Mahkum

Sevmek, kim ne derse desin bir intiharın ilk adımıydı.

‘En esaslı kanıt, idamını bekleyen bir adamın ölümü sevmeye çalışmasıydı…’

‘Bir şey istiyor musun?’ sorusuna verdiğim tüm cevaplar ‘yalnızlık’dan ötürüydü.(Sevmeyi sevmediğimdendi hissimce.) Mızıkçılık yok ama. Kurallara uymazsan seni gönlümün en ucra köşesindeki iftiralara yem yaparım. Ardından mı?

‘Komik bir sandalyede süngersiz yakarım!’

Tuhaf bir coğrafyada maruz kaldığın daha kurulmamış hayallerin anlam kaymalarına bakmam. Bozukluklarına bozuk atar, susuz çöllerin dalgalarıyla yelken açarım göz pınarlarına.

Bize inanmayanlarla aynı kefeden kurtulurum. Cümlelerin yanında merhamet etmeden özel isimlerine, bütün ekleri sözcüklerine tamamlayarak gelirim, ağır bir sükunete teslim etmem hıçkırıkları.

Anlamını farkında bile olmaz ‘yalınlık.’

Kimseden habersiz esaretin adını özgürlük koyar,aklını karıştırırım sözcüklerin. ‘Baş edememek’ ne demek, hayaletlere inanmamla kanıtlarım. Evet yaparım bunu; bilmem kaç milyar insanı inandırıp nüfusu ikiye katlarım.
Kapitalistler bu durum karşısında aykırılığı kabul ederler, artık olmayan bir ‘mahkemenin’ adını sayıklatırım.

‘Herkes karşı çıksa da bu acıya, iki üç kez ölmeye bahaneler ararım.’
Arkamdan ne derse desinler…

‘Biliyorum ki; kötülük yapanlara kötülükleri, suç işleyenlere suçları yetmişti.’

VE KİMSE ÖLMEDEN BİR İDAMI HAK ETMEMİŞTİ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir