KISA BİR ANIN UZUN BIR HİKAYESİ

Değeri kadar ederi, ederi kadar değeri var mıdır şu dünyanın eğer içinde sen yoksan? Dünya dönedursun, zaman ardından koşadursun. Kader ağlarını örecek ve hayat defterimdeki beyaz sayfaları görünmeyen bir el durmaksızın doldurmaya devam edecektir. Belki, bir yandan seni yazacak, belki de bir yandan seni silecektir umarsızca. Fakat, o görünmeyen el, her ne kadar seni oradan silse de hayat defterimde senden arta kalan izler her daim belirecektir.

İzini sürmeye devam edecek bakışlarım, karanlığın içinde gölgen her kaybolduğunda düşlerim süzülerek düşecek yanaklarından aşağı. Islatacak kurumuş olan ben’liğini ve içinde, kuytu köşelerde bir yerlerde kucaklayacak seni özlemim. Kırılmaya devam edecek belki kalbim, kırılganlığın sızladığı noktada acı çekerken zevk duymaya başlayacak ve suskun olan gözlerinden konuşmaya çalışacak bir zamanlar sana ait dilimden dökülen sözcüklerim. Bana açmadığın kolların sarmaya çalışacak teninde hissettiğin hasreti, ‘gitme’ dediğin anda uçup gitmeye başlayacak bir anda kurmuş olduğun bütün hayallerin. Sınama dönemine sıkıştırılmış olan hayat senden intikam alırcasına soğuk rüzgarlarını tenine batan diken misali üzerine yollayacak.

Sınama dönemlerinde farklı bölgeleri yamalanan hayat, bir tuzağın eşiğinde debelenerek can verdiğinde, içinde yaşatmış olduğu sen, uzaklardan bakıp bir el sallayacaksın üzerine (u)mutsuzca yansıyan ruhani ışığa. Her devrinde bir devrim, her devrimde bir evrim yaratarak geçirmiş olduğun an’lar gözden kaybolacak, hayatın en acı kısmı olan yaşam sana karşı ne kadar dirençli olduğunu bir gösteriye dönüştürüp sahneleyecek gözlerinin önünde. Başrollerini paylaşmış olduğun bu sahnenin ortasında yalnızlık kuşatacak etrafını, boş koltuklar önünde oynanacak olan bu oyuna sessizlik alkış tutacak, üzerine yansıyan ışıklar büyük bir uğultu içinde sönmeye başlayacak. Karanlıklar haykıracak yüzüne “Daha fazlasını gö(ste)rmeye gerek yok.” diye.

“Gitme!” diyeceksin bir zamanlar elinde tutmuş olduğun hayallerine, “Ne olur gitme!” diyeceksin evren ile bir bağ kurup kendine çekmeye çalıştığın düşlerine. “Artık gitme vakti!” diyecek düşlerin ve önünde uzanan uzun yolda ufka dogru yol almaya başlayacak. Üşümeye başlayacak ellerin yalnızlığın kollarında, yüreğin yanmaya başlayacak sana anlamsız gelen terkedişlerin ardından, gözlerin pişmanlık gözyaşları dökmeye başlayarak ıslatacak yanaklarını. Bir kopukluk sarmaya başlayacak hislerini, umut ile umutsuzluk arasında gidip gelmeye başlayacak düşlerin. Hayatın devam ettiğini söyleyecek uzaklardan gelen bir ses, bir karşılık vermek gerek diye geçireceksin aklından. Gözlerini kapayıp kendini kelimelerin büyüsüne bırakacaksın ve dilinden dökülmeye başlayacak sihirli kelimeler:

“Bir’leşen bir dünyanın bir’leşmeyen tüm umutlarını hala içimde taşıyorum. Sensiz de olsa hala nefes alıp vererek yaşamaya devam ediyorum. ‘Git!’ diyorum şimdi sana, eğer bedenimde açmış olduğun yaralara merhem olmayacaksa artık bakışların. ‘Git!’ diyorum şimdi sana, eğer ki artık sevmeye cesareti yoksa yalnızlığı göze alıp yaşamaya çalışan kalbinin…”

Bir kısır döngünün etrafında, içinde toz duman olan koca bir dünya belirecek ve bu toz bulutları arasına hasretim karışıp seni sonsuzluğun içinden alıp tekrardan bana getirecek. Bana gelen sen ile bir’leşen bir dünyanın bir’leşen tüm umutları içimde yeniden yeşerecek.

 

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir