Kargaşık ‘

Bir geliş nasıl karşılanır bilmiyordum. Tekerlek sesi ummamıştım daha önce yollardan. Veya gelen ne şekilde gelir, ne sorar bana? Bunu kestiremiyordum. Ha! Bir de dertleniyordum bu durumlarda bocalamama.  Ne derim geldiğinde?  Sarılmak istediğinde ne yaparım düşünemiyordum. Umursamaz mı görünmeliydim? Hoşçakal demediği için biraz kırgın  mı bakmalıydım O’na?…   Ne bileyim işte;  aslında çok da aklımdayken, aklımın ucundan geçmezmiş edasıyla şasırsa mıydım yüzüme baktığında?   ‘Saçların uzamış’ dediğinde, ‘ evet öyle zamanla uzadılar’ deyip laf mı itiştirseydim inceden..?

Bir taşa oturup düşünür gibi mi yapsaydım? Yoksa sahiden de düşünmeli miydim?  Her şeye hazır olmalıydım, her şeyimle hazır olmalıydım başka bir deyişle…

Nasıl olsa gelecek desem de içimden; coşkuyla dizlerine kapandığım senaryolar üretiyordum. Ne düşünsem, ya da her ne yaparsam yapsam senin demenle; bir gelişe nasıl uygun düşürebilirdim rolünü, onu bilmiyordum işte.

Meydanın ortasında  yürürken etrafta kimin olduğunu umursamıyormuş gibi yapmaya benziyordu bu. Zordu ama becerebiliyordum bir bakıma. Ellerimi ufalıyordum, müzik çalarımın sesini son ses açıp, iki tane patatesli poaça alıyor, her ne kadar daha çok dikkat çekmeme neden olsa da  tuhaf gözlerle kaldırım taşlarına bakmaktan kendimi alamıyordum.  Ne de olsa umursamıyordum kimseyi.  Öyle ya!  Kimseyse kimseydi herkes..  Ben kendimi sindirtmeye çalışıyordum köşe başlarına.

Yine, gizliden bekliyordum seni bir taraflarımca. Nasıl olurum geldiğinde diye sormaya devam ediyordum kimse yokken, veya kimse görmezken. Kimse görmüyordu. Allah bilir kimse de sevmiyordu zaten!..     Asimilip gözden kaybolmuştu gözlerin. Ve ben hala hafif bir çekingenlikle ‘gözlerin ne renk senin?’ diye sorduğunu görüyordum rüyalarımca. Sana bilmediğin şeylerden bahsedeceğim günü bekliyordum.   Acelem yoktu. Hep burdaydım. Biz birbirimize sarılmadan durabilecek güçte değiliz , anla artık diye söyleniyordum hala.

Sen gidince; kimsenin kalmayacağını anlamıştım. Sahiden de herkes gidiyordu.

“Kargaşık ‘” üzerine 3 yorum

  1. “O” hiçbir zaman gelmeyecek.

    çünkü bir insan artık kişi zamirine dönüşmüşse, yanında değil, kelimelerdedir. Bırak olduğu yerde kalsın. belki böylesi daha iyi.

    Ben bekleseydim eğer bu durumda birşey yiyemezdim. Zaten patetesli poğaçaya oldum olası alışamadım. Alışamadığım daha bir sürü şey var da.. neyse işte.

  2. Patatesli poğaça sevilmez mi? Söz konusu başkaları olunca sevilmeyebiliyor tabii 🙂 Sucuklu’yu sevenler var bir de,ne kadar keskin kokar. Keskin olan fazla fazla şey de var. Neyse o işte 🙂

  3. Hakket bu durum bazen bende de oluyor. Ne kadar seviyorsam o kadar uzak duruyor ne kadar nefret ediyorsam bir o kadar yakınlaşıyorum kişiye veya nesneye… İki yüzlülüğüm ele mi geçiriyor bedenimi yoksa savunma mekanizmamın ihtişamını yitirmiş bir gösterisi midir bu bahsettiğim bilemiyorum.. Eminim herkes seni anladı özelikle de “kimse kim” olduğunu düşündüğün kimseler… Sadelik iyidir. Kendini yine anlat yine ifade et ama neden anlaşılmasın ki… Anlaşılmayacak ise neden paylaşasın ki? Herkes yazdıklarını dilediği gibi yorumlamasın anlatmak istediğini anlasın… Anladım beğendim ve kendimden bir parça buldum yazında.. Teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir