

Çıkan sonuç herkesi mutlu etmişti ve ben adeta yıkılmıştım. Artık hiçbir şey eskisi
gibi olmayacaktı. Her iki durumda da bir çıkmazın içine sürüklenmiştim. Umutsuzluk
dört bir yanımı sarmalamıştı ve ben yenik düşmüştüm. Bu duruma katlanamıyordum.
Bunun bir çıkış yolu olmalıydı. Karanlıkları yenmenin bir çaresi olmalıydı. Bunun
çaresi karanlıkları aydınlığa çevirmekti.

Kim bilir belki bir gün “Güneş” bir yerlerden benim için de doğacak ve beni içinde
olduğum bu durumdan kurtaracaktı. Karanlıklar Şehri de burada son bulacaktı. Kim
bilir?

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir