Karıncaların da Suçu Yok

    Sana yakın olmak mı? Cehennemin giriş katında ateş yakmak gibi. Hem dokununca eriyor gibi kirpiklerin usulca, hassas. Hem öyle asi havası var buğusunun. O kadar çiçek tuttum; hiçbiri kırıldı kırılacak değil gülüşün kadar. Kendime inanmasam bir hayali yaşadığımı sanırdım. Halbuki varız. Hazirana benziyoruz, yağmura, kara, birbirimize… Kolumuzdan tutup geldiğimizi söylüyorlar. Yolun bitmediğine eminim. Daha önce hiç bu kadar yarıda kalmış hissetmemişim ayrıca. Yokluğundan haberleri yok, üzülmenin bağışıklık kazanmadığından da…

Dünyanın en güzel ve henüz yazılmamış şiirini okurcasına büyülü bir ses, bu büyüye kapılmış bir deniz kızı. Ve o kadar aşina ki parmakların okyanusa; her dokunuşun ayrı yakamoz.

Çikolatadan şato eksik, biraz da ev büyüklüğünde mantarlar…

Doğru anahtarın ilk deneyişte bulunup, dolmuşun tam vaktinde geldiği günlerden birindeyiz. Ben sana arkam dönük oturuyorum. İyi beceriyorum bu işi demek ki de, tam bir sene sürüyor. Başka zamanlarda bir asıra denk geliyordur belki.

O Güneş’e aşık adamı ilk kez konuşurken görüyorum, dudaklarını oynatırken yani. Anlatamıyor, anlatamadıkça kafasını öne eğiyor. Anlatamıyor ya, nasıl olsa anlamayacaklar kısmından habersiz.

Bu değiliz diyorum ben. Buralar istediğini alamayıp hırçınlaşanlarla dolu. Uğraşmıyoruz Oturduğumuz yerden dileyip, olmayınca ağzımızı bozuyoruz. Yürürken bile üç beş karıncayı canından ediyoruz.

Biz karıncaları bile sevdiklerine pişman ediyoruz.

O çikolatadan şato eriyip bir masalın içinde kayboluyor. Ev sanıp içine girdiğimiz mantarlar kentsel dönüşüp üzerimize yıkılıyor. Bu defa kirpiklerin de fayda etmiyor gülüşün de..

Bir çıkmazın içindeyiz. Gittiği yere kadar gidelim dedikçe kayboluyoruz. Senle kaybolmak da güzel, orası ayrı. Eve hiç dönememekten korkuyorum . Başkasının ağzından dinleyince güzel böyle şeyler. Bende sanki bir başkasınınmış gibi duruyor. O kadar gerçek ki; içine bir yalan dahi girse rengi atıyor.

Doğru kelimeyi bulamayıp, yüzünü hatırlayamadığım hikayelerden birindeyiz. Ben asla anlatamayacağımı bildiğimden yaşamayı seçiyorum. Tanrı bu işe ağırlığını koymak istiyor olacak, dediğim gibi olmuyor hiçbir şey. Sıcaklığın da soğuyor, üfleyerek severdik oysa diyorum. Buraların havasındandır belki tamam olamayışlar. Belki daha zordur İskandinav Ülkelerinde kavuşmak. Her şeyin matematiksel bir açıklaması vardır. Ekvator’da maksimum nem hep fazla olur mesela. Kim bilir? Aşklar da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir