Kımıl-damaktan

Yutacaktı sanki yutacaktı!

Yok, bir de susacaktı…

Yaşanılası bir kırılma noktası: Hiçbir yerde bulamadığın en güzel patikleri sundu sana, şansa bak; daha yeni yürüyecektin! Kaybolan bir çift insanlık: Dondurulmuş sevinçleri ne zaman yağa atılacak, güzel bir düşe yenilen bir avuç adam, kızarmış kokuları var, bir de ekmek arası mideye iyi gitmeyen huyları. Oysaki bildiğim güzel bir sos var üzerine dökebileceğim, başka türlü gitmez ki boğazından parçası… Bir de uzaktaysan hem ondan hem kendinden fazla gelir içindeki sevgiyi terk etmek, azalacağını sandıkça yumak gibi kalır boğazında, dışarıya akacak bir yol bulamayan bir gözyaşında saklı olur bazen o an. Yürüse parçalanacak, akıtsa bu kadar birikmeyecek içine yalnızlıklar, ama o an yolların daralıp bencilleştiği nadide anlardandır. Acı çekmen cezanın en büyük yanılgısı, suçunun en ağır noktası gibi gelir kimi göze… Unutmaya çalıştıkça çıkan tanıdık yüzlerde insanlık dışı bir çift pörtlek göz oluşur. Sorgular gibi ödetilmeye mecbur bırakılmıştır alabildiğinin yükünü. O iki eli yakanda hissetmeye zorlanırsın, düşünürsün, daha önce hiçbir elde yoktur yerin, yürüdükçe uzaklaşan adımlarına yabancı olursun, uzar kelimeler sırıtır artık eskilerinin yanında, kapandığına üzüldüğün o bulut yeniden açılır, rengini değiştirmeden daha gözlerinin içine damlalarını bırakır, bu kez kendini sende tutamazsın.

Yeter ki başa dönmesin hiçbir sevgili, yeter ki yeniden kesişmesin yollar, yeniden köprüler kurmayı üstünde bir bulut sandın ya gerisini unut, bir kaygı sardığında, işler uzayacak sinyali vermeye başlamıştır.  Hep iki kişilik hissederken kendini en az, ne kadar çok sen varmış ortalıkta, gözünü açan nedende bu anda kalmaktır! En çok sen olduğunda erken uyumayı istemezsen, sabahın yeni bir gün ile anlaşması senin için kapının öbür yüzüdür. Yeni bir kitaba başlarsın, başkasının sayfalarını çevirmek daha kolaydır kendi sayfalarından, istediğin zaman biter göz temasın; tıpkı uğultuların, tepelerin ardında bıraktığı çığlık gibi geri dönüşü yoktur; sıkışmış, belirsiz bir yerde kalır.

Suyun içinde bir nergis, neren giz? Suyun üstünde hafif bir karasızlıkla ilerlerken çocukluğumdaki bir kitaptan alıntı yapıyorum. Herkes bilsin istiyorsun aslında içinde bir sıkıntı var, yüzün bunun için bir alan, illa bir yerlerde yeniden yakalayacaksın beni, yeni izler sunacaksın karşıma, içim o kadar kısırlaştı ki, anlatacak çok şey var, yaşanamayıp da kalan.  Bir gün doğumunun ardından kucaklayamadığım ateş topları; yakıcı ve sıralı. Anladım ki en üste yer alma mücadelen gönlüme sökmedi. Duygular değişir; senin içindeki hırsı gördüm bugün. Daha öncesi vardı elbet ama ona gözüme inen perdenin altında kalana ölü kibirle yenildim. Tarifte kılıç olmuş bir nesne, göze görünmüş aheste, başına açtıkça açmış yalanları; en çok bunun içindir kalanları…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir