KAYBOLMAK kendi KARARLARINDA kararır

KAYBOLMAK kendi KARARLARINDA kararır

Dilini bilmediğim bir şehirde kaybolmak; işte bugün tam da bunu yaşıyorum: çocukluk yıllarını unutan insan geleceğini planlayamaz mı? Sahici sandığın onca insan senin yakının olmaktan vazgeçerse ve sen kendine yeni tanıdıklar bulmaya cesaret edemezsen yalnız kalacağını mı sanıyorsun? Yalnızlığın sana arkadaş olabileceğini düşünmen kara bir kutu; içinde sakladığın gülümsemeler yerini belli eder diye korkma! Sen asıl burada yabancısın; küçükken geldiğin bu kulübenin gitgide sana sarılması ve onu iterek yoluna devam etmek istemen yadırganır bir tavır değil; hür savaşçılar kendilerini sakladıkları ölçüde özgürdürler.

Günün birinde asıldığın bir dalın altında kalan izleri merak edebilirsin; bunlar senin ağaçtan kalan köklerin mi yoksa ayağının değdiği ve sadece bastığın için oluşan cisimsel kabartılar mı? Yumduğunda gözünü yeni izler düşüncesine; bir de bakmışsın ki canlanmış sarmaşıklar, alıp götürmüşler tarif edemediğin karanlığına çünkü en yalnız kaldığın zamanda özlüyormuşsun geceyi. Yokuşunda canlanacak ve ezilmeme kararlılığını gösterebilecek sadece izinli düşlerin mi, nerede kaldı konuşkanlığın?

Sen gerçekte nasıl görünüyorsun, bu insanlar sana bakarken hangi gözünü kullanıyor? Anladığım kadarıyla yeni düşmedin bu cehenneme; içi neyle doluysa artık, için neyle doluysa? Arkana bakmadan koştuğun yıllar fark etmeden önüne geçerse, kendini o kılıkta görürsen sen nasıl bakarsın ona? Göğsünde ellerini büzüştürüp sallanma karşımda, yetiştirdiğin hiçbir fikirden memnun değilim derse küçük kızın bir gün sana; tutacak bir el bırakmadın diye titrerse dudakları, kaçmak için gün sayarsa o da kendi sarmaşıklarındaki saklılığına…

Kaybetmek hiç bu kadar güzel olmamıştı seni; hüzünlü karanlığımın sakat yanları… Eksiğini bulup küfretme cesaretini gösteremeden benden kaçışın yok mu hiç unutamam. Lisanını yeni yeni öğreniyorum senden daha da nefret ederek; bütün acımasızlığına rağmen iyi dayanıyorsun kendine. Yeni okuduğum bir kitapla hemen korkup küçülüyorsun; dinlediğin her ses beynine kazınıyor; sen hiç olmadığın kadar uzaklaşıyorsun yanımdan. Sevmediklerime uzaksın en çok da; kimi sorsam seni tanımadığını söylüyor ama biliyorum ki korkutmuşsun onları da bir şey diyemiyorlar. Bir yere varmak istemiyorum; vardığım yerlerden sıkıldım, ne için bu hayatın saçma saplantıları…

Kimseyi görmeseydim kendimi yine hapsolmuş hisseder miydim, aynaya bakmasaydım kendimi bilebilir miydim, konuşmayı bilmeseydim duyabilir miydim içimdeki sesleri? Onlara inat dolaştım ritimlerine uymadığım hayatın, uygunsuz olmayı ben seçmiştim ama önce onlar zorladı beni kirlenmeye, kaçmak için seçtim bu yolu. Kime ne diyeceğim beni ilgilendirirdi ya artık ilgilendirmiyor; isteyenler bana sorma nezaketini göstermeden tavır alıyorken benim de onlar gibi olmamı bekleyemezsin benden, bu kadar bir yapmacıklık bile bekleme, sırıtmayan yüzümde asıl o zaman sırıtır düşünceler…

Sormasaydın da söylerdim hapsettiğim sevinçlerin güzünü, yaratığa dönen sevinçler tanıdım yaşlarını sormaksızın arkadaş olmanın derin keyfi vardı peşimde, kendimi savunduğum iki ruh arasında, süratle doldurdum boşlukları, yer açtım zihnime ve seni tanıdım; rüzgarla gelen müthiş bir koku duydum yüreğimde, sabahın erken vakitlerinde güne aşkını ilan etmek için tüneyen bir kuş bile vardı dalımda ama kapsadığım dürüstlüğü sattım o an. Yalandan ibaretse yaşadıkların, giderken ardında bıraktığın her şeyden biraz daha keyifsiz, biraz daha ölümsüz olacaksın, bulunduğunda bir nöbetçi kulübesinde geri dönemeyeceksin telefon etmek istediğin yere, elinde küçük bir defter ile kalemsiz kaldığında ne yapacağını bilemediğin yazılası değil de oynanılası ezber bir hayat geçiverecek önünden; işte bu kaybolmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir