Neden Bu Hüzün?

Gülüşün kayboldukça gamzelerinin altında kalan hüzünleri görüyordum. Olduğundan hırçın duruyordun mutsuzluğunda, kimsesizliğin gözlerinden taşıyordu. Bulut gibi iniyordu üzerine yalnızlık, taş kesiliyordun neredeyse adını unuttuğun kentte… Ne de olsa ikliminde yaşamak isteyen bir canlının seninle aynı sofrada ekmek yemesi lazımdı. Seni ancak böyle tanıyabilirdi bir gezgin. Bütün karanlığın, ani huzursuzluklarına rağmen seviliyordun, çünkü seni tanıdıkça senden ayrılması daha zordu… Zaman zaman taşınıyordun yerinden, gittiğin anda çiçekler doluşuyordu yerine ve ardından nameler söylüyorlardı. Giderken hepsini öksüz bırakıyordun, buna rağmen kıskançlıklarını görebiliyordum.

Gözlerinin derin kıyılarda gezinirken düşünüyorum da gülümsemek cazibeli bir o kadar da muzip bir hal alıyordu yüzünde. Kaçmayı düşünüyordun çoğu kez ve umutsuzca dönüyordun. Suçluluk duygusu vedalaşamıyordu gözlerinle, kimi suçladığını da bilmiyordun. Çıkmaz bir sokak içinde hırpalıyordun yüreğini, kurtuluşu olmayan bir hastalık gibi yerleştiriyordun hüznü gözlerine. Bakışların hayatı suçlasa da dilinden dökülemiyordu akıp giden damlalar gibi kelimeler. Ne çok ağlamıştın kimse görmeden, ne kadar da yalnız kalmıştın, dalına konan her bülbül için dua etmiştin her defasında.

Hatırlattıkları farklı olsa da hep sevdin ekmek kokusunu, bir fırının önünden geçerken iyice içine çektin. Taze taze kokladığın güneşi cebine sığdırdın, umudu ondan alıyordun. Her adımında canlanan doğanın senden haberi yeni yeni oluyordu. Kısa bir gülüş ardından gelecek kışı temsil ediyordu belki de. Hiçbir zaman kendini akışa bırakamadığını düşündüğünde doğaya kızıyordun, ancak doğadan intikam almanın faturasının yine sana kesileceğini de biliyordun. Talihsizliklere sayıları, hafızaya kelimeleri hapsederek bütün duyularınla vedalaştın. Ne zaman birini kaybetsen canlanan anıların denizdeki köpükler gibi yanaştı kıyılarına. Bu beyaz dilek denizin tuzuyla taşınacak, yosunlarla tanışacak ve kim bilir sana ne zaman ulaşacak? Merak ediyorum…

Avucunun içinden kayıp giderken bir insan, titreyip kalan bedenini sana bırakıp giderken… En son ne düşünmüştü acaba diye düşünürken… Sessizliğin ortasında telaşlı belki de yaşlı hissediyordun kendini.

Biri usulca geldi omzuna dokundu, hadi gidelim dedi, kimisi demedi bile belki, sadece elinden çekti, götürdü. Sen onunla gitsen de hiçbir şey hissetmedin. Hislerin az önce kayboldu. Öyküye yanarken gözlerin ruhun boş bir şarkı mırıldandı. Uzaklaşmak istercesine, unutmak istercesine, yaşanmamışçasına tekrarlayıp durdun…

Ne de olsa sonrasında kendince bir boşluk yaratacaktın bari şimdi iyice yaşa o anı, yaşa ki sonradan eksik kalmasın. İyice içine çekmeden ayrılığı sırtını dönüp gitme. O yok, hatıraların iyi-kötü ayrımında bile değiller daha. Nasıl bir insandı o, onu nasıl bilirdiniz? (-Bilemedik… Daha yaşanacak çok şey vardı.)

Çok şey hiçbir zaman azalmaz o hep çoktur. Vedalar da azalmaz, durdukları yerde çoğalırlar.

Söyleyecek bir şey bulunmaz böyle zamanlarda, ne denirse biraz yarım… Nasıl denebilirse ayrılık? Ancak denenebilir. Sen gidersin, senden giderler. Giden gider, gelir gelmez… Başa dönüldükçe acı sersemletir insanı ve her acı bir sonrakinin yerini hazırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir