Neden…

Neden şehirle özdeşleştirir kendini bir aşık ve sevgilinin sokaklarında gezinir durur gece gündüz. Hiç yorulmaz, aslında yürümez de, uçar mı bir sarmaşığın sırtında, ya da sürekli bekçi köpekler tarafından kovalanır da yar bahçesine adım bile atamaz mı?

Ulaşamayınca, güneşine gölge olana atar suçu, kendi gölgesinden bilme, sonra öfkelenir sitem eder hayata; bağırır, ama hiçbir zaman ona güç yetiremez, kendi kararsızlığını sever; gönlünün hovardalığını, sonra sevmez olur mu, neden vazgeçsin, o kalp onu ne zaman bıraktı ki yalnız?

Sonra her şey biraz yalnızlaşır ya da öyle sanırsın. Arada sırada kısa cümleler süsler gündüzünü ve gecende kelime bile yoktur. Korkak geçmişin yüz bulunca senden önüne inşa eder duvarlarını, yoluna taşır kovalarını ve ardından döker hepsini yola, tez gelmesi için dökülür bu su ardından ve sen sürekli geçmişine dönmek zorunda kalırsın.

Veda edemediğin temiz anıların kalır seninle, peki ya diğerleri? Su ile karışır birbirine hepsi, çamurlanır yollar, ağlarken, düşün bile sulu olur fark edemezsin, yüzdüğün bir deniz halini alır son şeklin, bir sandal olursun denizinin içinde, ne kadar yalnız olduğunu sen bile bilemezsin…

Sonra başka kayıklar dolar etrafına… Rahiyasını bilmediğin, ustalık isteyen, yemek tadında ilk buluşma heyecanları… İhtiyacından fazla acıların, önüne çöreklenen zamana kaval çalmaya başladığında, zaman yumuşar, köleleşir. Hurdalaşır hayaller, ceset gibi ruhsuz ve hareketsiz kalırlar. Eskici gibi toplamıştır tablasına külleri ruhum, yeteri kadar ıslandığı suya rağmen yine de kuru kalır bazı yerleri. Kuru hatıralar sarar etrafı, uyuttuğun her şeyi uyandıran gece lambasından farksızdır şimdi sakladıkların, hıçkırıklar duyarsın bir bebeğin doğumunda ve sevinen insanlara sorarsın neden ağladığını, ilk kez görüyorsan sorarsın ama aldığın cevap ağlama sesini bastıramaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir