Olan Bir Özlem Bozukluğu

En güzel olamayan oldu ikimiz arasında. Hiç kimseye yakışamayan bu “olamamışlık” üzerimizde eğreti bile durmadı üstelik… Ölçülerimize göre dikilen bir elbise gibiydi ve hiç sorgusuz geçirdik üzerimize…

En “bir olunması gereken zaman”da ayrıldı yollar… Usulca adım adım uzaklaştık… Sen, sana bile yabancı gelen bir şehirde, sen olma çabası verirken… Ben burada, ben halimle, bir hal çare arıyordum biz olabilmek için… Şimdiki halimize bakacak olursak başaramadığım kesin!  Peki, sen! Sen olabildin mi orda? Hiç değilse birimiz başarmalıydı! Bu ben değilsem, sen olmalıydın!

“Başaramadım!” dediğin gün ne umut kalmıştı bir nebze çaba uğruna, ne inanç sonuna kadar “Bu böyle olacak!” diye düşlediğimiz duygularımız adına… Ben hep burada olacaktım, her ne olursa olsun ben bendim ve sende “ben” olarak kalacaktım… Yazdığın fakat bana ulaştıramadığın mektuplarda dediğin gibi, yazarken hayatının en acıklı hikâyesini, arka odanın kapısında hayalim belirecek, bluzumun askısı düşecekti omzumdan ve ben uzaklardan bunu hissetmenin verdiği gariplikle ürperecek lakin anlayacaktım… Sen beni yazıyor olacaktın…

Hayallerimiz zaman eklerinin birinde gizli biliyorum… Zaman ekleri… Nedense hep geçmişe dair… Olamadık, olduramadık, hayallerin boynu bükük, düşler sahipsiz dolanıyor bize ait olmayan düş bahçelerinde…  Oysa o hayalleri, kurarken nasılda heyecan verirdi, sesimiz titrer anlatılmaz bir inançla “Olacak” derdik… “Olacak!”

Bir şeyler oldu evet…  Lakin olan şey ne seni ne beni mutlu etti… Sen hala sana ait olduğunu düşünmediğin şehirde kendini arıyorsun… Bense kendimi buldum, bulduğumla ne yapacağımı bilmiyorum…

Biz sadece duruyoruz. Dünya dönüyor, yaşam içimizde deviniyor… Bir zaman sonra her ne olursa, vereceğimiz cevap basit : “Ben sadece duruyordum!” Cevabın verdiği rahatlık sesimize belki sözcüklerimize yansıyacaktı ama vicdanımız her gün sancıyla uyanacaktı ertesi güne…  Yine de sesimizi çıkaramayacaktık… İkimizde aynı derece suçlu aynı derece mağdur, “Hayat!” diyecektik…

Uzaktan uzağa hayaller kuracak, arada bir belki arayacağız birbirimizi… Özleme dair cümleler kurulmaya çalışılacak ancak yüklem, özneden alakasız yerlere konulup “Özlem Bozukluğu” yaratacaktık…

Sanırım hayatın yarattığı anlam bozukluklarına dâhil olup özne eksiklikleriyle “özlem bozukluğu” olacaktık… Yıllarca süren olamamışlık olacak, o da bozuk olacaktı… Olacaktı ama… Kendine has… Kimsenin anlayamayacağı gibi… Özel bir dil gibi… Sadece “sen ve ben” den oluşan özneye kurulmuş cümle gibi… Sadece cümlelerde olduğumuz “biz” in anladığı gibi…

“Olan Bir Özlem Bozukluğu” üzerine 2 yorum

  1. doğru bildin daha neleri doğru bildik kaçamak cevaplar veriyor diye ne çok kızdım insanlara ki niçesinin haklılığı
    onlar bi cümleye bu kadar fakirken gün gibi vurdu yüzüme…sabır diyorlardı sabır..işte emeğein karşına ayna olabilecek tek şey..belki sabır da bi emek ti öylemi..tırnaklarını kanatarak kemirmek..kan kokusu sararken damağını kokuya öfkelenip yine kamirmek..

  2. ben varım bu yazının içinde..ben ve yaşayacaklarım..bir kaç sene sonra bu yazını hatırlatırım sana kuzum, bu yorumumu da hatırlatırım..belki ağlarım omzunda..şimdi utanıyorum ağlamaya da o zaman utanmam belki, ağlarım..teoman çalıyor şimdi, “ne zaman anlaşmış ki kalple beyin” diyor..doğru mu diyor? tamam doğru diyor da, her doğru her yerde söylenmez diye öğrettiler bana be kuzum..
    neyse, yüreğine sağlık kuzum..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir