KIYAMET

Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktığı anda yüzünde beliren ifadeyi gözlerinin önünde canlandırabiliyordu. Düşüncelerini kısıtlayan hisler karmaşası arasından sıyrılmanın bir yolunu bulmaya çalışırken boşluğun gittikçe büyüyor olduğunu fark etti. Dünyadan uzaklaşan evreni takip eden yıldızlar “Hoşça kalın!” derken; karanlığa gömülen atmosferin “Merhaba!” diyen sesi inletiyordu yerleri ve gökleri.

Kıyamet çok yakındı.

Hüzünle karmaşık tatlı bir gülümseme kapladı çehresini ve o an akli dengesini kaybediyor olmaktan endişelendi. Öznesi yalan bir cümlenin şahsiyetinde, karanlığın puslu vadisinde korkuyla neticelenen hain bir saldırının izleri arasına karışmaya başlamıştı hisleri ve yaşam ile ölüm arasında büyük bir mücadeleye sahne olması beklenen savaş çoktan başlamıştı. Tehlikenin oluşturmuş olduğu derin yaraların muamelesinde işkenceyle kanayan gözlerinde kaybolmaya başladı gülüşleri. İlgili ya da ilgisiz, zor bir hayat rüzgârlarını estirmeye devam etti ve geride noktası konulmayan yarım cümleler bıraktı gitti.

İçerisinde bir tehdit unsuru barındırıyordu hayat. Kafasında cevabı bir türlü verilemeyen, sürekli düşüncelerini meşgul eden bir soru işareti ve sonucunda bir ışık misali “olmak ya da olmamak” durumu yanıp sönmeye başlıyordu. Hayatta kalmak bir mucizeydi artık. Konumlar değişim evresini çoktan tamamlamıştı ve hayata hükmeden insan değildi artık, aksine insana hükmeden hayattı. Doğa devreye girip ani bir değişim ile potansiyel gücünü hissettirmeye başlamıştı dünyanın farklı noktalarında. Mevsimler yönünü şaşırmış, Tanrılar ise çoktan çıldırmıştı. Yer ve gök arasında ayrılıklara neden olan mesafeler gün geçtikçe akıl almaz bir boyuta ulaşıyordu ve sonucunda ısısı azalan yıldızlar dünyayı kendi kaderine mahkûm edip karanlıklar ile baş başa bırakıyorlardı.

Çeşitli varsayımlar etrafında toplanmaya çalışılıyordu ortaya atılan farklı görüşler. Kaosa sürüklenen toplumda insanlar hep susuyordu. Susmuş olan bu insanlar yerine silahlar konuşur hale gelmişti ve göletlerde su yerine kan akıyordu.

Kıyamet, kendisine uzak olan cennet kadar çok yakındı. Zıtlıkların savaşımı içerisinde kuşanmış olduğu kılıcını kullanmanın vakti gelmiş olsa da kendisine verilmiş olan kısıtlı zaman yenilginin kapılarını sonuna kadar açmıştı. Ve sonunda kaybetmişti. Tanrı tarafından verilmiş olan cezayı seve seve çekmeye hazırdı ve cehenneme, bu diyarlara bir daha geri dönmemek üzere sürgün edilmişti. Hiç durmadı ve bir an bile olsa arkasına dönüp de bakmadı. Yollar onu bekliyordu ve alabildiğince yürüdü.

Onun hikâyesi tam olarak burada başlamıştı. Yolların mesafelerinde gizli kalmış olan sırların içinde. Düşüncelerinin esnekliğini kaybettiği noktalarda koyulaşan yollarda ve uzayan bir ömrün kıskacında rol alan hayatta…

Sıra dışı olduğunu düşündüğü her şeyin sıradanlaşan olayların sadece bir uzantısı olduğu gerçeğini hayatın her evresinde yaşanmaya başlanan basit bir olayda ve deja-vu etkisi yaratan bir tekrarlanma halkasında yer aldığını an be an görmeye başladı.

Aslında kıyamet kendi içinde kopacak kadar çok yakındı…

 

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir